Müzik piyasası tekli olmuş, Ayris farklı bir yoldan gitmiş.
Ayris ile “Meretrix” Albümü ve Bağımsız Sahne Üzerine
alternatif müzik sanatçısı ayris, yeni konsept albümü “meretrix” ile dinleyicisini sosyolojik, felsefi ve psikolojik katmanlardan oluşan bir anlatının içine davet ediyor. albüm, popüler müzik endüstrisinin tekli odaklı üretim anlayışının dışında konumlanıyor.
boğaç gökmen alternatif müzik sahnesinde kendine özgü anlatım diliyle dikkat çeken bağımsız isimlerden ayris (tuğberk reçber), yeni konsept albümü “meretrix” ile dinleyicisini yalnızca şarkılarla değil, sosyolojik, felsefi ve psikolojik katmanlardan oluşan bir anlatının içine davet ediyor. popüler müzik endüstrisinin tekli odaklı üretim anlayışının dışında konumlanan albüm; yönetenler, toplum baskısı ve kaygılı bağlanmalar ekseninde şekillenen hikâyesiyle […] the post ayris ile “meretrix” albümü ve bağımsız sahne üzerine appeared first on rotka .
Alternatif müzik sahnesinde kendine özgü anlatım diliyle dikkat çeken bağımsız isimlerden Ayris (Tuğberk Reçber), yeni konsept albümü “Meretrix” ile dinleyicisini yalnızca şarkılarla değil, sosyolojik, felsefi ve psikolojik katmanlardan oluşan bir anlatının içine davet ediyor. Popüler müzik endüstrisinin tekli odaklı üretim anlayışının dışında konumlanan albüm; yönetenler, toplum baskısı ve kaygılı bağlanmalar ekseninde şekillenen hikâyesiyle dinleyiciyi düşünmeye çağırırken, deneysel müzikal yapısıyla da alternatif sahnede kendine özgü bir alan açıyor. Ayris ile müzikal yolculuğunu, “Meretrix”in ortaya çıkış sürecini, albümün kavramsal dünyasını ve geleceğe dair üretim planlarını konuştuk.
Sizi ilk kez dinleyecek ve isminizle ilk kez karşılaşacak birine “Ayris”i nasıl anlatırsınız? Bu müzikal persona nasıl ortaya çıktı?
Ayris’i dürüst, gerçekçi, heyecanlı bir persona olarak anlatırım. Bu persona şöyle aslında; hepimizin içinde böyle çok dışarı yansıtmadığı veya bastırdığı bir kişilik oluyor. Bu benim diye demiyorum. Sadece benim burada yapmak istediğim, bunu bastıran insanlar için bir dışa vurum olması. Bunu yapamayanların dili olmak aslında. Bunu düşünüp de söyleyemeyenlerin sesi olmak da diyebilirim.
Müziğinizde alternatif rock, deneysel yaklaşımlar ve kavramsal anlatılar iç içe ilerliyor. Günümüzde müzik endüstrisi büyük ölçüde tekli şarkılar üzerinden ilerlerken siz konsept bir albüm üretmeyi tercih ettiniz. “Meretrix” fikri nasıl doğdu ve bu üretim biçimi sizin müzikal anlayışınızı nasıl yansıtıyor?
