Özcan Aksu işkenceyle ölmüş.
Cezaevindeki 14. gününde ölüm haberi geldi: Ailesini tanıyamadı, ablasına gardiyanları işaret etti; Özcan Aksu işkenceyle mi öldürüldü?
silivri'deki marmara ceza i̇nfaz kurumu'nda tutulan özcan aksu'nun 14 günlük cezaevi süreci ölümle sonuçlandı. ailesi, kapalı görüşte yüzünde ağır darp izleri ve bilinç bulanıklığı gördükleri aksu'nun işkenceyle katledildiğini ve ölüme terk edildiğini iddia ederek sorumluların cezalandırılmasını istiyor.
silivri'deki marmara ceza i̇nfaz kurumu'nda tutulan özcan aksu'nun 14 günlük cezaevi süreci ölümle sonuçlandı. ailesi, kapalı görüşte yüzünde ağır darp izleri ve bilinç bulanıklığı gördükleri aksu'nun işkenceyle katledildiğini ve ölüme terk edildiğini iddia ederek sorumluların cezalandırılmasını istiyor.
Cezaevlerinde kötü muamele ve hak ihlali iddiaları gündemdeki yerini korurken, Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Özcan Aksu’nun ölümüyle ilgili yeni iddialar ortaya atıldı.
22 Haziran 2026’da gözaltına alınan Özcan Aksu, tutuklanmasının ardından gönderildiği Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu’ndaki sürecin ardından 5 Temmuz’da hastanede yaşamını yitirdi. Ablası Melek Aksu, kardeşini 26 Haziran’daki kapalı görüşte yüzünde ve vücudunda ağır yaralanmalar bulunan, bilinci bulanık ve kendisini tanımayacak halde gördüğünü anlattı. Aile, Özcan Aksu’nun cezaevinde ne yaşadığının, hastane ve cezaevi sevklerinin neden yapıldığının ve tıbbi müdahalenin neden geciktiğinin ortaya çıkarılmasını istiyor
Özcan Aksu’nun ablası Melek Aksu, kardeşinin gözaltına alınmasından ölümüne kadar geçen süreçte yaşadıklarını İlke TV’ye anlattı. Melek Aksu, kardeşinin gözaltına alındığı ve tutuklandığı bilgisinin aileye emniyet ya da başka bir resmî kurum tarafından verilmediğini söyledi:
“Bana kesinlikle emniyet ya da resmî hiçbir kurum bilgi vermedi. Arkadaşı aradı, kardeşimin tutuklandığını söyledi. Bir gecede nezarette kalıyor kardeşim. Nezarette kaldığı geceden bile haberimiz olmadı. Ta ki arkadaşı ‘Kardeşin tutuklandı’ diyene kadar.”
Ailenin anlatımına göre Özcan Aksu, 22 Haziran 2026’da evinden polisler tarafından gözaltına alındıktan yaklaşık 24 saat nezarette kaldıktan sonra 23 Haziran’da tutuklandı.
Melek Aksu, 24 Haziran’da kardeşinin avukatıyla görüştüğünü ve nerede olduğunu sorduğunu söyledi. Avukatın kendisine “Metris’te” dediğini belirten Aksu, hemen Metris Cezaevi’ne gittiğini ancak buradaki görevlilerden kardeşinin Silivri’de olduğunu öğrendiğini anlattı:
“Hemen Silivri’ye gidecektim. Saat beşe doğru olmuştu, resmî kurumların kapanış saatiydi. Direkt avukatın ofisine geçtim. Kardeşimin Silivri’de olduğunu avukatı da benden öğrendi. Bu, 24 Haziran’da, tutukluluğunun ikinci gününde oldu.”
Melek Aksu, 25 Haziran sabahı saat 10.00’da Silivri Cezaevi’ne giderek kardeşiyle ilk görüşmesini yapmak istediğini söyledi. Ancak kardeşiyle görüştürülmediğini, karşısındaki iki görevlinin kendi aralarında Özcan Aksu’nun beyin tomografisinin çekildiğini konuştuklarını duyduğunu aktardı.
“Kardeşimin hastanede olduğunu söylediler. Hangi hastanede olduğunu sordum. ‘Burada, cezaevi içerisindeki hastanede de olabilir; Çam ve Sakura’da da olabilir; Bakırköy’de de olabilir’ dediler. Bana kesin olarak hangi hastanede olduğunu söylemediler” dedi.
Aksu, o sırada bu işlemlerin tutuklulara uygulanan rutin sağlık kontrolleri olduğunu düşündüğünü belirtti:
“Ben kendi kendime her mahkûma yapılan rutin kontroller olduğunu zannettim. 25 Haziran’da Silivri’ye kardeşimi görmeye gittim ama göremedim.”
