Ezidiler hâlâ IŞİD elindeymiş.
2 bin 700 Ezidi kadın ve çocuk hâlâ IŞİD elinde: ‘Beyaz ferman devam ediyor’
feleknas uca, zorla alıkonulan 2 bin 700 ezidi kadın ve çocuğun akıbetinin belirsizliğini koruduğunu belirterek, "dünyanın gözü önünde 'beyaz ferman' devam ediyor. êzidî toplumu kendisini korumak zorundadır" dedi.
zorla alıkonulan 2 bin 700 ezidi̇ kadın ve çocuğun akıbetinin belirsizliğini koruduğunu belirten feleknas uca, "dünyanın gözü önünde 'beyaz ferman' devam ediyor. êzidî toplumu kendisini korumak zorundadır" dedi.
IŞİD’in Ezidİlere yönelik 3 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleştirdiği soykırım saldırılarının üzerinden 12 yıl geçerken, binlerce Êzidî hâlâ kayıp. Kaçırılan ve zorla alıkonulan Ezidi kadın ve çocukların kurtarılması ile haklarının savunulması için Diyarbakır’da 2015 yılında Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu kuruldu.
Platform üyesi ve eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Feleknas Uca, saldırıların yıl dönümüne ve platformun çalışmalarına dair MA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Aradan geçen yıllara rağmen yaşanan acının hala ilk günkü gibi olduğunu belirten Feleknas Uca,”Bugün 74 fermandan bahsediliyor ama belgelenmemiş onlarca ferman var. Amaçları Ezidiler Ezîdxan’dan sürmek, Şengal’i ve Kürdistan’ı Êzidîsiz bırakmaktı” diye konuştu.
Şengal’in 2014 yılından önce de defalarca hedef alındığını hatırlatan Feleknas Uca, 2007’nin Ağustos ayında gerçekleştirilen Girhizir ve Siba Şêx Xidir saldırısını anımsatarak, o dönemde de esas amacın Şengal’i Êzidîlerden arındırmak olduğunu söyledi.
Abdullah Öcalan’ın 2004’te Êzidîlere, “Şengal’i koruyun, büyük tehlikeler var, fermanlarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Êzidî halkının örgütlenmesi, kendisini koruması, savunmasını kendi eliyle inşa etmesi gerekir” şeklinde bir çağrıda bulunduğunu hatırlatan Feleknas Uca, sonrasında 2004 ile 2006 yılları arasında defalarca Şengal’e gittiklerini ve Abdullah Öcalan’ın mesajının önemini Êzidîlerle paylaştıklarını dile getirdi.
Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu’nun yürüttüğü çalışmalara değinen Feleknas Uca, belediye eş başkanları ve sivil toplum örgütleriyle birlikte Êzidî halkının bulunduğu bölgelerde kriz masaları kurduklarını belirterek şunları ekledi:
“Ezidilerin daha önce yaşadığı köylerin yeniden inşası, ailelerin yerleştirilmesi, kampların kurulması sağlandı. O dönemde Şengal’den gelen 34 binin üzerinde Ezidi halkımızı karşıladık ve yerleştirdik. Bu süreçte IŞİD’in elinden kurtarılan birçok Êzidî kadın da Rojava üzerinden bize teslim edildi. Kurumlarımızın yardımıyla platform çatısı altında Kobani’ye gittik. IŞİD’in elinden kurtarılan kadın ve çocukları Diyarbakır’a getirip sağlık ve psikolojik tedavilerini üstlendik. Psikolojik ve ruhsal durumları çok kötüydü, ağır travmalar yaşamışlardı. Kadın ve çocukları Duhok’a götürüp ailelerine teslim ettik. Bu süreçte daha fazla kadın özgürleştiği için platformumuzu kurduk. Bu platformla binlerce Êzidî için hizmet yürüttük; arşivlerini tuttuk, müzakereler yaptık.”
