Filistin için bağımsızlık isyanı sahnelenmiş.
Belfast’tan Gazze’ye bağımsızlık isyanı sahnede
i̇srail'in savaş suçlarını gösteren video ve sembollerle dolu bir gösteri, filistin'e destek sloganlarıyla küçükçiftlik park'ta yapıldı.
sahneye i̇srail’in savaş suçlarını ifşa eden bir video gösterimiyle çıkan grup, sembolleşen i̇rlanda balaklavasıyla, filistin kefiyeleriyle ve keir starmer karşıtı tişörtleriyle güçlü bir anti-emperyalist sembolizm yarattı. küçükçiftlik park çimenleri “nehirden denize özgür filistin” sloganlarıyla aşındı, şarkılar arası her boşluk “free palestine” sloganlarıyla dolduruldu.
Britanya’nın emperyalist politikalarını ifşa eden konuşmalar, kefiyeler eşliğinde atılan Filistin’e Özgürlük sloganları, Trump ve Netenyahu’ya yönelik protestolar. Bunların hiçbiri bir siyasi partinin bağımsızlık mitinginden değil, İrlandalı rap grubu Kneecap’in Türkiye’deki ilk konserinden.
Kneecap’in Türkiye’deki ilk konserini anlatmadan önce bu konserin önemini ve sahneye olan yoğun ilginin sebebini anlatmak lazım. İrlanda bağımsızlık mücadelesinin ve Cumhuriyetçi geleneğin kalbi sayılabilecek Belfast şehrinin Kuzey mahallelerinden çıkan Kneecap, İrlandaca ve İngilizceyi harmanladıkları sert, ritmik ve dolaysız rap müzikleriyle sadece ada topraklarında değil, küresel çapta bir kültürel direniş figürüne dönüştü. Mo Chara, Móglaí Bap ve DJ Próvaí’den oluşan üçlü, müziklerini kulüp kültürünün enerjisi ve sokak mizahıyla birleştirirken; dil hakları, sömürgecilik karşıtlığı ve işçi sınıfının günlük yaşam mücadelesini üretimin merkezine koyuyor.
Kneecap grubunun adı da İrlanda’nın sert politik sokak tarihine bir gönderme taşıyor. Kuzey İrlanda’daki çatışma dönemi boyunca IRA gibi cumhuriyetçi örgütler, mahallelerdeki uyuşturucu satıcılarını, “mandacıları” ve "halkın huzurunu bozanları" cezalandırmak için kişinin diz kapaklarına arkadan ateş edilerek sakat bırakıyordu. Bu yönteme “Kneecapping” deniyordu. Ayrıca İrlandacada sıkça kullanılan "Ní cheapaim" ifadesi, fonetik olarak Kneecap’e benzerliğiyle “Bence öyle değil” anlamına gelen bir kelime oyunu da barındırıyor.
Kneecap’i anlatırken tüm dünyada ana akım medyanın gözüne sokmayı başardıkları Filistin destekçisi konumlarını es geçmek de olmaz. Kneecap’in Gazze’deki işgal ve saldırılara karşı takındığı net tavır hem apolitikleşen rap kültürünün hem de milyonlarca dinleyiciyi aşan müzisyenlerin de mazlumdan yana taraf olabileceğini gösterdi. Müzik festivallerinden uluslararası televizyon yayınlarına kadar ellerine geçen her küresel sahnede Filistin halkıyla dayanışma çağrısı yaptılar, boykot hareketlerini desteklediler ve Batılı devletlerin bu süreçteki rolünü açıkça teşhir ettiler. Bu tutum, grubu ezilen halkların ortak hafızasını temsil eden küresel bir anti-emperyalist sembole dönüştürdü.
İrlanda halkının gözünde ise Kneecap’in konumu oldukça katmanlı. Muhafazakar çevreler ve resmi kurumlar tarafından "sokak jargonunu meşrulaştıran, düzen karşıtı ve provokatif" bulunup sık sık sansürlenmeye çalışılsalar da, İrlanda cumhuriyetçileri, gençliği ve işçi sınıfı için durum bambaşka. Grup, unutulmaya yüz tutmuş bir dili yeniden sokağın ve popüler kültürün dili haline getiren, sistemin dışarıda bıraktığı kitlelerin sesini duyuran birer dost olarak görülüyor.
“UYGUN OLMAYAN SOYKIRIMI SİLAHLANDIRMAKTIR”
Ve son olarak, İstanbul’daki konsere değinmeden önce Kneecap’in İngiltere hükümeti ve geçtiğimiz haftalarda istifa eden Keir Starmer’la olan atışmasına değinmekte fayda var. İstanbul’da da gördüğümüz üzere seyirciyle filtresiz bir bağ kurmayı önemseyen Kneecap, 2024 yılında Londra’da verdiği bir konserde seyirciler tarafından sahneye atılan Lübnan Hizbullah’ı bayrağını yerden alıp salladı. İngiltere hükümetinin gözünde zaten tehdit olarak görülen grup, İngiltere yasalarına göre yasaklı terör örgütü olarak nitelendirilen Hizbullah’ın sembollerini sergilediği için Terörle Mücadele Yasası kapsamında soruşturmaya tabi tutuldu. Mayıs 2025’te Mo Chara hakkında Birleşik Krallık Terörle Mücadele Yasası uyarınca resmi olarak terör davası açıldı.
