Çocukluk yaraları yine deşilmiş.
Çocukluk travmaları ve terapi süreci
terapi sürecinde çocukluk anılarıyla yüzleşme ve performans odaklı sevginin birey üzerindeki etkileri ele alınıyor.
sizi performans odaklı sevmişler.
Harıl harıl yazıyor. Üniversitede akademisyen. Tezine malzeme arıyor kesin.
Hadi Mavi! Çok iyi gidiyoruz. Son bir anı, son bir anı daha...
Tam bir yıldır geliyorum buraya. Aşağı inen merdivenler yosunlu. Duvarlar ıslak parkeler ıslak. Zemin kat hususi seçim. Elektrik kaçağı var cızır cızır. Söndü sönecek zavallı titrek mumlar. Bitti bitecek bir kandil. Tükendi tükenecek piller, fenerler.
Asma katta, elinde megafon, tepeden sesleniyor bana:
“Yüzdüğünü düşün, yüzüyorsun şimdi. Yüz bakalım…”
“Yüzme korkusu ancak böyle geçer, hazır mısın?”
“Bir sopa can simidi filan verseydiniz?”
Kırk kulaç kırkı da kırık kulaç. Bir ses: Kayboldum polis amca. Beni bulur musunuz?
Demek beni ihmal etmişler. Demek beni hakikatte sevmemişler. Demek…
Kodla bunu zihnine. İyice yerleştir kafana. Koy çuvala.
Kulaç atmayı bıraktım. Çuvalı sırtladım.
Çok uzun, büyük bir göletin içindeyiz artık. Halbuki ileriye bakmak istiyorum ben. Güzel, ümitli günlere.
Bu anılar, bu anılar ne işe yarayacak? Karanlık, soğuk. Neden kazıyorsunuz zihnime? Bunları ben yaşamadım ki. Görmüyor musunuz? Başkasının bu hayat, benim değil.
Sırtı deri koltuğa, ayakları masaya dayalı. Sanki patron. Penceresi bol. Günlük güneşlik. Ona göre hava hoş, ona göre hava ne kadar hoş. Işıl ışıl. Jeneratörlü. Kahvesi bol köpüklü.
Titrek mumlar, cılız fenerler hep aşağıda. Mağara.
Sen hiç merak etme Mavi. Bu sistemi ben kurdum. Görüp görebileceğin en mükemmel anı avcısıyım ben.
Kahvesinden bir yudum, poğaçasından bir ısırık alıyor anı avcısı, karnını sıvazlıyor: Bana güven Mavi. Hepsini toparlıcaz. Emin ol her şeye çözümüm var. Kaybolan günlere çözümüm var.
Ne derinlere dalmak ne yüzeyde kürek çekmek. Hiçbiri iyi etmedi sanrılarımı.
- Şimdi gözlerini yum ve bir sandık hayal et Mavi. Söyle bakalım nasıl bir sandık?
Bu göletten, batık gemilerden, bu sahte tasavvurlardan gına geldi.
Elinde kalem sağa sola kafasını sallıyor.
Kayığın içinde çenem dizlerimde, ağzım kilit.
- Bak beni sinirlendiriyorsun, ne biçim çocuksun sen bakayım.
- Gördün mü, demiştim, zihnini zorlarsan yapabileceğini söylemiştim sana. Aferin.
- Şimdi anlattığın her şeyi bu sandığa koy, acele et ama.
- Tekrar et: Anılarımı sandığa kilitledim.
Anılarımı sandığa kilitledim diyorum, burnumu çeke çeke, çabuk çabuk..
- Anılarımı sandığa kilitledim. Peki tamam.
- Güzel. Şimdi bir sepet salıyorum aşağı. Sandığı bana emanet ediyor, hafifliyorsun. Kaygısız gidiyorsun. Bundan böyle, yorulmak öyle kaybolmak, sürüklenmek yok caddelerde.
Ne hissediyorsun Mavi? Bir renk, bir koku söyle.
Kar kokusu geliyor burnuma, beyaz, lapa lapa.
Küçük kibritçi kız masalını biliyor musun?
Olduğum yerde sallanıyorum ileri geri: I-ı hiç masal bilmiyorum ben.
Elinde ıslak kibritler var, kar yağıyor. Gece boyu sokakta yorulmuş üşümüş büzüşmüşsün. O kadar ki parmak uçlarını hissedemiyorsun. Andersen masallarındaki zavallı küçük kibritçi kızsın sen…
Beni bırakmışlar. Beni hep bırakıyorlar. Sağda solda, orada ve burada.
Gece yarısı fırlamış çıkmışım o resimden. Yalınayak.
Cadde boyunca, upuzun cadde boyunca koşuyor…
Saçlarımı çeke çeke bağırıyorum. Anneee babaaaa!..
Polis amca durduruyor. Yavrum senin evin nerede? Söyle bakalım kaç yaşındasın?
Sonrasını hatırlamıyorum. Yığılıp kalmışım oracıkta.
Böyle direnirsen olmaz ama. Al şu hapı. İç suyu, iç iç. Beş deyince küçük kibritçi kızsın şimdi.
Biiir iki… -3-4-5 – Beş. Mavi 5 beş. Hadi. Beş.
Burnumu cama dayıyorum. Buğulanmış, sıcak. Uzak bir resim içeridekiler. Işıklı pırıl pırıl.
Üzerim incecik, su alıyor soğuk alıyor bedenim.
Kibrit almak isteyen yok mu, kibritlerim vaar, kibritçii..
Kimse kibrit almıyor. Omuzlarım düşük. Başım eğik.
Gölgeler geliyor gölgeler geçiyor üzerimden. Büyü büyü büyüyor gölgeler...
Nefes nefese koşarak geçiyorum caddeleri geceleri ve günleri. Hiç durmuyorum.
Yıllarca koşuyorum. Ev yok iz yok. Bir resim yok.
Bravo. Gördün mü Mavi? Zorlarsan hatırlarsın demiştim.
Seni sokaklara salmışlar. Ağlamışsın sarmamışlar.
Süt değil şeker vermişler sana. Masal anlatmamışlar.
Aaa. Ben öyle bir şey mi dedim Mavi. Rica ederim. Bunu mu anladın söylediğimden.
İşe yaramayan şeylere dayanamıyorum artık.
İnanmıyorum. Düzelseydi düzelirdi evler, geçseydi geçerdi geceler.
Yanınızdayım demekten başka ne yaptı ha? Kürek mi çekti, elimden mi tuttu? Yazıp durdu vicdansız.
Elimde kibritler, avuç avuç. Vay canına… Ne kadar çok kibrit var.
Mumlar yanıyor gemiler yanıyor, anılar kül oldu yanıyor…
Bakın memur bey, bu kadın anılarımı çalıyor, kim masum, üstü başı ıslak kim söyleyin. Kimin elinde kibrit var bir kere. Kimin elleri üşümüş? Kimin sırtı soğuk. Siz bakın. Öhö öhö öhö…
Onlar benim anılarım. Hepsini ben yazdım, kelepçeye gerek yok.
Bir eli başında, şaşkın, bana soruyor polis:
“Kapının önündeki göz yaşı göleti senin mi kızım?”
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.