Açıkçası ben içinde bulunduğum piyasayı da çok fazla beğenmediğim için piyasaya yönelik işler yapmayı hiçbir zaman düşünmedim. Günün birinde bunu da yapmam gerekecek ama şu aşamada düşünmemiştim. Şu da var, dediğiniz gibi artık kimse albüm çıkarmıyor. Albüm çıkarmanın zahmetli bir iş olduğunu ben ilk albümde anladım zaten. Genellikle şarkıların birbiriyle bağlantılı olması gerektiğini, bir anlatıya sahip olması gerektiğini, bir hikayesi olması gerektiğini düşünüyorum. Birbiriyle aynı olmasa bile aynı yoldan geçmiş şarkılar olmalı. Meretrix albümü de bu şekilde gelişti. Alternatif etkiler var, deneysel etkiler var. Ben şarkılarımı yaparken asla bir kalıba bağlı kalmayı sevmiyorum. Kendimce kurallarım da yoktur. Ufak tefek matematiklerim var ama bunlar benim kırmızı çizgim değil. Dolayısıyla içimden ne gelirse onu yapmaya çalışıyorum. Daha da önemlisi anlattığım şeyleri en iyi dışa vurmada ne destekler beni, onu düşünüyorum. O şekilde de en doğrusunu bulmaya çalışıyoruz. Meretrix nasıl ortaya çıktı? Aslında bi şeyler anlatmak için şu an en güzel metafor, genel bir metafor oluyor ama hani bi aşk üzerinden her zaman daha kolay anlatılıyor. Bir de bizim de müziğimiz yüz yıldır hep aşk üzerine, bir kadın ve bir erkek üzerine yazıldığı için kalıplaşmış, birçok toplumsal olayı birileri kızıyor diye işleyemiyoruz. Dolayısıyla konu hep buralara sıkışıyor. Biz de bunun içinde olabildiğince olayı genişletmeye çalışıyoruz aslında. Meretrix de bir hayat kadını demek. Metafor yine bir kadın üzerinden ama aslında orada toplum baskısına yönelik bir eleştiri. “Beyaz’a Veda” direkt ayrılık sonrasına bir şarkı. “Kazanova” da yine bir kadın üzerinden, kadın erkek ilişkilerinin hastalıklı bir zihniyet tarafından işleyişini anlatıyor aslında. Zaten “Saklama Bu Ateşi” adresi belli. “Anka”ya baktığım zaman da işte depresyondan çıkmakla alakalı. Kalk ayağa kendine gel biçimde bir şarkı.
“Meretrix”; yönetenler, toplum baskısı ve kaygılı bağlanmalar gibi farklı başlıklar etrafında şekilleniyor. Bir yandan sistemi ve toplumu eleştirirken diğer yandan bireyin iç dünyasına, ilişkilerine ve kırılganlıklarına odaklanıyorsunuz. Sizce bu meseleleri birbirine bağlayan ortak nokta ne ve neden aynı albümde anlatmayı tercih ettiniz?
Bunların ortak noktası insan bir kere. Çünkü hepimiz bu durumları yaşıyoruz. Toplamda 90 milyon, 8 milyar herkesin ortak sorunu zaten. Ne konuşulabilir ki?
Albüme adını veren “Meretrix” parçasında Roma hukukundan gelen bir kavramı günümüze taşıyorsunuz. Bu metafor sizin için neyi temsil ediyor ve toplumsal eleştirinizin merkezine neden bu figürü yerleştirdiniz?
Çünkü bizim toplumumuzda en büyük baskıyı kadınlar görüyor. Kadınların geçmişi, geleceği, giydiği, yaptığı, söylediği. Eh, şimdi buna bir tepki göstermek gerekiyor bence. En azından benim hayata bakış açıma, inancıma göre. Dolayısıyla buradaki en güzel kavramın da Meretrix olduğunu düşünüyorum. Aslında buradaki Meretrix bir hayat kadını değil, sadece hayat kadını olarak etiketlenmiş ayıplanmış bir kadın. Neden? Çünkü toplumum yargılarına uymadığı için. Toplumun belirlediği kurallara uymadığı için. Burada toplumun belirlediği ölçü nedir mesela? Orası topluma bağlı. Her toplumun ölçüleri farklı. Buradaki kavramın adının Meretrix olması, kadın olması tamamen toplum baskısıyla alakalı bir durum. Bir kadın hayat kadını olduğu için ve bir adam o hayat kadınına âşık olduğu için değil. Kişinin toplum baskısına uymamasıyla alakalı.
“Meretrix”, “Beyaz’a Veda” ve “Kazanova” parçalarının oluşturduğu üçleme albümün omurgasını oluşturuyor. Bu üç şarkıyı birbirine bağlayan hikâyeyi ve dinleyicinin bu yolculukta fark etmesini umduğunuz detayları anlatır mısınız?