Dava sürerken Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, grubun ünlü Glastonbury Festivali’nde sahne almasının uygun olmadığını ima etti. Kneecap ise Starmer’a "Asıl uygun olmayan şey bir soykırımı silahlandırmaktır" yanıtını verdi. Macaristan ve Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerindeki konserleri iptal edildi, ülkeye giriş yasakları gündeme geldi.
Tüm baskılara rağmen Glastonbury organizatörleri geri adım atmadı ve Kneecap sahneye çıktı. On binlerce kişinin toplandığı alanda grup, performansına siyasetçilerin ve medyanın kendilerini hedef alan haberlerinden oluşan bir video derlemesiyle başladı. Konser boyunca grup üyeleri seyirciye Keir Starmer’ın aleyhine sloganlar attırdı. Kneecap, sahnedeki duruşuyla hem davanın yarattığı baskıya meydan okudu hem de Glastonbury’yi anti-emperyalist bir protesto alanına çevirdi.
Kneecap’in “Fenian” albümünün lansman turnesinin bir ayağı olan İstanbul konseri de Glastonbury’deki gösterinin ufak bir tekrarıydı adeta. (Fenian kelimesi 19’uncu yüzyılın ortalarında Büyük Britanya yönetimine karşı silahlı mücadele vererek tam bağımsız bir İrlanda Cumhuriyeti kurmayı hedefleyen hareketin üyelerine verilen tanım) Sahneye İsrail’İn savaş suçlarını ifşa eden bir video gösterimiyle çıkan grup, sembolleşen İrlanda balaklavasıyla, Filistin kefiyeleriyle ve Keir Starmer karşıtı tişörtleriyle güçlü bir anti-emperyalist sembolizm yarattı. Küçükçiftlik Park çimenleri “Nehirden denize özgür Filistin” sloganlarıyla aşındı, şarkılar arası her boşluk “Free Palestine” sloganlarıyla dolduruldu.
Ben konserde “mosh pit” denen kültürle tanıştım. Heralde Kneecap’i en az İrlanda balaklavası kadar iyi temsil eden şey bu mosh pit. Kaotik, sert ve dayanışmacı. Yüzlerce kişinin bir boşluk yaratarak delicesine zıpladığı bu harekette en önemli “pit kuralları” yere düşenleri kaldırmak, kaosu kontrollü tutmak ve sonunda tekrar omuz omuza vermek, aynı Kneecap.
EZİLENLERİN SEMBOLLERİ YAN YANA
Bütün bu kontrollü kaosun arasında dünyadaki ezilen halkların sembolleri de omuzlarda sergileniyordu. Filistin bayrakları İrlanda bayraklarına, puşiler kefiyelere, Maradona formaları Che tişörtlerine karıştı. En sonunda turuncu, beyaz ve yeşil balaklavasıyla sahneden atlayan DJ Próvaí ise hepsine…
Konser boyunca her şarkıda bambaşka bir duyguya girerken kendinizi konser alanının farklı bir noktasına sürüklenmiş olarak bulduk. Belki en güzel yanı da Türkiye’nin farklı şehirlerinden konsere geldiğinden haberiniz bile olmayan, aynı heyecanı taşıyan bir sürü arkadaşınızla sürüklendiğiniz noktada karşılaşıp şaşkınlıkla sarıldıktan sonra birbirinizi tekrar kalabalığa bırakıyor olmaktı.
Konserde bir kez daha gördük ki, kendisinin ve yurdunun bağımsızlığını coşkuyla taşıyanların sesi Belfast’tan İstanbul’a güçlü bir omuzdaşlığı sağlayabiliyor. İrlandacadan Kürtçeye yasaklanan diller kol kola girebiliyor. Kafası atmış 3 İrlandalının Orta Doğu’dan Latin Amerika’ya uzanan turnesi Starmer’dan Netenyahu’ya soykırımcı muktedirlerin aslında ne kadar küçük olduklarını gösterebiliyor.
Ülkemizden ayrılan Kneecap’i, tekrar buluşmak üzere, bizi konserde uğurladıkları İrlanda Cumhuriyetçilerinin marşıyla uğurlayalım:
Adlarını Fenian’ların yattığı yerde, puslu çiy altında kefensiz yatanlarla birlikte yazardık.
Ama en cesurları düştü kara toprağa, ve o bahar ayında, tabiat uyanırken, yitip gidenler için hüzünle vurdu ağıt çanlar.
Ve uluslar; istiklal güneşi puslu çiy arasından parlasın diye savaşan, bu bir avuç korku bilmez adama baktılar derin bir hayranlıkla.