AKP ABD'ye yaranmak için geçmişi silmiş.
AKP bu sözleri çabuk unuttu: “15 Temmuz’un arkasında ABD var”
15 temmuz darbe girişimi sonrası abd'yi eleştiren akp'liler, 10 yılda söylemlerini geri çekerek bugünkü yakın ilişkilere odaklandı.
15 temmuz darbe girişiminin ardından abd’yi doğrudan ya da dolaylı biçimde eleştiren akp’liler, aradan geçen 10 yılda bu söylemlerini tekrarlamaz oldu. şimdi hiçbiri emperyalistlere iki çift söz söyleyemiyor. bir dönem nato üslerinin kapatılmasını istiyormuş gibi davrananlar, bugün abd ile yakın ilişkileri ve nato üyeliğini türkiye için “nimet” olarak sunuyor.
15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin bugün 10. yıl dönümü.
İktidarın desteği ve işbirliğiyle devlet içerisinde örgütlenen, yollar ayrıldıktan sonra ise “FETÖ” olarak adlandırılan Fethullahçı yapı 10 yıl önce bir askeri darbe girişiminde bulunmuştu. 248 kişinin öldüğü girişimin ardından örgüt, ayarını iktidarın yaptığı tartışmalı bir teraziyle devletten büyük oranda tasfiye edildi.
15 Temmuz'un en dikkat çekici taraflarından biri ise iktidarın darbe girişimine yönelik söylem değişikliği oldu. Darbenin ardından işin arkasında ABD'nin ve NATO'nun olduğunu vurgulayan AKP'li isimler bugün emperyalistlere iki çift söz söyleyemiyor.
İktidara yakın medya organları da şimdilerde ABD Başkanı Donald Trump’ın Erdoğan’a yönelik övgülerini manşetlerine taşıyor. Haberlerde NATO, "vazgeçilmez bir ittifak" olarak sunulup "Türkiye'nin NATO için ne kadar önemli olduğuna" işaret ediliyor. NATO ve ABD politikalarına karşı çıkan muhalifler ise iktidarın hedefi haline geliyor.
İLK TAŞI SOYLU ATMIŞTI
15 Temmuz’un ertesi günü katıldığı bir televizyon programında konuşan dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, darbe girişiminin arkasında ABD’nin bulunduğunu öne sürdü.
Soylu, 16 Temmuz 2016’da yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Darbenin arkasında Amerika Birleşik Devletleri var. Oradan yayımlanan birkaç dergi birkaç aydır faaliyette bulunuyordu. Biz ABD’ye aylardır Fethullah Gülen konusunda bir mesaj veriyoruz. ABD bize Fethullah Gülen’i vermek zorundadır.”
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ise darbe girişiminden yaklaşık bir hafta sonra yaptığı açıklamayla bu iddiaları reddetti. Obama, ABD’nin darbe girişiminden önceden haberdar olduğu veya girişimin bir parçası olduğu yönündeki iddiaların “tamamen ve tartışmasız biçimde yanlış” olduğunu savundu.
Soylu, ilerleyen yıllarda da benzer açıklamalar yapmayı sürdürdü. Şubat 2021’de, İçişleri Bakanı olduğu dönemde Nedim Şener’e verdiği röportajda, Türkiye’de gerçekleşen darbelerin arkasında ABD’nin bulunduğunu söyledi.
Soylu’nun açıklamalarına yanıt veren dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price de iddiaları kabul etmedi. Price, bu tür açıklamaların Türkiye’nin “NATO müttefiki ve ABD’nin stratejik ortağı” statüsüyle bağdaşmadığını söyledi.
Aynı dönemde Soylu’nun sözlerinin Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilere zarar verdiği ve Erdoğan’ı diplomatik açıdan zor durumda bıraktığı yorumları yapıldı.
MİROĞLU: BU DARBENİN ARKASINDA ABD VAR
15 Temmuz’un hemen ardından konuşan dönemin AKP Milletvekili Orhan Miroğlu da darbenin arkasında ABD’nin bulunduğunu savunan isimler arasındaydı.
Miroğlu, “Bu darbenin arkasında ABD var ve bunu Türkiye’de Kürdüyle, Türküyle yaşayan herkes biliyor” ifadelerini kullandı. Fethullahçı yapıyı tasfiye edebilecek tek gücün de ABD olduğunu ileri sürdü.
AKP’li isimlerin açıklamalarında, Fethullah Gülen’in uzun yıllardır ABD’de yaşaması ve Türkiye’nin iade taleplerinin karşılanmaması, darbe girişiminin arkasında ABD’nin bulunduğu iddiasının başlıca dayanaklarından biri olarak sunuldu.
ANKETLER İŞARET EDİLMİŞTİ
15 Temmuz’dan dört ay sonra yayımlanan bir anket, AKP’li isimler tarafından dile getirilen ABD iddialarının toplumda da geniş karşılık bulduğunu gösterdi.
Andy-Ar Araştırma Şirketi tarafından yapılan ankette katılımcılara, “15 Temmuz darbe girişiminin arkasında ABD’nin olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusu yöneltildi. Katılımcıların yüzde 79’u bu soruya “evet” yanıtını verdi.
AKP’li isimlerin art arda yaptığı açıklamalar ve iktidara yakın medya organlarının yayınları, darbe girişiminin arkasında ABD’nin bulunduğuna yönelik kanaatin toplumda yaygınlaşmasında etkili oldu.
