Burgess romanı aile trajedisinden yazmış.
Anthony Burgess, Otomatik Portakal'ı bir aile trajedisinden yola çıkarak yazdı
otomatik portakal'ın yazarı anthony burgess, romanını kişisel bir aile trajedisinden ilham alarak kaleme aldığını açıkladı.
anthony burgess, kitabının 1971 yapımı film uyarlamasında kubrick’in ortaya koyduğu işten o kadar etkilenmişti ki listener dergisi için filmi bizzat değerlendiren bir yazı yazdı. “teknik açıdan kusursuz, üzerinde düşünülmüş, güncel, şiirsel ve ufuk açıcı. bu yapımı kendi romanımın alelade bir yorumu olarak değil, kökten ve yepyeni bir şekilde yeniden inşa edilmiş hali olarak görebildim. filmin […] the post anthony burgess, otomatik portakal’ı bir aile trajedisinden yola çıkarak yazdı appeared first on rotka .
Anthony Burgess, kitabının 1971 yapımı film uyarlamasında Kubrick’in ortaya koyduğu işten o kadar etkilenmişti ki Listener dergisi için filmi bizzat değerlendiren bir yazı yazdı.
“Teknik açıdan kusursuz, üzerinde düşünülmüş, güncel, şiirsel ve ufuk açıcı. Bu yapımı kendi romanımın alelade bir yorumu olarak değil, kökten ve yepyeni bir şekilde yeniden inşa edilmiş hali olarak görebildim. Filmin hiçbir hadsizliğe düşülmeden gururla ‘Stanley Kubrick’in Otomatik Portakalı olarak ilan edilebildiğini hissetmek, Kubrick’in dehasına sunabileceğim en büyük takdirdir.”
Burgess’in bu eleştirisi Kubrick’in Otomatik Portakal filminin 1972’nin başlarında vizyona girmesinden hemen önce yayımlanmıştı, ancak takip eden aylarda filmin cinsellik ve şiddet tasvirleriyle antisosyal davranışı adeta romantize etmesi sebebiyle kopan büyük fırtına, yazarı giderek yıpratmaya başladı; Burgess on yıl önce yarattığı bir hikaye ve karakterler yüzünden kendisini aniden eleştirilerin hedef tahtasında bulmuştu.
1974’e gelindiğinde Burgess tamamen fikir değiştirmişti. Filmi eleştirmekten ziyade romanı yazdığı için pişmanlık duyar hale gelmişti. Russell Harty Show’daki bir programda “Bu lanet şeyi yazdım. Artık bıktım. Biliyor musunuz, bu kanlı kitaptan, Otomatik Portakal‘dan bıktım. 1961’de yazdım, yani çok uzun zaman önce. O zamandan beri, görünüşe göre kitabın ya da Kubrick’in filminin etkisinde kalmış yeni bir nesil yetişti. Fakat ben bunu yazdığımda bu sadece kelimelerin kullanımı üzerine bir egzersizdi. Dağlar kadar eski bir temayı ele alma girişimiydi… İnsanın yasak meyveyi yediği; insanın ilk günahla doğduğu ve muhtemelen hâlâ öyle doğmaya devam ettiği teması… Benim ve Kubrick’in yaptığı tek şey insanların gerçekte nasıl olduğunu göstermekti: Hepimiz kötülüğe meyilliyiz. Eğer yarın gece meydanda dinsizlerin kurban edilerek yakılacağını ya da stüdyoya aslanların salınıp izleyicileri kovalayacağını duyursanız insanlar buna bayılır. Bunu, sözgelimi bir On İkinci Gece veya Antonius ve Kleopatra oyununun sahnelenmesine kesinlikle tercih ederler” dedi.
İnsanlığa dair bu zifiri karanlık bakış açısına sahip Burgess’in kitaptaki asıl amacı insanın günahlarına ağlayıp sızlamaktan ziyade bu gerçekle yüzleşmekti. Yazar, toplumun en kötü ve en yıkıcı bireyleri söz konusu olduğunda bile, otoriter bir kontrole karşı her zaman özgür iradenin tercih edilmesi gerektiğini savunuyordu.
Otomatik Portakal‘ın 1987 baskısının önsözünde “Anlamsız şiddet enerjisi bol ama yapıcı işlere yeteneği az olan gençliğin bir ayrıcalığıdır” diye yazmıştı.
