Lozan'ın önemini vurgulamış.
Aysu Bankoğlu'ndan 24 Temmuz mesajı
chp bartın milletvekili aysu bankoğlu, lozan antlaşması'nın yıl dönümü ve basın özgürlüğü günü'nde basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, yargı ve yerel basının ekonomik sorunlarına değindi.
chp bartın milletvekili aysu bankoğlu, 24 temmuz lozan barış antlaşması'nın yıl dönümü ve basın özgürlüğü için mücadele günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, lozan antlaşması'nın türkiye cumhuriyeti'nin kuruluş sürecindeki önemine dikkat çekerken, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, yargı uygulamaları ve yerel basının karşı karşıya bulunduğu ekonomik sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP Bartın Milletvekili Av. Aysu Bankoğlu, 24 Temmuz Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasının yıl dönümü ile Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımladı. Bankoğlu, açıklamasında Lozan Barış Antlaşması'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki önemine vurgu yaparken, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, yargı uygulamaları ve yerel basının ekonomik koşullarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Lozan Antlaşması'nın Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesinin diplomatik alandaki sonucu olduğunu belirten Bankoğlu, Cumhuriyet'in temel değerlerinin korunmasının önemine işaret etti.
Bankoğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
'Lozan, tam bağımsız ve özgür Türkiye'nin tapusudur'
'103 yıl önce imzalanan Lozan Barış Antlaşması, emperyalizme karşı masa başında tescillenen tam bağımsızlık irademizdir. Lozan; laik, demokratik ve özgür bir Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu belgesi ve ebedi tapusudur. Tarihi tahrif ederek Lozan'ı ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerini hedef alanlar, bu ülkenin bağımsızlık harcını kavrayamayanlardır. Bu vesileyle Kurtuluş Savaşı'nın Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere milli mücadele kahramanlarımızı saygıyla ve rahmetle anıyorum. Bizler, Cumhuriyet değerlerini ve Lozan'ın getirdiği bağımsızlık ruhunu her ne pahasına olursa olsun savunmaya devam edeceğiz.'
'24 Temmuz artık basın özgürlüğü için mücadele günüdür'
'24 Temmuz, aynı zamanda II. Abdülhamid'in istibdat rejimine karşı gazetecilerin kalemiyle başkaldırdığı, sansürü yıktığı gündür. Ancak ne acıdır ki aradan geçen bir asrı aşkın süreye rağmen, bugün Türkiye yeniden bir Saray istibdadı ile karşı karşıyadır. Bugün gazetelerin tepesinde bekleyen sansür memurları yoktur; onların yerini iktidar sopasına dönüştürülmüş yargı mekanizması, sansür yasaları ve Saray ajansları almıştır. Bugün 24 Temmuz bir kutlama değil, hukuksuzluğa ve boyunduruk çabasına karşı politik bir direnme günüdür. Dolayısıyla 24 Temmuz artık basın bayramı değil, bu yeni istibdat düzenine karşı Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü'dür. Ancak bugünün muktedirleri unutmasın: Tarihte hiçbir istibdat rejimi sonsuza kadar sürmemiştir. Baskı, sansür ve zorbalık muktedire kaybettirir; özgürlük için, hakikat için direnenler ise daima kazanır!'
Bankoğlu cezaevindeki gazetecileri hatırlattı
'Türk Ceza Kanunu'nun 216. maddesi (halkı kin ve düşmanlığa tahrik) ile Dezenformasyon Yasası adı altında çıkarılan sansür kanunu, Saray iktidarının muhalifleri ve gazetecileri susturma aparatı haline gelmiştir. Özellikle TCK 216 düzenlemesi, suçla mücadele için değil; muhalif siyaseti, araştırmacı gazeteciliği ve yurttaşın itiraz hakkını felç etmek amacıyla tasarlanmış birer tahakküm aracıdır. En son gazeteci Alican Uludağ'ın hukuksuz gerekçelerle gözaltına alınması örneğinde olduğu gibi şafak operasyonları, haksız tutuklamalar ve keyfi gözaltılar, sadece gazetecileri değil; toplumun hakikatle kurduğu bağı koparmayı, kamusal hafızayı felç etmeyi hedeflemektedir. İktidar, cezaevlerini bir siyasi rehin tutma mekanizması olarak kullanmaktadır. Gazetecileri cezaevine atarak toplumda bir korku iklimi yaratmaya çalışanlar, hakikatin sesini keseceklerini sanıyorlarsa büyük bir yanılgı içindedirler.'
'Yerel medyanın susturulması halkın denetim gücünün alınması demek'
'Anadolu'nun sesi, halkın gözü kulağı olan yerel basınımız da yıllardır ağır bir ekonomik kıskacın altına alınmıştır. Fahiş baskı maliyetlerinin yanı sıra iktidarın kestiği abonelikler ve resmi ilanlar, yerel gazeteleri ve televizyonları kapanma noktasına getirmiştir. Biat ettiremedikleri yerel basını ekonomik ambargolarla boğmak istiyorlar. Yerel medyanın bu yönüyle susturulması, halkın yerelde denetim gücünün elinden alınması demektir.'
'Hiçbir baskı rejimi, kendi meşruiyet krizini sansürle ve cezaevleriyle örtemez. Siyasi iktidarın baskıyı tırmandırması, kurduğu düzenin çözülmekte olduğunun en net itirafıdır. Bütün ceza tehditlerine, ekonomik kuşatmalara ve siyasal şiddete rağmen kalemiyle, fikriyle ve onuruyla barikatta duran tüm basın emekçilerini selamlıyorum. Lozan'ın kurucu iradesinden aldığımız tarihsel sorumlulukla ilan ediyoruz: Bu topraklarda ne Cumhuriyet'in tasfiyesine ne de düşüncenin kelepçelenmesine geçit vereceğiz. Geleceği sansürleyemezsiniz, hakikatin üzerini örtemezsiniz! İstibdat yenilecek; özgür basının, bağımsız yargının ve kurucu Cumhuriyet değerlerinin egemen olduğu demokratik Türkiye'yi mutlaka kuracağız!'