Meretrix’i vermek istediği mesajdan bağımsız, sözler özelinde incelediğimizde aslında bir flört evresi gibi, dışardan gördüğün bir kişiyi beğenme gibi, onu ikna etmeye çalışılan bir dönem. Böyle baktığımız zaman da zaten şuna inanıyorum ben; bir ilişki zorlamayla gerçekleşiyorsa, aşırı emek ve çabayla gerçekleşiyorsa o ilişki yanlış ilişkidir zaten. Olacak olan kendiliğinden olur. Devamında ilerlediğimiz süreçte tabii ki bir insanın bir şeye bu kadar zorlanması sonucu bir ayrılık geliyorsa o ayrılık da üzücü oluyor. Ayrılık da üzücü olduğu için işte Beyaz’a Veda geliyor. Duygusal olarak donma, devamında hissizleşmeyi anlatan. Eh, onun devamında bu kadar hasar alan bir bireyin de tekrardan eski haline dönmesi çok zor. O ilişkiden çıktıktan sonra da işte Kazanova isimli, bağlanmaktan kaçınan, sorunlu ilişkiler yaşayan daha doğrusu yaşatan bir persona ortaya çıkıyor. Bu da baktığımız zaman bu yazıyı okuyan da olabilir ben de olabilirim sen de olabilirsin. Herkes olabilir. Hepimizin bir Meretrix’i olmuştur veya biz birilerine Kazanova olmuşuzdur.
“Anka” parçasında aile yapısından eğitim sistemine, stoacı düşünceden hedonizme uzanan geniş bir düşünsel alan var. Felsefi ve sosyolojik referansları şarkı sözlerine taşırken nasıl bir yazım dili benimsiyorsunuz?
O şarkıya, ben Türkiye gibi bir ülkede, böyle bir toplumda, böyle bir sosyolojide hayatta kalmak için bir reçete olarak bakıyorum. Çünkü zaten ne yaparsanız yapın %5’lik kısımda değilseniz her şeye 10-0 geride başlıyorsunuz. Her konuda hakkınız yeniyor. Her konuda emekleriniz çöpe gidiyor. Dolayısıyla zaten böyle bir hayat yaşarken de çok mutlu olma şansınız yok. Ağlarsanız da kendi kendinize ağlarsınız. Çevrenizdekilere ağlarsınız, çevrenizdekiler de terk eder sizi bir süre sonra. Dolayısıyla olaylara gerçekçi yaklaşmak lazım. Stoacı yaklaşım burada onun için. Sen düşersen kendini sen kaldıracaksın. Biri kaldırdığında tekrar düşersen kalkamazsın ve birine muhtaç olmamak lazım. Şunu da kabul etmek lazım; bu dünya hiçbir zaman bize böyle çizgi filmlerde gördüğümüz gibi ya da okulda gördüğünüz gibi musmutlu bir dünya değil. Şimdi Twitter’a gireyim korkunç bir haber göreceğim mesela biliyorum. Ya birileri birbirini katletmiş ya birileri birbirini öldürmüş. Dolayısıyla yani bu kadar rezilliğin içinde de çok da mutlu olmamız mümkün değil. O yüzden bizim gerçekçi bir şekilde, olabileceğin her zaman en kötüsünü düşünerek bu şekilde hayatımızı sürdürmemiz lazım. Hedonist kısım da şurada, hayat da keyif almadan gerçekleşmiyor bir yandan da eğlenmek lazım. Kendi kendimizi ödüllendirmemiz lazım bence mutlu etmekten önce ödüllendirmemiz lazım ki daha sonraki çalışmalarımız için motivasyonumuz devam etsin diye düşünüyorum.
“Beyaz’a Veda” ve “Kazanova”, albümün daha kişisel ve duygusal tarafını ortaya çıkarıyor. Bu iki şarkıda “Ayris” personasından sıyrıldığınızı söylüyorsunuz. Bunun sizin için anlamı ne?
Beyaz’a Veda’da şöyle sıyrıldık; yani çok insani duygular bunlar, insani hisler. O yüzden tabii ki yazan kişi kendimce ben olduğum için birazcık kendime de dönük yapmam gerekiyordu ama Kazanova, kendi kendimize kafamızda kurabileceğimiz ya da dışarıda görebileceğimiz bir şey yani. Ha, şu demek değil; ben de böyle şeyler yapmıyorum demek değil. Biz de herkes kadar yapıyoruz tabii ki ama bunu böyle vahşice bir şekilde yapmıyorum yani. İşin persona kısmı da o hani. O şekilde diyebiliriz.