‘Onu görmemle şok geçirmem aynı anda oldu’
Melek Aksu, bir gün sonra, 26 Haziran’da saat 15.45 civarında yeniden Silivri Cezaevi’ne gitti. İlk başta görüşmenin geciktirildiğini düşündüğünü anlatan Aksu, ikinci kez geldiğini gören bir görevlinin “Ablası gelmiş, görüşsün” demesinin ardından kapalı görüş alanına alındığını söyledi.
Aksu, kardeşini camın arkasında ilk gördüğü anı şöyle anlattı:
“İlk başta hangi pencereye geldiğini göremedim. Pencere pencere bakıyorduk. En son baktım, geldi. Onu görmemle şok geçirmem aynı dakikada oldu. Kardeşimi feci şekilde dövmüşlerdi. Kaşını, gözünü, yüzünü patlatmışlardı.”
Melek Aksu, Özcan Aksu’nun sağ kaşının üzerinde 7-8 civarında dikiş bulunduğunu, sağ gözünün şişlik nedeniyle kapandığını ve gözünün kan çanağına döndüğünü söyledi.
Aksu, “Sağ gözünü hayal edin; burun kısmından kulağına kadar mosmor yapmışlardı. Üst dudağı, iki dişinin üstü patlaktı. Ensesinde, saçlarında, her yerinde kan vardı” dedi.
Aksu, görüş sırasında kardeşinden arkasını dönmesini istediğini ve kolunda ağır bir yaralanma gördüğünü anlattı:
“Arkasını bana döndüğünde, dirseği ile bileği arasındaki ön kol etini yüzmüşlerdi. Eti yüzersiniz ya, o şekildeydi. Nasıl yaptıklarını bilmiyorum. Ensesinde ve saçlarında kan vardı.”
Kardeşinin ellerinde ve kollarında şişlikler olduğunu belirten Aksu, Özcan Aksu’nun ayakta durmakta zorlandığını, bir oturup bir kalktığını ve sürekli titrediğini söyledi.
“Bir oturuyor, bir kalkıyordu. Kafa gitmişti. Tir tir titriyordu. Ne yaptığını bilmiyordu. Nesnelerin ne olduğunu bilmiyordu” ifadelerini kullandı.
Melek Aksu, görüş sırasında kardeşinin kendisini tanımadığını ve bulunduğu yerin farkında olmadığını söyledi:
“Cama vuruyorum, ‘Özcan, ben geldim’ diyorum. Yok, beni tanımıyor kardeşim. Zaman, mekân, kişi; nerede olduğunun bile bilincinde değildi.”
Özcan Aksu’nun kapalı görüşte kullanılan telefonu nasıl kullanacağını bilmediğini anlatan Melek Aksu, infaz koruma memurlarının zaman zaman kardeşinin yanına gelerek koluna girdiğini söyledi:
“Telefonun nasıl kullanılacağını bilmiyordu. Gardiyan geliyordu, koluna giriyordu. ‘Telefonu kulağına götüreceksin’ diyordu. Oradaki gardiyanlar bile vahametin farkındaydı. Kardeşim bir oturuyor, bir kalkıyordu. Gardiyan arada gelip koluna giriyordu.”
Melek Aksu, kardeşinin bu durumunun yalnızca kendisinin gözlemi olmadığını, görevlinin kendisine yönelttiği sorunun da bunu gösterdiğini savundu:
“Arkamdaki gardiyan geldi, ‘Kardeşin seni tanıdı mı?’ dedi. Ben de ‘Siz bunu ne hale getirmişsiniz, siz bunu dövmüşsünüz’ dedim.”
Aksu’nun anlatımına göre görevli, kendisine “Bize böyle geldi” karşılığını verdi.
Melek Aksu, kardeşine kendisini kimin bu hale getirdiğini sorduğunu anlattı:
“Kardeşime ‘Seni kim dövdü, kim böyle yaptı, bunlar mı?’ dedim. Arkasındaki gardiyanları işaret ettiğini ifade etti. O andan itibaren gardiyanlar zaten sürekli yanı başımızdaydı. Hem tehdit hem baskı hem korku altındaydı. Hiçbir şey söyleyemiyordu. Tir tir titriyordu.”
Melek Aksu, kardeşinin kendisini tanımaması, telefonu kullanamaması, ayakta durmakta güçlük çekmesi ve sürekli titremesine rağmen cezaevinde tutulmasına tepki gösterdi:
“Gardiyanlar bile durumun farkındaydı. Buna rağmen onu orada tuttular. 26 Haziran’dan, tutukluluğunun dördüncü gününden bahsediyorum.”
