DEM'in yeni kongresi geçmişi değerlendirecekmiş.
Demokratik toplum ve DEM’in yeniden kuruluşu
hdk-hdp/dem deneyiminin birikimini sahiplenerek, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigmasının yeni dönemde örgütlenmesi hedefleniyor. önümüzdeki kongre, deneyimin muhasebesini yapıp yeni yönelimleri belirleyecek.
bu süreç, hdk-hdp/dem deneyiminin bütün tarihsel birikimini sahiplenerek, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigmasının günümüz koşullarında daha ileri bir düzeyde örgütlenmesi ve toplumsallaştırılması sürecidir sedat şenoğlu önümüzdeki kongre, dem’in olağan kongrelerinden biri değildir. bu kongre, hdk-hdp/dem çizgisinin yaklaşık on beş yıllık deneyiminin muhasebesini yapacağı, tarihsel birikimini değerlendireceği ve yeni dönemin örgütsel-siyasal yönelimini belirleyeceği bir […].
Bu süreç, HDK-HDP/DEM deneyiminin bütün tarihsel birikimini sahiplenerek, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigmasının günümüz koşullarında daha ileri bir düzeyde örgütlenmesi ve toplumsallaştırılması sürecidir
Önümüzdeki kongre, DEM’in olağan kongrelerinden biri değildir. Bu kongre, HDK-HDP/DEM çizgisinin yaklaşık on beş yıllık deneyiminin muhasebesini yapacağı, tarihsel birikimini değerlendireceği ve yeni dönemin örgütsel-siyasal yönelimini belirleyeceği bir yeniden kuruluş kongresi olmalıdır.
İçinde bulunduğumuz dönemi savunma değil yeniden kuruluş dönemi olarak kavramak kritik önemdedir. Görevimiz, yalnızca daha güçlü bir parti yaratmak değildir. Görevimiz, kendini ve toplumu politik ve ahlaki temelde değiştirip dönüştürecek, örgütlü halk gerçekliğini ve hareketini yaratmaktır. Demokratik toplum anlayışı yalnızca bir siyasal program değil, aynı zamanda yeni bir yaşam ve örgütlenme modelidir. Bu nedenle yeniden yapılanma, seçim odaklı bir parti mantığından çok toplumu örgütleme perspektifine dayanmalıdır. Kongremizin tarihsel başarısı da ancak, bu perspektif ve hedef doğrultusunda kendini zihinsel ve stratejik olarak yapılandırabildiği ölçüde anlam kazanacaktır.
HDK’nin ortaya çıkışı Türkiye siyasal tarihinde yeni bir eşikti. Çünkü ilk kez Kürt Özgürlük Hareketi, sosyalist hareket, kadın hareketi, ekoloji hareketleri, Alevi hareketi, halklar ve inanç toplulukları, emek ve demokrasi güçleri ortak bir siyasal-toplumsal proje etrafında buluşabildiler. HDK yalnızca bir ittifak girişimi değildi. Esasen demokratik toplum paradigmasının örgütsel formu olma iddiasıyla ortaya çıktı. HDP ise bu toplumsal zeminin siyasal temsil aracı olarak şekillendi. Bu model başlangıçta önemli başarılar yarattı. Gezi süreci, Kobanê direnişi, 7 Haziran deneyimi, yerel demokrasi mücadeleleri bu tarihsel birikimin en görünür sonuçları oldu.
Ancak süreç içerisinde çeşitli nedenlerle başlangıçtaki denge bozuldu. Toplumsal örgütlenme ile siyasal temsil arasındaki ilişki zayıfladı. Meclisleşme hedefi geri çekildi. Yerel toplumsal örgütlenme yeterince geliştirilemedi. Toplumsal mücadele alanlarının önemli bir bölümü seçim ve temsil eksenli siyasetin gölgesinde kaldı. Bugün yeniden kuruluş ve yapılanma ihtiyacının temel nedenlerinden biri budur. Sorun kendi başına HDK’nin başarısız olması değildir. Sorun, demokratik toplum paradigmasının gerektirdiği örgütsel düzeyin toplamda yaratılamamasıdır.
