Ankara'ya kuş uçurtmuyorlarmış.
Ankara NATO Zirvesi: Güçlü İttifak ve Türk-ABD İlişkilerinde Beyaz Sayfa
ankara'da gerçekleşen nato zirvesi, ittifakın 32 üyesini bir araya getirerek türkiye'nin stratejik önemini ve türk-abd ilişkilerindeki yeni dönemi vurguladı.
ankara nato zirvesi ve türk-abd i̇lişkilerinde yeni dönem: i̇ttifakın 32 üyesinin ankara buluşması, lahey zirvesi kararlarının somutlaştığı ve türkiye'nin kritik bir dengeleyici aktör olarak konumlandığı stratejik bir dönüm noktası oldu. bu haber %sitename% ( %siteurl% ) sitesinden alınmıştır. haberin orijinal kaynağına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Editörün Notu
Lahey’deki NATO Zirvesi’nden (24-25 Haziran 2025) bir yıl sonra ve hızlandırılmış bir dönüşüm geçiren uluslararası bir ortamın arka planında, İttifak’ın 32 üye devletinin liderleri, önemi rutin bir zirveden çok daha öteye uzanan bir toplantı için Ankara’da bir araya gelmiştir. İsrail ile İran arasındaki çatışma, Türkiye’nin stratejik olarak yeniden konumlandırılması, Avrupa’nın savunma dönüşümünün hızlanması, ABD ile Avrupalı müttefikleri arasında sorumlulukların yeniden dağıtılması yönündeki artan baskı ve Washington ile Pekin arasındaki yoğunlaşan stratejik rekabet, Ankara Zirvesi’nin gündemini önemli ölçüde genişletmiştir. Zirve, Türkiye’nin yalnızca ittifak içindeki askeri rolünü değil, Washington ve Brüksel ile ilişkilerinde yeni bir denge arayışını da gündeme getirmiştir. Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin ardından Türkiye S-400 krizinin çözümü, F-35 programına dönüş, SAMP/T hava savunma sistemi tedariki ve İngiltere ile savunma iş birliğini kapsayan kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecine hız vermiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki olumlu diyalog, Türkiye’nin Suriye, Gazze ve İran krizlerinde üstlendiği arabuluculuk rolüyle birleşince Washington’daki hava Türkiye lehine değişmiştir. Hiç şüphesiz bu süreçte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerek Rusya-Ukrayna gerekse ABD/İsrail-İran Savaşı’nda objektif, yapıcı bir şekilde her iki savaşın barışla sonuçlandırılmasına yönelik girişimleri ve yaklaşımlarıyla, İsrail’in Gazze’yi işgali ile başlayan savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmemesini engelleme yönündeki büyük gayretlerinin etkisi mutlak surette göz önünde tutulmalıdır.
ÖZET
Türkiye’nin büyük önem verdiği Ankara Zirvesi NATO’nun 32 üyesinin devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getirirken büyük oranda geçen seneki Lahey zirvesinin uygulamasının görüldüğü ve bazı ek kararların alındığı bir buluşma olmuştur. Zirvede Avrupa ülkeleri ile ABD arasındaki bazı görüş farklıkları Trump’ın Grönland ve İspanya ile ilgili çıkışları gibi nedenlerle yine su üstüne çıkarken, bu farklılıkları NATO Genel Sekreteri Mark Rutte yumuşatmaya çalışmıştır. Rutte, zirvenin ardından düzenlediği basın toplantısında zaman zaman çıkan tartışmaları aile üyeleri ya da yakın dostlar arasındaki kavgaya benzeterek, “Arkadaşlar bazen kavga edebilir. Bu sizi güçlendirir. Başkan Trump fikrini kendine saklamayan biri. Avrupa’nın üzerine düşeni yapması gerektiğini söyledi, ki bunda haklı” açıklamasında bulunmuştur. Ankara artık İttifakın kenarında yer almıyor; aksine, NATO içinde hem dengeleyici bir devlet hem de kilit bir devlet haline geldi. NATO Ankara Zirvesi, Türkiye’nin dış politikada vardığı yerin özetidir. NATO Ankara Zirvesi, Erdoğan ve Trump’ın liderliklerinde Türkiye ve Amerika’nın eskisine nazaran çok daha yakın bir iş birliği içinde olduklarına tanıklık etti. Ankara’da gerçekleşen iki günlük zirvede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip önemli görüşmeler gerçekleştirdi. Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın dostluk mesajları ve görüntüleri ise zirveye damga vurdu. Nitekim, Amerikan The Wall Street Journal (WSJ) gazetesi de Trump’ın, Türkiye’ye yönelik yaptırımları kaldırma ve F-35 savaş uçaklarını satma niyetini analiz ederken, Trump’ın Erdoğan ile düzenlediği ortak basın toplantısında söylediği, “Türkiye, müttefiklik hukukuna bağlı kalacağını düşündüğümüz diğer birçok ülkeden çok daha fazla bu hukuka uydu. Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz, yaptırımları kaldırma zamanı geldi.” şeklindeki Türkiye lehine olan güçlü açıklamalarını ön plana çıkardı.Ankara’da yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Dona
NATO 3.0 Kavramı Avrupa ve ABS Arasındaki Makası Kapatır mı?