Aksu, 26 Haziran’daki görüşte kardeşinin burnunda kırık bulunmadığını özellikle hatırladığını söyledi. Kardeşinin daha önce burun ameliyatı geçirdiğini belirten Aksu, görüş sırasında burun bölgesine darbe almamış olduğunu düşünerek sevindiğini anlattı.
Ancak cenaze teslim edildiğinde gördüğü izlerin farklı olduğunu belirtti:
“Ben kardeşimi o gün gördüğümde burnunda kırık yoktu. Bu ayrıntı aklımızda kalsın. Çünkü cenazeyi aldığımızda kardeşimin burnu da kırıktı. Sol kaşının içindeki yırtık da ben onu gördüğüm zaman yoktu. Belli ki sonra yine dövmüşler diye düşünüyorum.”
Aksu’nun bu değerlendirmesi, görüşte ve cenaze tesliminde yaptığı kişisel gözlemlerine dayanıyor.
Melek Aksu, kardeşini bu durumda gördükten sonra baygınlık geçirdiğini ve tekerlekli sandalyeyle görüş alanından çıkarıldığını anlattı.
“Beni tekerlekli sandalyeyle çıkardılar. Çok sayıda gardiyan toplandı. ‘Kardeşime ne oldu, ne yaptınız?’ dedim. ‘Bize böyle geldi’ dediler” ifadelerini kullandı.
Aksu, cezaevinden çıkmadan önce savcıyla görüşmek istediğini ancak bu talebinin karşılanmadığını söyledi:
“Oradaki jandarmaya, ‘Savcıyla görüşeceğim. Benim kardeşimi içeride dövmüşler’ dedim. Beni savcıyla görüştürmediler. Savcıyı göremeden dışarı çıktım.”
Ardından avukatı aradığını ancak avukatın kendisine dönmediğini belirten Aksu, babasına, amcasına ve ağabeylerine haber verdiğini anlattı. Aksu, kardeşini gördüğü ana kadar kafa travmasının üzerinden 72 saat dahi geçmediğini düşündüğünü ve acil tıbbi müdahale yapılması gerektiğini savundu.
“Ben kardeşimi belki de o gün, o an son olarak o şekilde gördüm” dedi.
Melek Aksu’nun anlatımına göre aile 29 Haziran’da avukatın ofisine giderek yeniden görüştü. Avukat, Özcan Aksu’yla ilgili bir problem bulunmadığını ve yakında tahliye olacağını söyledi.
Avukat aynı gün Silivri Cezaevi’ne gitti ancak Özcan Aksu’yla görüştürülmedi.
“Avukat, ‘Özcan’ı hastaneye kaldırmışlar’ dedi. Ben de ‘Kardeşimi yine mi dövdüler, yine mi işkenceye devam edildi?’ diye sordum. Bilmiyoruz dediler. Avukatıyla da görüştürmüyorlardı” dedi.
Aile, bir gün sonra, 30 Haziran’da Özcan Aksu’nun haftalık görüşü için yeniden Silivri Cezaevi’ne gitti. Melek Aksu, babası ve ağabeyiyle saat 11.00’de cezaevine vardıklarını söyledi:
“Bize ‘Özcan Aksu koğuşunda, görüş saati dörtte, dörtte gelin’ dediler. Tamam dedik. Dörtte tekrar geldik. Bu kez ‘Özcan Aksu hastanede’ dediler.”
Ailenin önceki yazılı anlatımında, görevlinin hastaneyi ailenin yanında ve hoparlör açık şekilde aradığı belirtiliyor. Görevlinin, “Özcan Aksu’nun babası, abisi, amcası ve ablası burada. Kendisi gelecek mi?” diye sorduğu; karşı tarafın ise önce “15 dakika sonra göndereceğiz” dediği aktarılıyor.
Aile beklemesine rağmen Özcan Aksu görüşe getirilmedi. İkinci aramada karşı tarafın “Diğerleri gelirdi, o da gelecek” dediği, ancak saat 17.00’ye kadar bekleyen ailenin görüşme gerçekleştiremediği anlatılıyor.
Melek Aksu, “29 Haziran’da avukat gidiyor, göremiyor. 30 Haziran’da biz gidiyoruz, biz de göremiyoruz. Ne avukatına ne bize hiçbir şekilde bilgi vermediler” dedi.
Melek Aksu, “Acaba neyin tedavisini görüyor diye düşündük. Rutin cezaevi işlerdir diye zannettik. Avukatıyla irtibattaydık. ‘Özcan’a ne oluyor, neden bu kadar hastanede?’ diye soruyorduk. Onlara da bilgi vermiyorlardı” ifadelerini kullandı.
