Dayanışma mesajı verilmiş.
Başka Yolu Yok’tan, Başka Seçenekler Var’a; Rekabete karşı dayanışmaya
film, özelleştirme ve güvencesiz çalışmanın sorunlarını ele alırken, dijitalleşme ve yapay zekanın rekabeti insan emeği ile teknoloji arasına taşıdığı yeni döneme dikkat çekiyor.
film, özelleştirme politikalarının ve hizmet sektöründeki güvencesiz çalışma biçimlerinin yarattığı sorunları açığa çıkarırken, dijitalleşme ve yapay zekanın yaygınlaşmasıyla birlikte rekabetin yalnızca çalışanlar arasında değil, insan emeği ile teknolojik sistemler arasında da yaşandığı yeni bir döneme işaret ediyor.
Oldboy (2003), Hizmetçi (2016), Ayrılma Kararı (2022) gibi filmleriyle uluslararası alanda birçok ödül kazanan Güney Koreli yönetmen Park Chan-wook, 2025 yılında Donald E. Westlake’in 1997 tarihli Balta romanını Başka Yolu Yok (No Other Choice) adıyla sinemaya uyarladı.
Film neoliberal kapitalizmin orta sınıfı nasıl güvencesizleştirdiğini, profesyonel kimlikleri nasıl aşındırdığını ve bireyi sistemden kaynaklanan sorunlar karşısında bireysel çözümlere nasıl zorladığını gösteren güçlü bir sınıf anlatısına dayanıyor. Çünkü bugün profesyonel yönetici sınıf statü bakımından güçlü ve ayrıcalıklı görünse de artık çözülmüş, parçalanmış ve giderek istikrar duygusunu kaybetmiştir.
Bu nedenle film, ilk bakışta işsiz kalan bir yöneticinin trajikomik suç hikayesi gibi görünmekle beraber, derinlerde geç kapitalizmin orta sınıf üzerindeki yıkıcı etkilerini tartışmaya açan toplumsal bir eleştiri barındırıyor. Bir zamanlar iki köpeği, eşi ve çocuklarıyla konforlu evinde güvenli bir yaşam süren You Man-su (Lee Byung-hun), bir kağıt fabrikasında başarılı bir müdürken şirketin el değiştirmesiyle işini kaybeder ve böylece yalnızca gelirini değil, toplumsal statüsünü, kimliğini ve geleceğe dair güvencelerini de yitirmeye başlar. Giderek ailenin yaşam standardı düşerken, iş başvurularından sonuç alamayan Man-su, sonunda kendisiyle aynı pozisyonlar için yarışan rakiplerini ortadan kaldırmayı planlayacak kadar umutsuz ve çaresiz kalır.
GÜVENCESİZLİĞİN SINIF ALEGORİSİ
Neoliberal kapitalist sistemin yarattığı emek sömürüsü, işsizlik ve giderek kırılganlaşan iş güvencesi, örgütlenme ve dayanışma olanaklarını zayıflatırken çalışanları sürekli bir rekabet ortamına sürükler. Bu nedenle Man-su’nun yaşadığı ekonomik ve psikolojik çöküş, onu kolektif bir mücadele arayışına değil, bireysel kurtuluş fantezisine yöneltir. Tam da bu noktada film, güvencesiz çalışma koşullarına mahkum edilen emekçiler için gerçekten başka bir seçeneğin olup olmadığını sorgular. Park Chan-wook’un çeşitli röportajlarında filmi neoliberal politikaların bir eleştirisi olarak tanımlaması da bu sorunun anlatının merkezinde yer aldığını gösteriyor. Dahası film, özelleştirme politikalarının ve hizmet sektöründeki güvencesiz çalışma biçimlerinin yarattığı sorunları açığa çıkarırken, dijitalleşme ve yapay zekanın yaygınlaşmasıyla birlikte rekabetin yalnızca çalışanlar arasında değil, insan emeği ile teknolojik sistemler arasında da yaşandığı yeni bir döneme işaret ediyor.