Yaklaşık 5 bin ile 7 bin arasında kadın ve çocuğun kaçırıldığını, 450 binden fazla insanın yerinden edildiğini kaydeden Feleknas Uca, o dönemi anlattı. 12 PKK’linin Şengal’e ulaşması sonucu Şengal Dağı’nda koridor açıldığını da hatırlatan Feleknas Uca, şöyle devam etti:
“Bu koridor sayesinde 150 binden fazla insan kurtarıldı. 34 bini Kuzey’e geldi, 450 bininden fazlası ise Şengal Dağı üzerinden Rojava’daki Newroz Kampı’na, Sêmalka Kapısı üzerinden Zaho, Duhok, Süleymaniye ve Erbil’e dağıldı. Êzidîler kamplara dağıtıldı. Bu da Êzidî toplumunu eritme siyasetinin bir parçasıydı. Daha sonra Êzidîleri Avrupa’ya; Kanada, Avustralya, Amerika ve birçok Avrupa ülkesine dağıttılar. Aileler parçalandı. Bunu ‘psikolojilerini koruma’ ve IŞİD’in elinden kurtulanları tedavi etme’ adı altında yaptılar. Güya tedavi etmek için götürdüler ancak farklı bir dilin, farklı hastanelerin ve farklı psikologların bulunduğu yabancı bir çevrede ruhsal olarak tam anlamıyla iyileşemediler. Almanya devletinin özel bir stratejisi vardı; kadınları oraya götürüp tedavi ettiklerini söylediler ama bugün görüyoruz ki hâlâ Güney’deki kamplarda yaşıyorlar. Avrupa devletlerinin bu konuda bir sorumluluğu var. Mültecilik ve yardım adı altında bu Êzidîleri getirdiler ama aslında Êzidîleri kendi topraklarından uzaklaştırmanın önünü açtılar. Birçok Avrupa ülkesi, Şengal Fermanı’nı kendi yasalarında ferman kabul ettiler. Fakat Şengal’de Êzidîler için somut olarak hiçbir şey yapılmadı.”
IŞİD’in zorla alıkoyduğu 2 bin 700 kadının akıbetinin hala belirsiz olduğuna dikkat çeken Feleknas Uca, “Avrupa bu konuda ne yaptı? Onları özgürleştirebilecek hangi adımı attı?” diye sordu.
Avrupa’da Ezidi toplumu üzerinde beyaz fermanın (sessiz soykırım) devam ettiğini söyleyen Feleknas Uca, şu ifadeleri kullandı:
“Ezidi toplumu üzerindeki büyük tehlikeler ve korkular devam ediyor. Dünyanın gözü önünde Ezidi toplumumuza yönelik ‘beyaz ferman’ devam ediyor. Bir fermandan kurtuldular ama başka fermanlar önlerinde duruyor. Bir fermandan kurtuldular ama bu fermanda daha fazlası diasporada başlarına geldi, geliyor. Bugün 2 bin 700 kadının akıbeti hâlâ belirsiz, IŞİD’in elinde. Onlarca toplu mezar henüz tam olarak açılmadı. Resmî rakamlara göre görülen, bilinen şeylerden bahsediyoruz; fakat bilinmeyen, akıbeti belli olmayan, tüm ailesi katledilen, öldürülen ve aileden geriye hiç kimsenin kalmadığı durumlar da var. Êzidîlerin yaşadığı tüm köylerde toplu katliamlar yapıldı. Orada kadınlar, kızlar ayrıldı. Erkekler bir araya toplanıp toplu mezarlarda diri diri katledildi. Kafeslerde dinini değiştirmek istemediği için Ezidi kadınlar yakıldı. Din değişikliğini kabul etmedikleri için diri diri yakıldılar, videoları çekildi ve bu videolar yayımlandı. Bu yüzden diyoruz; bu ferman dünyanın gözü önünde oldu. IŞİD çetelerinin Êzidî kadınlarına yaptığı o çirkin eylemler kanallarda yayımlandı. Yani bu, yaşatılanların tanımının yapılamayacağı bir durum. Sözlerle anlatılamaz. Bu yaranın, bu acının tarifi imkansız çünkü gözümüzün önünde hâlâ canlı. Haykırışları kulağımızda, yaşadıkları gözümüzün önünde.”
O dönem saldırılar ve yok etme politikalarına karşı yeni bir yaşamın inşa edildiğini belirten Feleknas Uca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fermanlara karşı kendimizi koruyabileceğimiz bir iradeye ihtiyaç vardı. O dönem Alman devletiyle görüştüğümde tek bir şey söyledim; ekmeğimizi, suyumuzu kendimiz götürürüz. Her şeyi yaparız, sadece helikopterlerinizi, uçaklarınızı bize tahsis edin. Bu bölgelerden yardımları ulaştıralım, ihtiyacı olan noktalara götürelim. Ancak devletler oralı olmadı. Êzidî toplumu sadece bu fermanla yüz yüze kalmadı. Açlıktan, susuzluktan yüzlerce çocuk, yaşlı, kadın, anne yaşamını yitirdi. Çünkü içecek bir yudum suyu yoktu. Dünya o dönem IŞİD vahşeti karşısında sessiz kaldı. Ne zaman ki Şengal direniş gösterdi; ancak ondan sonra Uluslararası Koalisyon müdahale etmek zorunda kaldı. Tıpkı Kobani gibi.”