Ailenin anlatımına göre Özcan Aksu, ölümünden üç gün önce, 2 Temmuz’da Metris Cezaevi’ne sevk edildi. Melek Aksu, Metris Cezaevi’ni aradığında kardeşinin kuruma giriş yapmadığının söylendiğini aktardı: “Metris’i aradığımda kesinlikle Metris’e giriş olmadığını söylediler. Çünkü giriş olsa koğuş numarası, bölümü olur. Oradaki memur, ‘Burada kalmamış, giriş yok’ dedi.”
Avukatın da Özcan Aksu’nun Metris’e sevk edildiğini ancak oraya gittiklerinde kendisini göremediklerini, hastaneye gönderildiğinin söylendiğini aktardığını belirtti.
Özcan Aksu’nun aynı gün Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yatırıldığını söyleyen Melek Aksu, sevkin neden Silivri’den doğrudan hastaneye yapılmadığını sordu:
“Niye Metris’e gönderiyorsun? Madem aynı gün tekrar hastaneye gidecek, neden Silivri’den doğrudan hastaneye göndermiyorsun? Silivri’den ölü mü çıktı, komada mı çıktı, can çekişir vaziyette mi çıktı? Ne halde gitti ki sevk ettiğiniz gün hastaneye yatırmaihtiyacı hissettiniz?”
Aksu, kardeşinin sağlık durumunun çok daha önce ağırlaştığını ve hastaneye sevkin geciktirildiğini düşünüyor:
“O komalık haline kadar neden beklediniz? Neden onun ölümünü izleyecek kadar orada tuttunuz? Durum o kadar ağırdı ki gardiyan biliyordu, sağlıkçılar biliyordu, doktor biliyordu. Bilmese bana ‘Kardeşin seni tanıdı mı?’ demezdi.”
Melek Aksu, kardeşinin 26 Haziran’da kendisini tanımadığı, yürüyemediği, dengesini koruyamadığı ve telefonu kullanamadığı halde cezaevinde tutulmasının ölümüne yol açtığını düşünüyor:
“Beni tanımadı. Ben ablasıyım, tanımadı beni. Yürüyemiyor, dengesiz, ne dediğini bilmiyor, nerede olduğunun farkında değil. O çocuk orada değil de yoğun bakımda olsaydı, ilk anda müdahale edilseydi benim kardeşim ölmeyecekti.”
Aksu, görevlilerin kardeşinin ağır durumunu gördükleri halde bile bile müdahale etmediğini, kardeşini bilerek ölüme terkettiklerini ileri sürdü:
“Onu ölüme terk ettiler. Onu orada izlediler, ölümünü izlediler. Baktılar ölecek, artık geri dönüş yok; ellerinden çıkardılar.”
Özcan Aksu’nun Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaklaşık iki gün kaldığını belirten Melek Aksu, 5 Temmuz günü saat 11.00 civarında ölüm haberinin verildiğini söyledi:
“Bize ‘Kardeşiniz öldü, gelin Yenibosna’dan cenazenizi alın’ dediler.”
Ailenin paylaştığı ölüm belgesinde ölüm tarihi 5 Temmuz 2026, ölüm saati 11.01 ve ölüm yeri hastane olarak kayıtlı. Belgede otopsi yapıldığı belirtilirken kesin ölüm nedeni yazmıyor.
Melek Aksu, ölüm belgesinde kesin bir neden bulunmadığını ve otopsi raporunun henüz çıkmadığını belirtti.
Aile, Özcan Aksu’nun cenazesini Yenibosna’daki Adli Tıp Kurumu’ndan teslim aldıktan sonra Küçükçekmece’de yıkadı.
Melek Aksu, cenaze yıkamasına kendisinin değil, babası, ağabeyi, amcası, eniştesi ve aile dostlarının girdiğini söyledi. Yakınlarının kendisine aktardığına göre Özcan Aksu’nun dizlerinden ayak bileklerine kadar morluklar bulunuyordu.
“Ayağının altında yaklaşık dört santimetrekarelik bir morluk vardı. Babamın anlattığına göre dizinden ayak bileklerine kadar olan izler potin ya da cop izlerine benziyor” dedi.
Bu ifadelerin cenazeyi yıkayan aile üyelerinin gözlem ve değerlendirmelerine dayandığını belirten Aksu, izlerin nerede ve kim tarafından oluşturulduğunun soruşturulmasını istedi:
“Bunlar nerede oldu? Gardiyan mı yaptı? Nezarette mi oldu? Mahkûmlar mı yaptı? Avukatın beni aradığı gece, 25 Haziran’da ne olduysa o saatten önce olmuştu. Avukata bilgiyi kimin verdiği bulunmalı.”