Aslında Başka Yolu Yok, işsizliğin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve psikolojik bir yıkım olduğunu gösteren güçlü bir sınıf alegorisi üzerinden ilerliyor. Man-su’nun yaşadığı çöküş, bir bireyin başarısızlığından çok kapitalist sistemin orta sınıfa sunduğu güvenlik ve yükselme vaatlerinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. Bir zamanlar yöneten, karar veren ve ayrıcalıklı görünen profesyoneller, ekonomik kriz veya kurumsal yeniden yapılanma karşısında bir anda gözden çıkarılabilir. Bu anlamda film, Randy Martin’in tanımladığı gibi profesyonel yönetici kadronun proleterleşme sürecini somutlaştırır. Ancak bu dönüşüm, sınıf bilinci ve kolektif dayanışma pratikleriyle desteklenmediğinde ortak mücadele olanakları zayıflamakta, örgütlenmenin yerini rekabet, dayanışmanın yerini ise bireysel kurtuluş arayışları almaktadır. Ancak Park Chan-wook, bu yapısal dönüşümü bir bireyin yaşadığı kriz üzerinden anlatırken, sorunu kişisel başarısızlığa indirgemez, aksine neoliberal kapitalizmin rekabet, performans ve başarı üzerine kurulu düzeninin bireyleri birbirlerinin rakibi ve düşmanı haline getiren toplumsal dinamiklerini açığa çıkarır. Hugo Radice’nin “günümüz kapitalizmi yalnızca ekonomik ilişkilerden değil, gündelik yaşamı ve bireysel arzuları şekillendiren kültürel mekanizmalardan da beslenir” tespitinde olduğu gibi, Man-su’nun rakiplerini ortadan kaldırmaya yönelmesi sadece işsizliğinden değil, rekabetçi sistemin bireylere dayattığı hayatta kalma mantığının uç noktaya taşınmış olmasının sonucu olarak öne çıkar. Ve bu yeni koşullarda insanları birleştiren şey ortak güvencesizlikleridir.
Öte yandan dijital çağ, bir yandan kolektif üretim ve dayanışma olanakları yaratırken, diğer yandan bilgiyi veri madenciliğinin nesnesine dönüştüren yeni sömürü biçimleri üretir; böylece profesyoneller, akademisyenler ve yaratıcı emekçiler aynı kırılgan geleceğin ortakları haline gelir.
Park Chan-wook filmin temel argümanını “bir insanı rakiplerini öldürmeyi düşünecek noktaya getiren şey seçeneklerin yokluğu mudur, yoksa kapitalizmin bireylere dayattığı rekabet mantığı mı?” sorusu üzerinden oluşturur. Bu soru yalnızca ekonomi düzleminde açıklanamaz çünkü neoliberal düzen bireylerin gelirlerini olduğu kadar kimliklerini de şekillendirir. Bu bakımdan Man-su’nun krizi, işsiz kalmanın ötesinde, toplumsal statüsünü ve başarıya dayalı özsaygısını yitirmesiyle derinleşir. Dahası, aileyi geçindirme ve başarılı olma üzerinden tanımlanan hegemonik erkeklik idealinin çözülmesiyle de yüzleşmesine neden olur.
Filmde Man-su’nun kendisine rakip olarak gördüğü üç kişiden biri işsiz kaldıktan sonra kendini alkole veren eski çalışan, ikincisi ayakkabı mağazasında satış danışmanı olarak çalışmak zorunda kalan emekçi ve en son sosyal medya üzerinden başarı ile mutluluk pazarlayan YouTuber olur. Bu karakterlerin her biri farklı biçimlerde hayata tutunurlar. Kıvanç Sezer’in Küçük Şeyler (2019) filmindeki Onur, Leyla Yılmaz’ın Bilmemek (2019) filmindeki Sinan karakterleri gibi, Park Chan-wook’un Man-su’su da beyaz yakalı sınıfın kaygan iş koşullarında yaşadığı güvencesizliği temsil ediyor. Çünkü bu sistemde girişimcilik, bireysel başarı ve rekabet kutsanırken, tüketim kültürü içinde orta sınıf profesyonellerin sisteme yabancılaşması, sistem tarafından kullanılıp değersizleştirilmesi olağanlaştırılıyor. Yönetmen filmde, orta sınıfın ve erkekliğin krizini, ekonomik güvencenin kaybını, statü düşüşüne ilişkin korkuları ve profesyonel yönetici sınıfının çözülüşünü, geç kapitalizmin küresel ölçekte derinleştirdiği emek sömürüsü ve güvencesizlik rejimi bağlamında ele alarak sınıf meselesi üzerine düşünmeye olanak tanıyor.