Neden yeni bir örgütsel forma ihtiyacımız var?
Bu süreç, HDK-HDP/DEM deneyiminin bütün tarihsel birikimini sahiplenerek, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigmasının günümüz koşullarında daha ileri bir düzeyde örgütlenmesi ve toplumsallaştırılması sürecidir. Yeniden yapılanma ihtiyacını ortaya çıkaran nedenler dar anlamda “örgütsel sorunsallıklara” bağlanıp geçilemez. Sorun daha derindedir. Sorun, içinde bulunduğumuz tarihsel dönemin değişim ve dönüşümünü koşullayan dinamiklerin yarattığı stratejik kapsam ve bunların anlamıyla, mevcut siyasi konumlanışımız ve mücadele araçlarımız arasındaki uyumsuzluğun giderek büyümesidir. Dolayısıyla yeniden yapılanma, mevcut yapının kimi eksikliklerini düzeltme çabası olarak değil, demokratik toplum mücadelesinin yeni dönem ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni bir siyasal ve örgütsel düzey yaratma hamlesi olarak görülmelidir.
Yeniden yapılanma tartışmaları teori, program, örgütsel model, strateji, öncülük ve toplumsal örgütlenme başlıklarının tamamını kapsayan bütünlüklü bir yeniden kuruluş perspektifiyle yürütülmelidir. Bu çerçevede yeniden yapılanma sürecinin temel hedefi, örgütlü toplumun geliştirilmesi; demokratik siyasetin toplumsallaştırılması ve toplumsal mücadelenin siyasallaştırılması; kadın özgürlüğünün toplumsallaştırılması; ekolojik yaşamın inşası; komünalist örgütlenme ve ilişkiler temelinde sosyalizmin toplumsal zemininin inşasını güncel bir toplumsal alternatif haline getirilmesi; enternasyonalist dayanışmanın ve birliğin güçlendirilmesi ve demokratik ulusun inşasına öncülük edecek birleşik örgütsel formun yaratılmasıdır.
Yeniden kuruluş perspektifinden düşünüldüğünde partimizin iki stratejik işlevi iç içe bütünlükle yerine getirecek bir yapılanmaya sahip olması gerekir: Siyasal çatı olarak parti ve toplumsal örgütlenme hareketi olarak parti. Esasen bu, paradigmamızın HDK ve HDP/DEM olarak biçimlenen ve işlevlenen ikili somut tarihsel var oluş formlarının kapsanarak “aşılması” ve birleşik tek form haline getirilmesi demektir. İşin özü, bir anlamda fabrika ayarlarına dönülmüş ve paradigma tüm boyutları ve ilişkisel kapsamıyla, demokratik toplum hareketi stratejik çizgisinde ve parti bütünlüğü formu içinde cisimleşmiş olacaktır.
Demokratik toplumun öncülüğünü inşa etmek
Yeniden kuruluş ve yapılanmanın en önemli başlıklarından biri de öncülük sorunudur. Demokratik toplum paradigması, hem dayandığı siyaset felsefesinin temelleri hem de toplumsal inşacılığın etik-politik gerekleri bakımından farklı bir öncülük anlayış ve tarzını gerekli ve zorunlu kılmaktadır. Yeni dönemin öncülüğü; toplum adına karar veren değil, toplumun karar süreçlerini geliştiren; toplum adına konuşan değil, toplumun konuşmasını sağlayan; yönetmeyi değil, örgütlemeyi esas alan bir inşacı öncülük olmalıdır. Yeniden yapılanma yalnızca örgütü değil, öncülük anlayışını da dönüştürmelidir. Demokratik toplum paradigması esas olarak toplumsal örgütlenmeye dayanırken, mevcut yapı ve işleyiş giderek siyasal temsil ağırlıklı bir karakter kazanmıştır. Bu durum, toplumsal örgütlenme kapasitesini sınırlandırmıştır. Yeni dönemde partinin yönelimi yalnızca mevcut toplumsal güçleri korumak değil, yeni toplumsal dinamiklere açılmak, yeni mücadele alanlarıyla buluşmak, yeni kuşaklarla ilişkilenmek olmalıdır. Genişleme yalnızca oy oranını artırmak değildir. Genişleme toplumsal mücadele alanlarını büyütmektir.