Melek Aksu, cenazenin teslim aldıktan sonra, defin işlemi için Muş’a götürürken işkence görüntülerini fotoğrafladıklarını anlattı.
Cenazeyle Muş’a giderken fotoğraf çekmediklerini fark ettiğini belirten Aksu, köye ulaştıklarında bütün engellemelere ve kalabalığa rağmen kefeni açarak görüntü aldıklarını söyledi:
“Babama, ‘Ne olursa olsun bunun fotoğrafını çekmemiz lazım’ dedim. Kefeni açarken bir video ve birkaç fotoğraf çektik. Morlukları, dikişleri, burnundaki izler net şekilde görünüyordu.”
Melek Aksu, kardeşinin gördüğünü söylediği darp ve yaşadığı kafa travmasının ardından toparlayamadığını düşünüyor.
“Kardeşime işkence yapıldı. O işkenceden sonra toparlayamadı. Kafa travması yaşadı. Bu onu çok etkiledi ve kardeşim buna dayanamadı, öldü. Ben böyle düşünüyorum” dedi.
Aksu, kardeşi yaşamını yitirmemiş olsaydı bile vücudundaki yaralanmaların hesabının sorulması gerektiğini söyledi:
“Benim kardeşim ölmeden dışarı çıksaydı bile ellerindeki, yüzündeki, kafasındaki, burnundaki, ağzındaki dikişlerin hesabını vereceklerdi. Kaldı ki öldü.”
Aile kesin otopsi raporunu bekliyor. Ancak Melek Aksu, cezaevi sürecinde yaşandığını söylediği ihmaller ve olayların örtbas edildiği yönündeki kuşkuları nedeniyle raporun güvenilirliği konusunda endişeli olduklarını anlattı.
“Cezaevindeki doktor kardeşimin o halini görüp yoğun bakıma yatırmadıysa; gardiyanından müdürüne, müdür yardımcısına, amirine, başgardiyanına ve savcısına kadar herkes olayın farkında olmasına rağmen onu orada tuttuysa, otopsi sonucu ne kadar doğruolur diye tedirginiz” dedi.
Aksu, gerekirse yeni bir otopsi ya da yeniden inceleme yapılmasını kabul edeceklerini söyledi:
“Tekrar yeni bir otopsiye de razıyız. Yeter ki kardeşimin ölümü net bir şekilde aydınlatılsın.”
Soruşturmanın içeriği aile ve ÖHD tarafından bilinmiyor
Melek Aksu, savcılığın olayla ilgili bir soruşturma başlattığını yeni avukatlarından öğrendiğini ancak soruşturmanın içeriğinin henüz aile tarafından bilinmediğini söyledi. ÖHD İstabul tarafından üstlenilen ve ilgilenilen dosya yakından inceleniyor.
Aksu sürece dair, “Savcılık ne zaman soruşturma başlattı, tam olarak bilmiyorum. Avukatımız dosyanın içeriğini göremediğini söyledi. Nasıl bir soruşturma başlatıldı? Cinayet mi, işkence mi? Birileri ifadeye çağrıldı mı? Bunları bilmiyoruz” dedi.
Aile; gözaltı merkezi, sevk araçları, Silivri Cezaevi, kapalı görüş alanı, revir, Metris Cezaevi ve hastanelerdeki bütün kamera kayıtlarının alınmasını istiyor. Ayrıca 25 Haziran gecesi avukata bilgi veren kişinin belirlenmesini, “kaçmaya çalışma” iddiasına ilişkin görüntülerin bulunmasını, beyin tomografisinin nerede ve neden çekildiğinin tespit edilmesini talep ediyor.
Özcan Aksu’nun 26 Haziran’daki görüşmesine ait ses ve görüntü kayıtlarının, sağlık dosyasının, doktor ve hemşire kayıtlarının, ilaç uygulama çizelgelerinin, hastane sevk evraklarının ve ambulans kayıtlarının incelenmesi de ailenin talepleri arasındabulunuyor.
Aile, Özcan Aksu’nun yaralarının ne zaman ve nerede oluştuğunun, Metris’e fiilen girip girmediğinin, hastaneye hangi sağlık durumunda ulaştırıldığının ve tıbbi müdahalenin neden daha erken yapılmadığının ortaya çıkarılmasını bekliyor. Kesin ölüm nedeni ile yaralanmaların ölümle bağlantısına ilişkin nihai değerlendirme, otopsi raporu ve devam eden adli soruşturma sonucunda yapılacak.