Park Chan-wook, üniversitede felsefe öğrencisiyken 1980li yıllarda ülkesindeki öğrenci hareketlerini desteklese de protestolara katılabilecek cesareti kendisinde bulamadığını ve o dönemin karmaşık duygularını suçluluk, nefret, öfke gibi temalar üzerinden filmleri aracılığıyla dışa vurduğunu söyler. Buna karşın Park Chan-wook sinemasında şiddet ve intikam sahneleri sıkça yer alsa da intikam yüceltilmez. Tam tersine kara mizah aracılığıyla intikamın anlamsızlığı, insanın trajikomik durumu ve şiddetin anlamsızlığına vurgu yapılır. Yönetmen karakterlerini iyi/kötü ikili karşıtlığına hapsetmez, bilakis koşullara, hayatın akışına ve karşılaştıkları sorunlara yönelik tepkileri ile değişen çelişkili ve karmaşık yanlarını karakterize eder. Jessica Hughes, “Vengeance, Violence, Vampires: Dark Humour in the Films of Park Chan-wook” başlıklı makalesinde, Park Chan-wook’un şiddet ve intikam duygularının hakim olduğu filmlerinde seyirciyi hem düşündürdüğünü hem de gülümsettiğini belirtir. Park Chan-wook’un filmleri her ne kadar intikam ekseninde ilerlese de karakterler finalde huzura kavuşmaz, aksine çoğu zaman daha büyük bir yıkım, suçluluk ve vicdani hesaplaşmayla karşı karşıya kalırlar. Bu yönüyle yönetmenin sineması, adaletin sağlandığı ve kahramanın zafer kazandığı klasik Hollywood anlatılarından ayrılır. Çünkü Park’ın filmsel dünyasında karakterler aynı anda hem kurban hem suçlu hem de zaman zaman trajikomik figürlere dönüşürler. Yönetmenin bu yaklaşımı, Başka Yolu Yok filminde de belirgin biçimde görülür. Film, neoliberal sistemin mağduru olan bireyin işsizlik karşısındaki çaresizliğini anlatmakla yetinmez, kapitalizmin yarattığı rekabet kültürünün insan ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü ve bireyin neden sistem yerine rakiplerini düşman olarak görmeye başladığını da sorgular. Man-su, ekonomik ve toplumsal çöküşüne rağmen güçlü eş, güçlü baba ve konforlu yaşamın kurucusu olma imgesini korumaya çalışır. Bu nedenle öfkesini sistemi üreten yapılara değil, kendisiyle aynı konum
Başka Yolu Yok, Donald Westlake’in Balta romanından yapılan ilk uyarlama değil. Costa-Gavras, romanı 2005 yılında Le Couperet (Balta) adıyla sinemaya taşıdı. Park Chan-wook’un Başka Yolu Yok filmi ise, romanın ikinci sinema uyarlaması olarak aynı hikayeyi günümüz dünyasının ekonomik ve toplumsal koşullarına taşıyor. Yönetmenin kapanış jeneriğinde filmi Costa-Gavras’a ithaf etmesi, bu iki yapım arasındaki düşünsel ve sinemasal bağı açık biçimde ortaya koyuyor. Park Chan-wook güvencesizlik, performans baskısı, orta sınıfın çözülüşü ve yapay zeka çağında insan emeğinin değerini bugün üzerinden yeniden yorumluyor. Nitekim, film boyunca düşman olarak görünen rakipler aslında gerçek fail değildir. Asıl fail, bireyleri birbirine karşı konumlandıran ve dayanışma olasılığını ortadan kaldıran sistemin kendisidir. Üstelik filmin finalinde, emek piyasasında rekabetin yalnızca iş arkadaşları ve meslektaşlar arasında yaşanmadığı, yapay zeka ve otomasyon teknolojileriyle birlikte çok daha görünmez, karmaşık ve denetlenmesi güç bir boyuta ulaştığı gösteriliyor. Böylece Park Chan-wook, günümüzün ekonomik koşullarını, geleceğin emek rejimi ve yeni güvencesizlik biçimleri üzerinden düşünmeyi öneriyor ve filmin adının aksine başka seçeneklerin var olduğuna işaret ediyor.
Randy, Martin (2017). “Profesyonel Yönetici Sınıfına Ne Oldu?” Socialist Register, 2015. Sınıflar Dönüşürken Editör: Leo Panitch&Greg Albo. Çeviri:Tuncel Öncel.Yordam:İstanbul:237-254.
Radice, Hugo (2017).”Günümüzde Sınıf Teorisi ve Sınıf Siyaseti” Socialist Register, 2015. Sınıflar Dönüşürken Editör:Leo Panitch&Greg Albo. Çeviri:Tuncel Öncel.Yordam:İstanbul.255-275.
Hughes, Jessica (2012). “Vengeance, Violence, Vampires:Dark Humour in the Films of Park Chan-wook.” Cross-Cultural Studies, Cilt 28: 17-36.