ERDOĞAN: "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIM"
Erdoğan, darbe girişiminin hemen ardından yaptığı açıklamalarda ABD’yi doğrudan sorumlu tutmaktan kaçındı ancak “FETÖ’nün lideri” olarak nitelendirdiği Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesini ısrarla talep etti.
Erdoğan, Kasım 2016’da Amerikan CBS televizyonuna verdiği mülakatta darbe girişimi nedeniyle doğrudan ABD’yi suçlamadığını ancak Türkiye toplumunda bu yönde güçlü bir kanaat bulunduğunu söyledi.
ABD’nin Gülen’i iade etmemesine tepki gösteren Erdoğan, ilişkilerden duyduğu hayal kırıklığını da dile getirdi. “ABD’nin politikaları nedeniyle kızgın göründüğünün” belirtilmesi üzerine Erdoğan, “Şu anda açık ve net söyleyeyim, çünkü açık sözlüyümdür; ‘Hayal kırıklığına uğramadım’ dersem doğru olmaz. Hayal kırıklığına uğradım” ifadelerini kullandı.
"İNCİRLİK KAPATILABİLİR"DEN “NİMETİNİN YANINDA KÜLFETİNİN LAFI OLMAZ”A...
AKP’li Şamil Tayyar’ın NATO’ya ilişkin yaklaşık 10 yıl arayla yaptığı iki farklı açıklama, iktidarın söylemindeki dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden birini oluşturdu.
Tayyar, 2017 yılında AKP Gaziantep Milletvekili olduğu dönemde Milat gazetesine verdiği röportajda yalnızca ABD’yi suçlamakla kalmamış, NATO’nun Türkiye için bir tehdit haline geldiğini savunmuştu.
“NATO artık Türkiye için bir tehdit haline geldi. DEAŞ, PKK ve FETÖ’nün yanına NATO’yu da ekleyebilirsiniz. Çünkü bir terör örgütü haline geldi. Türkiye buna karşı bir tedbir almalı. Bu tedbir de İncirlik Hava Üssü’nü kapatmak olabilir.”
Aradan geçen yıllarda Tayyar’ın NATO’ya ilişkin söylemi bütünüyle değişti. Tayyar, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesinde kentte yapılan hazırlıklara ve alınan önlemlere yönelik eleştirilere karşı çıkarak halka “sabır” çağrısında bulundu.
Tayyar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“22 yıl aradan sonra Türkiye, NATO Zirvesi’ne yeniden ev sahipliği yapıyor... Ama Ankara’daki çevre temizliğini daha çok konuşuyoruz, epey yadırgayan da var.
Aslında mesele çok basit. Nasıl ki evinize misafir davet ettiğinizde, hele özel misafirlerse, evde dip köşe temizlik ve özel hazırlık yapıyorsanız bu da öyle bir şey. 32 üye ve misafir ülkelerin liderleri geliyor, tüm dünyanın gözü Ankara’da, ev sahibisiniz. Müsaade edin biraz hazırlık yapılsın, özen gösterilsin.
Ayrıca nimetinin yanında külfetinin de lafı olmaz. Hele CAATSA yaptırımları kaldırılır, hediye paketinden jet motoru ve F-35’ler çıkarsa hiç lafı olmaz. Savunma sanayisindeki yeni işbirliklerini saymıyorum bile. Biraz sabır.”
Böylece 2017’de NATO’yu “terör örgütü” olarak nitelendirerek İncirlik Üssü’nün kapatılmasını öneren Tayyar, 2026’da NATO Zirvesi’ni Türkiye açısından bir “nimet” olarak tanımlıyordu.
ON YIL SONRA ABD VE NATO İLE KOL KOLA
15 Temmuz’dan bugüne Türkiye’nin siyasi hayatında ve iktidarın dış politika söyleminde önemli değişiklikler yaşandı. Darbe girişiminin ardından ABD’yi suçlayan ve NATO’yu Türkiye’ye yönelik bir tehdit olarak sunan iktidar temsilcileri, bugün Washington yönetimiyle kurulan yakın ilişkiyi önemli bir siyasi ve diplomatik kazanım olarak değerlendiriyor.
Toplumsal desteği ve meşruiyeti giderek aşınan iktidarın, bu açığı uluslararası destek ve dış politika başarıları üzerinden kapatmaya çalıştığı görülüyor. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın geçtiğimiz aylarda kullandığı “Türkiye’nin ihtiyacı olan meşruiyeti biz veriyoruz” sözleri de iktidarın Trump’la kurduğu ilişkinin içeriğini gözler önüne seriyor.
İktidara yakın medya organları ise Trump’ın Erdoğan hakkında kullandığı övgü dolu ifadeleri manşetlerine taşımayı sürdürüyor. NATO Zirvesi, silah anlaşmaları, F-35 programı ve savunma sanayisi işbirlikleri iktidar tarafından "Türkiye’nin diplomatik ağırlığının göstergeleri" olarak sunuluyor.
Böylece 15 Temmuz’un ardından ABD’yi darbenin arkasındaki güç olarak gösteren ve NATO üslerinin kapatılmasını isteyen siyasi söylemin yerini, 10 yıl sonra ABD ile yakınlığın ve NATO üyeliğinin “nimetlerini” anlatan yeni bir söylem almış durumda.