Ezidi toplumunun birçok askeri komutanının dronlarla hedef alındığını hatırlatan Feleknas Uca, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Çünkü Ezidi toplumunun öncülerinin kendi toplumlarını örgütlemesini istemediler. Onları güçlendirmelerini, öz savunmaya dahil etmelerini istemediler. Tarihte 70-80 yaşındaki bir ananın küçük bir silah alıp mevziye gitmesi ve Şengal’i savunması gibi bir şey görülmemiştir. Kürt kadınlarının, Êzidî kadınlarının analarının öncülüğünde ne oldu da Êzidî kadınları bugün böyle bir şey yapıyor; mevziye çıkıp kendini savunuyor. İşte bugün bu güç, Şengal üzerinde kolay kolay yeni bir fermanın yaşanmasına izin vermeyecektir. Şengal savunması, 74 fermanın ve Êzidî kadınların intikamını alacak. Fakat bu tek başına yeterli değildir. Toplumun kendi kendini örgütlemesi gerekir. Uluslararası kurumların gelip bizim için bir şey yapmasını mı bekleyeceğiz? Bugün kendimizi koruyacak gücümüz var, kendimizi koruruz.”
Şengal üzerinde çok farklı bir siyasetin yürütüldüğünü dile getiren Feleknas Uca, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bugün yine görüyoruz ki Şengal üzerindeki tehditler devam ediyor. Êzidî toplumunun hâlâ Kürdistan Bölgesi’nde çadırlarda hayatlarını sürdürdüklerini görüyoruz. Şengal hâlâ tamamen inşa edilmiş değil; Şengal üzerindeki büyük korkular, büyük tehlikeler devam ediyor. Kadınların, çocukların akıbeti belli değil; toplu mezarlar açılmamış durumda. IŞİD çeteleri, Irak merkezi hükümetinin affıyla Şengal çevresine yerleştirildi. Yine Hol Kampı’ndan kaçan çeteler birer birer serbest bırakılıyor. Bugün Şengal’in yakınlarına yerleştirilmiş durumdalar. IŞİD çetelerinin canlılığı, genel olarak Irak genelinde ve Şengal üzerinde büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Êzidî toplumu bir kez daha fermanla yüz yüze kalmaktadır. Bu tehditler nedeniyle Êzidî toplumu kendisini korumak zorundadır.
Kürtlere, Êzidî toplumuna borçlusunuz. Birçok Kürt insanlık uğruna, IŞİD çeteleriyle savaşmak uğruna canını verdi, binlerce genç feda edildi. Ama ne Şengal’in ne de Rojava’NIN statüsünü kabul etmediniz. Bu yüzden borçlarını ödesinler. Borçları sadece fermanı resmî olarak kabul etmek değildir. Onların borcu, Êzidî toplumunun yanında yer almak, Êzidî toplumuyla tartışmaktır. Êzidî toplumu ne istiyor, kendi komününü nasıl kurmak istiyor, yaşamını nasıl sürdürüyor? IŞİD’in elindeki kadınları nasıl kurtarabiliriz? Tartışmalarının adresi Avrupa olmamalıdır; Şengal Dağı’nın içi olmalıdır. Êzidî toplumunun bu fermanda direnen gençleriyle tartışılmalı, bu adımlar onlarla atılmalı ve Şengal’in statüsü kabul edilmelidir.”
“Irak Hükümeti ‘Şengal Fermanı’nı resmî olarak kabul etmiyor. Kendi devletinin içinde Êzidî toplumunu koruyamıyorsun. Binlerce askerî gücün vardı Şengal’de, Şengal’den kaçtılar. Şengal’i korumadılar. Sen bugün kendi şehrini koruyamıyorsun, Musul’u 24 saat içinde koruyamadın. Şengal’i nasıl koruyacaksın? Bu yüzden merkezi hükümetin Ezîdxan Savunma Gücü’nü derhal resmî bir güç olarak kabul etmesi gerekir ki o güç kendi toplumunu koruyabilsin. Şengal’in inancı kendi gençlerine, öz savunma gücüne dayanmaktadır. Bu nedenle de resmî olarak kabul edilmeleri gerekir. Başka bir fermanın önüne geçilmesi için Şengal’in statüsünün kabul edilmesi gerekir. Kendini koruyabilmesi, kendi iradesiyle, inancıyla, talebiyle var olabilmesi için statünün tanınması önemlidir.” (MA)