Albüm hem deneysel ses dünyasıyla hem de popüler müzik kalıplarından uzak duran yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Bu müzikal dili oluştururken sizi yönlendiren estetik anlayış neydi? Prodüksiyon sürecinde özellikle denemek istediğiniz şeyler var mıydı?
Denemek istediğimiz şeyler tabii ki var her zaman; örneğin Meretrix şarkısındaki soloda hem klavye hem gitar yapışık çalıyor. Çok ilginç ve çok zorlayıcı bir şey oldu bu. Deneysel olması konusunda her şey her şekilde yapılabilir bunun asla bir kalıbı yok. Zaten bu işteki benim tarzım, aslında bu tarzsızlık bir yandan da. Yarın öbür gün arabesk de yaparım, R&B de yaparım, pop da yaparım, jazz da yaparım. Bunları rock altyapısıyla yaparım. Demek istediğim olay, asla bir kalıba sığdırmıyorum kendimi.
Bağımsız bir müzisyen olarak üretmek size hangi özgürlükleri kazandırıyor, hangi zorlukları beraberinde getiriyor? Sizce bugün Türkiye’de alternatif müzik sahnesi hangi noktada duruyor ve “Meretrix” bu sahnede nasıl bir iz bırakmayı hedefliyor?
Üretmek bana aklımdan geçenleri dışa vurma özgürlüğünü getiriyor. Kendimi daha özgür hissediyorum. Özgür olmadığım için değil, sadece özgür olduğumu daha da hissettiriyor bana diyebilirim. Zorluk derseniz bir zorluk olmuyor çünkü sevdiğim işi yapıyorum. Sevdiğim bir işi yaparken de yaşadığım yorgunluk sadece bir uykuyla geçen yorgunluk. Önemli olan zihinsel yorgunluk yaşamamam. Onu da yaşamıyorum çok şükür. Türkiye’deki alternatif müzik sahnesi hangi noktada derseniz ben bilmiyorum çok fazla. O yüzden bir şey diyemiyorum. Meretrix bu sahnede nasıl bir iz bırakmayı hedefliyor derseniz, Meretrix’in bu sahnede de bir işi yok. Yani ben burada kendimce bir iş yapıyorum, kendime göre bir iş yapıyorum. Bu söylediklerim de kendini büyük görüyor gibi anlaşılmasın ama gerçekten hiç işim yok. Ben kendi kendime yapabildiğimi yapmak istiyorum yani. Kim ne yapmış, nerede ne çalmış umurumda değil açıkçası. Kendi dünyamda yaşıyorum.
“Meretrix”in ardından Ayris’in yolculuğu nasıl devam edecek? Yeni projelerinizde de konsept anlatılar ve düşünsel temalar üretiminizin merkezinde olmaya devam edecek mi?
Meretrix’in ardından zaten 1-2 tane şarkı var yine üzerinde çalıştığım. Hatta 3 tane var da birini iptal ettik. Devamında şöyle gerçekleşecek; yine herkesin yaşadığı, herkesin çevresinde ayıpladığı, herkesin yaşamaktan kaçındığı konuları anlatmayı düşünüyorum. Tabi ki arada duygusal işler de olacak. Zaman gösterecek. Herkese sevgiler, iyi dinlemeler.
Toplumsal meseleleri bireysel deneyimlerle buluşturan, felsefi göndermeleri ve deneysel müzikal yaklaşımıyla kendi anlatı evrenini kuran Ayris, “Meretrix” ile yalnızca yeni bir albüm değil, üzerine konuşulmayı ve yeniden dinlenmeyi hak eden bütünlüklü bir eser ortaya koyuyor. Alternatif müziğin sınırlarını genişletmeye yönelik bu arayışın önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceğini ise Ayris’in yeni üretimleri gösterecek gibi görünüyor.
ROTKA TV YAYINLARINI YOUTUBE ÜZERİNDEN İZLEYEBİLİRSİNİZ
The post Ayris ile “Meretrix” Albümü ve Bağımsız Sahne Üzerine appeared first on Rotka.