Dronlar savaşı bambaşka boyuta taşımış.
Dron savaşlarının felsefesi
koray saatçı, dron teknolojisinin savaşların ontolojisini ve anlamını değiştirdiğini belirtiyor; bu küçük ama maliyeti düşük araçların f-16 gibi büyük uçaklarla karşılaştırılabileceğini söylüyor.
koray saatçı günümüzdeki muharebe sahalarında boy gösteren dron teknolojisi, savaş tarihinde yeni sayfa açan bir olgudur. dronlar tek başına teknolojik bir gelişim ya da atılım olarak görülemez. bugün dronlar, savaşın ontolojisinin ve anlamının değişimine neden olmaktadır. dronların küçücük ve mütevazi boyutlarına aldanmamak gerekir. bu küçük boyutlu ve maliyeti düşük araçlarla bir f-16 ya da bir […] the post dron savaşlarının felsefesi first appeared on bilim ve gelecek .
Günümüzdeki muharebe sahalarında boy gösteren dron teknolojisi, savaş tarihinde yeni sayfa açan bir olgudur. Dronlar tek başına teknolojik bir gelişim ya da atılım olarak görülemez. Bugün dronlar, savaşın ontolojisinin ve anlamının değişimine neden olmaktadır.
Dronların küçücük ve mütevazi boyutlarına aldanmamak gerekir. Bu küçük boyutlu ve maliyeti düşük araçlarla bir F-16 ya da bir tank imha edilebilir ve hatta bir askerî karargâh bile yerle bir edilebilir. Dronların savaş meydanlarındaki imha gücü, ABD’nin 2001’deki Afganistan işgaline kadar götürülebilir; ancak şunu söylemek gerekir ki, bu savaştaki dronlar yüksek boyutlu dronlardı. Bizim adından bahsetmiş olduğumuz dört pervaneli, küçük boyutlu dronlar, 2010’ların başından beri yaygınlaşmaya başlamış ve hatta Suriye’deki “iç savaş” döneminde IŞİD gibi bir örgüt bile bu teknolojiyi (çok profesyonelce olmasa da) kullanmıştı. Ama dronların savaşların seyrini önemli ölçüde değiştiren gücünü sergileyişi, 2022’de başlayan Ukrayna-Rusya arasındaki savaşta görülmüştü. Bu savaşta dronların gücünün belirleyici olduğuna tüm dünya şahit olmuştu; ki halen şahit olmaktadır. Bununla birlikte Ukrayna, dron teknolojisini savaşta en çok kullanan ülke olmakla dikkat çekmişti; tabii dron teknolojisini daha sonra dikkate alıp uygulayan Rusya da öyle.
Savaşın ilk günlerinde Ukrayna’nın enerji altyapısı Rusya’nın stratejik bombardıman uçaklarının ağır darbeleri altında eziliyordu. Ukrayna askerî üretim alanında ne zırhlı araçlar ne de topçu mühimmatı yapabiliyordu; bunu yapsa da çok sınırlıydı. NATO’nun Rusya’ya karşı mayın gücü olmaya gönüllü olmuş bu ülke, emperyalist merkezlerden gelen silahlarla Rusya’ya karşı koyabilmekteydi ancak bu yeterli değildi. Ukrayna, Rusya’nın saldırılarına karşı çareyi dron üretiminde bulmuştu. Bugün Ukrayna’da hemen hemen tamamen yerli olan bir dron üretimi var. 2023’te 800.000 dron üreten Ukrayna, 2024 yılında bu sayıyı 2 milyona çıkarmıştı. Bugün Ukrayna yüzlerce farklı modelde drona sahip. Ukrayna bu işi o kadar ciddiye almıştı ki, 11 Haziran 2024 tarihinde Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bünyesinde “İnsansız Sistemler Kuvveti” adında tıpkı hava kuvvetlerine benzer bir askerî teşkilat örgütlenmesi oluşturmuştu.
Ukrayna, savaş dronlarıyla Rusya’yı zora sokmuştu. Farklı dron türlerinin birçok işlevi vardı. Mesela gözlem dronları savaş alanlarında karşı taraftan aldığı görüntülerle operatörleri bilgilendiriyordu. Bazı dronların mayın döşeme aparatları bile vardı. Hatta yapay zekâ teknolojisi ile binlerce drona seçici olarak hedef tanımlanabiliyordu; yani binlerce dron bir hedefe aynı anda kitlenebiliyor ve en yakındaki dron diğer dronlara durma talimatı vererek saldırısını gerçekleştirebiliyordu. Dronu fark eden askerler bile, çaresizce işaretler yaparak drona teslim olduğunu bildiriyordu. Kaçacağı yeri olmayan ve kendini savunama olanağı olmayan askerler dronun gözetiminde karşı tarafa böylece esir düşüyordu.
