Annie Brassey'nin anlatısı ilgi çekmiş.
Büşra Tan yazdı: Doğu Akdeniz’in Viktoryen Anlatısı
annie brassey'nin 1880'de yayımlanan kitabı, doğu akdeniz'e yönelik i̇ngiliz ilgisini gösteren önemli bir belge olarak okunuyor. eser, viktorya dönemi seyahat edebiyatının özelliklerini taşıyor.
doğu akdeniz’in viktoryen anlatısı: altın günlerden kurşun gecelere annie brassey’nin 1880 yılında yayımlanan altın günlerden kurşun gecelere: i̇stanbul ve kıbrıs seferleri (1874-1878) başlıklı kitabı, yalnızca bir gezi kitabı değil, aynı zamanda on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında doğu akdeniz’e yönelen i̇ngiliz ilgisinin önemli belgelerinden biri olarak okunabilir. viktorya dönemi seyahat edebiyatının karakteristik özelliklerini taşıyan eser, […].
Annie Brassey’nin 1880 yılında yayımlanan Altın Günlerden Kurşun Gecelere: İstanbul ve Kıbrıs Seferleri (1874-1878) başlıklı kitabı, yalnızca bir gezi kitabı değil, aynı zamanda on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Doğu Akdeniz’e yönelen İngiliz ilgisinin önemli belgelerinden biri olarak okunabilir. Viktorya dönemi seyahat edebiyatının karakteristik özelliklerini taşıyan eser, Brassey ailesinin Sunbeam adlı buharlı yatla 1874 ve 1878 yıllarında gerçekleştirdiği iki ayrı Akdeniz yolculuğunu günlük biçiminde aktarır. Kitap, Fas’tan İspanya’ya, Yunanistan’dan Osmanlı İmparatorluğu’na, Kıbrıs’tan İtalya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsarken özellikle İstanbul ve Kıbrıs üzerine ayrıntılı gözlemleriyle dikkat çeker. Dönemin birçok İngiliz gezgininin aksine Brassey, ziyaret ettiği toplumlara yalnızca egzotik bir merakla yaklaşmaz; gündelik yaşamı, aile ilişkilerini, kadınların toplumsal konumunu ve yerel kültürü anlamaya çalışan gözlemci bir anlatıcı kimliği geliştirir. Bu yönüyle eser, hem edebiyat hem de kültür tarihi açısından önemli bir kaynak niteliği taşır. Kitap, Ulaş Can Çakan’ın çevirisiyle Remzi Kitabevi tarafından geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı.
Altın Günlerden Kurşun Gecelere iki büyük bölümden oluşur. İlk bölüm, 1874 yılında gerçekleştirilen İstanbul ve İyon Adaları seyahatini konu edinirken ikinci bölüm 1878 yılında Kıbrıs ve yeniden İstanbul’a yapılan yolculuğu anlatır. Yolculuk İngiltere’den başlayarak Cebelitarık, Tanca, Tetuan, Sicilya, Atina ve Ege adaları üzerinden Osmanlı başkentine ulaşır. Daha sonra Boğaziçi, Marmara Denizi, Çanakkale, İzmir, Efes, Sakız, Korfu ve Arnavutluk kıyıları gibi birçok durak ayrıntılı biçimde betimlenir. İkinci yolculukta ise Portekiz, İspanya, Cezayir, Napoli, Pompeii ve ardından Kıbrıs’ın farklı şehirleri ziyaret edilir; dönüşte Rodos, Çanakkale, Edirne ve İstanbul tekrar anlatının merkezine yerleşir. Böylece eser yalnızca tek bir şehri değil, bütün Doğu Akdeniz havzasını birbirine bağlayan kapsamlı bir seyahat haritası sunar.
Brassey’nin anlatımındaki en dikkat çekici özellik, yazarın büyük bir iştahla sergilediği gözlem gücüdür. Yazar, büyük tarihsel olaylardan ziyade küçük ayrıntılar üzerinde durur. Limanların kalabalığı, pazar yerlerinin düzeni, kıyafetler, mimari ayrıntılar, evlerin iç düzeni, yemek kültürü ve insanların günlük davranışları onun anlatısının temel malzemesini oluşturur. Bu yaklaşım sayesinde kitap yalnızca bir rota anlatısı olmaktan çıkar; aynı zamanda XIX. yüzyıl Doğu Akdeniz toplumlarının gündelik hayatını belgeleyen etnografik bir metne dönüşür. Bütün gezip gördüğü yerleri, kişisel deneyimleri, düşünceleri oldukça akıcı ve yalın bir dille okuyucuya aktaran Brassey, samimi, meraklı ve gözlemlerini paylaşan bir tonda bu düşüncesini gerçekleştirir. Öte taraftan onun yaptığı ayrıntılı tasvirler bugün tarihçiler ve kültür araştırmacıları için önemli birincil kaynaklar arasında değerlendirilebilir.