Bugün dünya kapitalist-emperyalist sistemin çok boyutlu krizleriyle karşı karşıyadır. Ekonomik krizler süreklileşmektedir. Ekolojik kriz insanlığın geleceğini tehdit eden boyutlara ulaşmaktadır. Göç ve yerinden edilme küresel ölçekte yeni toplumsal kırılmalar yaratmaktadır. Kadın düşmanlığı, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve otoriter ve faşist rejimler yükselmektedir. Savaşlar, işgaller ve militarist yayılmacılık politikaları emperyalist hegemonya rekabeti ve sömürgecilik kavgasının giderek yaygınlaşan zemini hale gelmektedir. Yeni küresel sistem bu zemin üzerinde inşa edilmek istenmektedir. Ulus-devlet sistemi çözüm üretmekte zorlanmaktadır. Ortadoğu ise yeniden şekillenen küresel sistemin merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Bu süreçte Kürt halkının özgürlük mücadelesi yalnızca bir halkın hak mücadelesi olmaktan çıkmış, bölgesel demokratik dönüşümün temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Bu nedenle önümüzdeki dönem yalnızca Türkiye’nin değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun demokratik geleceği açısından da belirleyici olacaktır.
Tarihsel moment, demokratik toplum paradigmasını dünya ezilenlerinin örgütlü ufku bakımından da daha güncel hale getirmektedir. Tam da bu nedenle, yeni dönem aynı zamanda güçlü bir enternasyonalist yönelimi gerekli kılmaktadır. Dünya halklarının ortak demokrasi ve özgürlük mücadeleleriyle daha güçlü bağlar kurulmalıdır.
İçinde bulunduğumuz tarihsel dönemin temel çelişkisi kapitalizmin toplum yıkıcı ve kıyıcı uygarlığıyla sosyalizmin zemini olan toplum kurucu, özgürlükçü, demokratik uygarlık arasındaki çelişkidir. Bir tarafta merkeziyetçilik, ulus-devletçilik, erkek egemenlik, sermaye birikimi, ekolojik yıkım, toplumsal atomizasyon bulunmaktadır. Diğer tarafta ise demokratik toplum, komünalite, kadın özgürlüğü, ekolojik yaşam, çoğulculuk, öz yönetim yer almaktadır. Buradan hareketle, mücadelemizin stratejik yönelimi yalnızca siyasal iktidar değişikliğiyle sınırlanamaz. Esas mesele toplumsal yaşamın yeniden örgütlenmesidir. Demokratik toplum paradigmasının anlamı da budur.
Kapitalizmin derinleşen krizleri ‘sosyalizm yeniden’ fikrini, duygusunu, arayışlarını ve mücadelelerini güncel hale getirmiştir. Ancak günümüzde sosyalizm tartışması yalnızca geçmiş deneyimlerin tekrarı üzerinden yürütülemez. 20. yüzyıl sosyalizm deneyimlerinin yenilgisi ve bir dönemin kapanışı sonrasında ortaya çıkan ve ezilenler dünyasının tümünü etkileyen ideolojik ve örgütsel boşluk hâlâ tam olarak doldurulamamıştır.
Demokratik toplum paradigması bu boşluğu doldurmaya aday en önemli teorik ve siyasal çerçevelerden biridir. Ve tam da nedenle, yeniden kuruluş ve yapılanma hamlesi sosyalizm seçeneğini daha görünür hale getirmelidir. Demokratik toplum hareketi çizgisi ile esasen halkların, kadınların, emekçilerin, gençlerin ve tüm ezilenlerin demokratik öz örgütlülükleri temelinde kuracakları özgür yaşamın adı olan sosyalizm arasındaki ilişki daha güçlü biçimde tanımlanmalıdır.