Özgür Özel'in siyaseti kendine göre şekillendirmiş.
Bir siyasî harakiri yahut Özgür Özel pragmatizmi
türkiye'deki renkli siyasi iklimin toplumsal hayata etkileri tartışılıyor.
beylik bir soruyla başlayalım: türkiye’de bu kadar renkli siyasî iklim olmasaydı toplumsal hayat acaba nasıl olurdu?.
YAZI İÇİN TIKLAYIN
Beylik bir soruyla başlayalım: Türkiye’de bu kadar renkli siyasî iklim olmasaydı toplumsal hayat acaba nasıl olurdu?
Herkesin farklı bir cevabı olacağından eminim…
Siyaset sahnemizde perdeler hiç kapanmıyor. Sadece oyuncuların kostümleri ve sahneye asılan tabelalar değişiyor. Son günlerde malumunuz, büyük bir “Yeni Parti” heyecanı (!) pompalanıyor. İsminde, söyleminde ya da ambleminde ne kadar “yeni” vurgusu olursa olsun, vitrinin arkasına baktığınızda meselenin fikrî bir uyanıştan ziyade, pragmatik bir can havli olduğunu görüyoruz: En basit tanımıyla “görevi kötüye kullanmak”tan hapiste yatan İBB’nin ‘eski’ Başkanı Ekrem İmamoğlu’na özgürlük ve nihayetinde onun Cumhurbaşkanlığı adaylığı…
Görünen o ki, bu yeni siyaset mühendisliğinin temel gayelerinden biri de Cumhuriyet Halk Partisi’ni tarih sahnesinden silmek, en azından mevcut yapısını tamamen işlevsizleştirmek.
Siyasal tarihi ve sosyolojiyi biraz okuyan herkes bilir ki, köklü ideoloji partileri birkaç mahkeme kararıyla veya konjonktürel dalgalanmalarla tarih sahnesinden silinmezler. Amerika’daki Demokratlar veya Avrupa’daki Hristiyan Demokratlar, İngiltere’de yüz yılı deviren İşçi Partisi veya Fransa’da siyasetin merkezini belirleyen Sosyalist akımlar bunun en net örnekleridir.
Türkiye’de de, Demokrat Parti geleneğinin devamı olan sağ partiler, Milliyetçi Hareket Partisi veya Milli Selamet Partisi’nin devamı olan Saadet Partisi gibi sağlam bir ideolojik tabana yaslanan partiler de öyle ya da böyle varlığını sürdürmektedirler.
Türkiye’de CHP de, tıpkı bu örneklerde olduğu gibi, genetik kodları olan, belirli bir sosyolojik ve tarihsel hafızayı temsil eden bir yapıdır. Yıllarca devlete ve millete yabancılaşmış olmakla, “monşerlerin partisi” olmakla, askeri ve bürokratik vesayetin sığınağı haline gelmekle kıyasıya, hatta yerden göğe kadar haklı olarak eleştirebiliriz. Ancak tüm bu ağır bagajına rağmen, CHP’nin temsil ettiği ideolojik damarın bir çırpıda yok olacağını, yerine “yeni” tabelalı bir yapının ikame edilebileceğini düşünmek, en hafif tabirle sosyolojik körlüktür.
Özgür Özel ve beraberindekilerin yollarını ayırmasına gerekçe kıldıkları o meşhur hukukî sürece bakalım. Yargının CHP kurultayı için verdiği “mutlak butlan” kararı, aslında ideolojik bir hesaplaşmadan çok, düpedüz bir kaçış rampasının inşası için kullanıldı. Ortada devasa bir fikri ayrılık, Türk siyasetine çağ atlatacak yeni bir sosyolojik tez veya derin bir vizyon yok.
CHP içindeki güç mücadelesinin, mahkeme kapılarında alınan “kesin hükümsüzlük” kararlarıyla kilitlenmesi, birilerine “yeni” bir dükk”an açma fırsatı verdi. Ancak bu dükkanın raflarında yeni bir fikir yok. Sadece ambalajı değiştirilmiş eski hesaplar var.
Bu yeni siyasî mühendisliğin temel gayesini, sadece Ekrem İmamoğlu'na özgürlük veya onun mutlak Cumhurbaşkanlığı adaylığı gibi romantik sloganlarla açıklayıp geçemeyiz. İmamoğlu isminin etrafında dönen iddiaları, ortalığa saçılan belgeleri, tezviratları ve bitmek bilmeyen polemikleri bir kenara not etmek zorundayız.
Özgür Özel’in öncülüğündeki bu savrulma, aslında ideolojik bir kopuş olarak okunamaz. Bu hamle, parti içinde bagajı kabarmış, çeşitli iddialara ve karanlık noktalara bulaşmış isimleri yeni bir tabela altında “temize çekme” operasyonudur. Adeta bir siyasî çamaşırhane kurulmuştur.
Eski kutsal Türkiye ezberlerine, bildik hırsızlık ve yolsuzluk iddiaları üzerinden kurulan yıpratma taktiklerine sığınarak, geçmişin defolarını “Yeni Parti” deterjanıyla yıkamaya çalışıyorlar. Ancak siyasetin hafızası, o lekeleri kolay kolay unutmaz, unutturamaz.
Peki, bu “yeni” yapı ne kadar kalıcı olacak?
Türk siyasetinde kalıcı bir dalgalanma meydana getirecek mi, yoksa ilk sert rüzgârda dağılıp gidecek mi?
Tarih bize gösteriyor ki; felsefesi olmayan, sadece konjonktürel mağduriyetler, “butlan” kararları ve tek bir şahsın kariyer planlaması üzerine inşa edilen siyasî hareketler uzun ömürlü olamazlar. CHP’den kopan bu isimlerin oluşturduğu rüzgâr, muhtemelen bir seçimlik sabun köpüğünden ibaret kalacaktır.
Kökleri olmayan bu pragmatik yapı, zamanla ya sönümlenip gidecek ya da kendisini var eden o eski ideolojik merkezin marjinal bir eklentisine dönüşecektir.
Unutulmamalıdır ki; siyaset, günü kurtarmak için tabela değiştirenleri değil, savrulmadan kendi zemininde direnenleri yaşatır. Özgür Özel ve ekibinin yaptığı bu siyasî harakiri, yeniyi inşa etmek bir yana, eskinin girdabında boğulmalarının ilk sahnesidir.