Burgess’in çete şiddetine dair algısı Otomatik Portakal‘ı yazmasından yaklaşık yirmi yıl önce kesin bir yargıya dönüşmüştü. O dönemde, Lynne Burgess olarak da bilinen ilk eşi Llewela Jones, Londra’da bir çete saldırısına uğramıştı.
“Savaş sırasında İngiltere’de asker kaçağı olan çok sayıda asker vardı. Bunlar genellikle Amerikalı veya Polonyalı gibi yabancı askerlerdi; kendi kurnazlıklarıyla hayatta kalır ve insanları soyarlardı. Eşim ise Savaş Taşımacılığı Bakanlığı için çalışıyordu ve Normandiya Çıkarması için gemilerin incelenmesi işiyle meşguldü. Bir akşam ofisten geç çıkmıştı ve dört Amerikalı asker önünü kesip alyansı da dahil olmak üzere eşyalarını çalmaya çalıştı. Bu artık bardağı taşıran son rezaletti. Ben o sırada orduda, yurt dışındaydım ve bu alyans onun için çok şey ifade ediyordu. Çığlık atmış, onlar da çığlığını kesmek için ona vurmuş ve kadını evire çevire dövmüşler. Eşim o sırada çocuğumuza hamileydi. Bebeği kaybetti. O günden sonra hep hastalıklarla boğuştu ve çok genç yaşta hayata gözlerini yumdu.”
Lynne yirmi dört yıl daha yaşamış olsa da Burgess, eşinin ölümünün yaşadığı saldırıyla bağlantısından emindi, çünkü ona göre Lynne, hayatının geri kalanında bu saldırının travmasıyla mücadele etmiş ve bu durum, kırk yedi yaşında karaciğer yetmezliğinden ölümünde büyük payı olan aşırı alkol tüketimine zemin hazırlamıştı.
Lynne’in ölümünden altı yıl sonra Anthony Burgess, eşinin uğradığı saldırı ve sonrasındaki zorlu yıllar hakkında duygusal olarak oldukça mesafeli bir tavır sergiliyordu. Karısının başına gelenleri anlattıktan sonra, bunun özel bir durum olmadığını ve herkesin başına gelebileceğini belirterek şunları ekliyordu: “Hayatın tamamen güllük gülistanlık olduğunu ne kadar iddia edersek edelim, zaman zaman oldukça acımasız olabilir. Ve bunun için insanın kendisinden başka kimseyi suçlamanın bir faydası yoktur. Hepimiz böyleyiz. Fırsat verilirse hepimiz böyle oluruz.”
Burgess, Otomatik Portakal‘ı yazarken doğrudan Lynne’in ve doğmamış çocuklarının başına gelenlerle ilgili kendi travmasıyla yüzleştiğini kabul ediyordu —her ne kadar “travma” kelimesini açıkça telaffuz etmese de. Kitabı, bu olayın ardından gelen acıyı “defetme” ya da “kabusları kovma” girişimi olarak tanımlıyordu. Bu durum, yazarın daha sonra bu kitabı yazdığı için neden pişmanlık duyduğunu açıkladığını da gösteriyor; zira “yanlış anlaşılma tehlikesi”, geçmişin o iblislerinden bazılarını beklenmedik bir şekilde yeniden canlandırmıştı.
“Dürüst olalım,” diyordu Burgess, “Tüm politikacılar içi boş, kukla insanlardır. Siyasete giren her insan, zaten başka hiçbir şey yapmaya yeteneği olmadığı için girer. Kötü insanlar değillerdir. İyi insanlar da değillerdir. Onlar sadece soyutlamalarla uğraşan etkisiz elemanlardır. Şu an içinden geçtiğimiz sorunlara —ne ahlaki sorunlara, ne futbol maçlarındaki holiganlık sorunlarına, ne tecavüz vakalarına ne de enflasyon sorunlarına— hiçbir cevapları olmadığını kanıtladılar. Dolayısıyla bu sorunların cevapları bireyin kendi zihninde yatıyor olmalı. Bende, sende, herkeste yatıyor olmalı.”
The post Anthony Burgess, Otomatik Portakal’ı bir aile trajedisinden yola çıkarak yazdı appeared first on Rotka.