Kanaatimizce Ankara Zirvesi, NATO İttifakı açısından yeni bir stratejik eşiğe ve köklü değişim arayışına işaret etmektedir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı’na karşı kolektif savunma misyonu üstlenen NATO, 1991 sonrasında yeni görev alanlarına yönelmiş; arama kurtarma, kriz yönetimi ve düzen inşası gibi başlıklarla farklı bir evreye geçmiştir. Ancak Rusya’nın 2008’de Gürcistan’a, 2014 ve 2022’de Ukrayna’ya müdahaleleri, ittifak içinde güvenlik algılarını yeniden sertleştirmiştir. Ancak, Ukrayna ve İran savaşları, Çin-Rusya İttifakı, İttifak mimarisinin kaos ve dağılma değil, ABD’nin nükleer garantörlük şemsiyesinin devamı, savunma sanayii ve teknolojilerinin modernizasyonunda ortaklığın devamında rasyonaliteyi ön plana çıkarmıştır.
ABD’nin Avrupa’dan bazı kuvvetlerini çekmesi, müttefikler arası görüş ayrılıkları ve Trump’ın eleştirel yaklaşımlarına mukabil, Türkiye ev sahipliğinde gerçekleşen Ankara NATO Zirvesi 2026,, Trump-Erdoğan liderliğinde derin bir krize dönüşmeden yola devam kararının çıktığı bir platform olmuştur. Uluslararası İttifaklar, devletlerin stratejik çıkarlarının asgari müştereklerin manzumesidir. Bu bakımdan, Türkiye; Ankara Zirvesi ile tarihe not düşecek şekilde, 1949 Washington Anlaşması’nın 5. Maddesi’nin temel hukuki bağlayıcı esasları dahilinde gerçekleşmiştir. Bu itibarla önemle belirtmek gerekir ki Zirve, ittifak içindeki tüm görüş ayrılıklarını ortadan kaldırmasa da kolektif savunma fikrini güncelleyen, caydırıcılığı güçlendiren ve NATO’ya yeni bir stratejik perspektif kazandıran önemli bir dönemeç olarak görülmektedir.[1] NATO’nun işlevsel değeri 1991 sonrasında SSCB ve Varşova Paktı’nın dağılmasıyla tartışmalı duruma geldi. Örgüt, ABD’nin ısrarıyla alan dışı kullanıma yöneldi. Ve bu ABD’nin örgüt üzerindeki hegemonyasını artırdı. ABD; Bosna-Hersek, Kosova, Afganistan, Irak, Somali ve Libya’da NATO kimliğiyle askeri varlık sergiledi ve çok sayıda harekât yürüttü. Bu arada Türkiye’deki askeri varlığının yanında; Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan, Suriye, Irak ve Körfez ülkelerinde bulundurduğu unsurlarla Karadeniz’de ve Orta Doğu’da etkin konuma erişti. Ankara’da 7-8 Temmuz 2026’da düzenlenen NATO Zirvesi hem ülke liderleri hem de basın mensupları tarafından “ittifakın yeni dönemi” diye nitelendirildi. Bu yaklaşımın temelinde ise NATO’nun tarihinin üç ayrı döneme ayrıldığı fikri var. Buna göre, 1949’dan 1991’e kadar süren Soğuk Savaş dönemini ifade etmek için “NATO 1.0” nitelemesi kullanılıyor. Bu dönemde ittifakın temel amacı Sovyetler Birliği’yle mücadeleydi ve ABD, Avrupa güvenliğinin tartışmasız lideriydi.
TUSAŞ tesisleri NATO heyetlerine tarihî bir gün yaşattı
“NATO 2.0″ ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra başlayan dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamada NATO, Afganistan gibi başka bölgelere yönelik operasyonlara yöneldi. Terörle mücadele ve kriz yönetimi ön plana çıkarken, Avrupa’nın güvenliği büyük ölçüde yine ABD’nin askeri varlığına dayandı. NATO, 11 Eylül 2001’deki El Kaide saldırılarının ardından ABD’yi devlet dışı bir aktöre karşı savunmak amacıyla ilk kez kolektif savunma maddesi olan 5. Madde’yi yürürlüğe koymuştu. Ankara Zirvesi ile birlikte konuşulmaya başlanan “NATO 3.0” ise Rusya’nın yeniden temel askeri tehdit olarak tanımlandığı, Çin’in uzun vadeli stratejik rakip olarak dikkate alındığı ve Avrupa’nın kendi savunmasının daha büyük bölümünü üstlenmeye zorlandığı yeni dönemi anlatıyor.
Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın’ın bu analizinin tam metnine ulaşmak ve C4Defence Dergisi’nin yeni sayısını incelemek için tıklayınız.
İlginizi Çekebilir
Bu haber %sitename% ( %siteurl% ) sitesinden alınmıştır. Haberin orijinal kaynağına ulaşmak için buraya tıklayınız.