İstanbul, bütün bir kitap boyunca üzerinde en çok durulan ve en çok önem atfedilen temel duraklardan biri olarak dikkat çeker. Brassey, Osmanlı başkentini yalnızca siyasal bir merkez olarak değil, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir şehir olarak ele alır. Ayasofya, Topkapı Sarayı, Boğaziçi kıyıları, surlar, camiler ve saraylar ayrıntılı biçimde tasvir edilir. Özellikle Boğaz boyunca uzanan yalılar ve saraylar, yazarın estetik beğenisini en çok harekete geçiren mekânlardır. İstanbul’un doğal güzelliği, denizle kurduğu ilişki ve farklı dinlere ait mimari yapıların aynı şehir siluetinde birleşmesi Brassey üzerinde derin bir etki bırakır. Onun gözünde İstanbul, Avrupa ile Asya’nın yalnızca coğrafi değil kültürel anlamda da kesiştiği benzersiz bir merkezdir.
İstanbul anlatısında dikkat çeken bir başka unsur Osmanlı toplumuna ilişkin gözlemlerdir. Brassey özellikle kadınların yaşamına ilgi duyar. Harem ziyaretleri, Türk kadınlarıyla yaptığı görüşmeler ve bayram kutlamalarına ilişkin aktardıkları, dönemin birçok Batılı gezgininden daha dengeli bir yaklaşım sergiler. Harem kurumunu yalnızca gizemli ve egzotik bir mekân olarak sunmak yerine burada yaşayan kadınların gündelik hayatlarını, misafirperverliklerini ve aile ilişkilerini anlamaya çalışır. Türk kadınlarıyla kurduğu doğrudan iletişim, dönemin seyahat yazılarında sık rastlanmayan ayrıntılar ortaya koyar. Bu nedenle eser, Osmanlı kadınlarının Batılı gezginler tarafından nasıl algılandığını inceleyen araştırmalar açısından da önemli bir belge niteliği taşır.
Kitabın ikinci büyük odağı Kıbrıs’tır. Brassey’nin adaya ilişkin gözlemleri, İngiltere’nin Kıbrıs üzerindeki siyasal ilgisinin arttığı bir döneme rastlar. Yazar Limasol, Larnaka, Baf, Lefkoşa, Girne ve Kikko Manastırı gibi birçok bölgeyi ziyaret eder. Ada coğrafyasını ayrıntılı biçimde anlatırken iklimi, tarımsal üretimi, bitki örtüsünü ve ekonomik yaşamı da değerlendirir. Zeytinlikler, narenciye bahçeleri, üzüm bağları ve kıyı yerleşimleri canlı betimlemelerle aktarılır. Brassey özellikle Kıbrıs’ın sağlıklı ikliminden ve doğal güzelliğinden etkilenir; adanın gelecekte önemli bir Akdeniz merkezi olabileceğine ilişkin iyimser değerlendirmelerde bulunur. Bunun yanında yerel halkın yaşam koşullarını, pazarları ve gündelik ekonomik faaliyetleri de ayrıntılarıyla kaydeder.
Altın Günlerden Kurşun Gecelere, yalnızca Osmanlı coğrafyasını değil, Yunanistan, İtalya ve Kuzey Afrika’yı da içerisine alan geniş bir Akdeniz havzası üzerinden ilerler. Atina’da klasik uygarlığın izlerini takip eden Brassey, antik kalıntıları estetik bir bakışla değerlendirirken Efes ve Pompei gibi antik kentlerde tarih bilinci daha belirgin hâle gelir. Antik dünyanın kalıntıları ile modern şehirlerin gündelik hayatı sürekli karşılaştırılır. Böylece yolculuk yalnızca mekânsal değil, tarihsel bir deneyime de dönüşür. Geçmiş uygarlıkların görkemiyle XIX. yüzyılın modernleşme süreci aynı anlatı içinde buluşur.
Kitabın görsel malzemesi de metnin önemli bir parçası olarak ön plana çıkar. Yüzü aşkın çizim ve illüstrasyonla gün yüzüne çıkan kitap, anlatılan şehirleri ve doğal manzaraları görsel olarak da belgeler. Limanlar, gemiler, saraylar, sokaklar ve yerel kıyafetler çizimler aracılığıyla okurun zihninde somutlaşır. Bu durum eseri yalnızca bir gezi anlatısı olmaktan çıkararak aynı zamanda XIX. yüzyılın görsel kültürüne ait önemli bir belge hâline getirir. Özellikle İstanbul, Boğaziçi ve Kıbrıs’a ilişkin çizimler bugün tarihsel kent araştırmaları açısından da değer taşır.
Altın Günlerden Kurşun Gecelere, Doğu Akdeniz’in XIX. yüzyıl sonlarındaki kültürel, toplumsal ve coğrafi görünümünü ayrıntılarıyla belgeleyen önemli bir seyahatname olarak okunabilir. Annie Brassey’nin dikkatli gözlemleri, akıcı anlatımı ve gündelik yaşama odaklanan yaklaşımı sayesinde kitap, yalnızca bir yolculuk günlüğü olmanın ötesine geçerek Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs ve Akdeniz dünyasına ilişkin çok katmanlı bir kültür tarihi belgesine dönüşür.