Ukrayna’nın 1 Haziran 2025 tarihinde gerçekleştirdiği “Örümcek Ağı Operasyonu” adlı dron saldırısı, en çok ses getireniydi. Ukrayna’nın güvenlik servisinin yolladığı 100’den fazla dron, sürücülerin bilgisinin dışında Rusya topraklarına kamyonlarla taşınmış ve 5 hava üssünün etrafında dolanarak saldırı gerçekleştirmişti. Bu saldırıda 10’dan fazla stratejik bombardıman uçağı vurulmuş ve Sovyet döneminden kalan, artık üretilmeyen araçlar da yok olmuştu. Bazı yorumculara ve analistlere göre bu dron saldırısıyla Ukrayna, sadece Rusya’ya değil, aynı zamanda tüm dünyaya bir mesaj vermişti. Bu olay, maliyeti düşük bir operasyonla büyük maliyetteki askerî araçların imha edilebilirliğini göstermekteydi.
Rusya savaşın ilk perdesinde Ukrayna’nın dron saldırılarına karşı iyi bir sınav verememişti. Rusya sadece hava gücüne ve zırhlı araçlarına güveniyordu. Özellikle Rusya’nın yüksek maliyetli tanklarının Ukrayna’nın havadan yağdırdığı ucuz ama etkili dron arıları tarafından kolayca imha edilmesi, tanklar konusunda tartışmalar ortaya çıkartmıştı. Bir zamanlar bozkırların efendisi sayılan o devasa tanklar, fiyatı bir otomobil fiyatına bile ulaşamayan dronların kolay hedefi haline gelince askerî analistler tankların devrinin kapanıp kapanmayacağına yönelik sorular ortaya attı. Ancak Rusya, “Kaplumbağa Tankı” adı verilen anti-dron kaplamalı tankları geliştirerek tankların devrinin kolayca kapanamayacağını göstermişti. Rusya bu teknik yöntemle tanklarını koruyabiliyordu ama bu kadarı yeterli değildi. Başlangıçta geri plana attığı dronları iyi değerlendirmesi gerektiğini anlamıştı. Ukrayna’nın dron saldırıları sonucu verdiği zayiatlar sonrası Rusya bu işi ciddiye aldı ve başlatmış olduğu dron üretiminde ilerleme kaydederek 1 milyondan fazla dron üretti. Ürettiği bu dronlarla Rusya, Ukrayna’nın hava savunma sistemine zarar vermek ve askerî birlikleri oyalamak için önce dron saldırısı yapıyor, sonra da balistik füzelerini yolluyordu. Kendi icat etmediği ama geç de olsa ustalaştığı bu taktik ile Rusya, savaş terazisindeki ağırlığını tekrar hissettirerek Ukrayna’nın önüne geçmişti.
Bu savaş, dronların caydırıcılığı konusunda bize önemli veriler sunmaktadır. Dron savaşında asker ile hedef arasındaki fiziksel mesafe, tarihte hiç olmadığı kadar açılmıştır. İçeceği ile yemeğini yanına almış olan dron operatörü, askerî üsteki rahat alanından hedeflediği insanların kafasına bomba yağdırmakta, tek bir tuş atışıyla hepsini imha etmektedir. Yapay zekâ ile programlanarak hedefe yöneltilmiş dronlarla öldürme ve imha yöntemi, kimilerine göre askerlikte sorumluluk duygusunun aşınımına neden olmakta ve sorumluluğun aşınımıyla birlikte fail de iyice bulanıklaşmaktadır. İmha etme eylemi artık acımasız ve savaşçı duygulara sahip olmak şartına bağlanmamaktadır. Ortada yüz yüze bir çatışma yoktur. Dron operatörü, hedefin ne yüzünü görür ne de bağırışını işitir. Ortada sadece bir ekran vardır. Hedefin bir asker mi, bir örgüt üyesi mi yoksa bir sivil mi olduğu artık önemli değildir. Evet, sivil insanlar da artık dronların hedefidirler. Güvende olma hissi artık ne sivillerde ne de orduda mevcuttur.
Eski savaşlarda adil kurallar öne çıkar ve savaş araçlarının simetrisi esas alınırdı. Dron savaşları ise, karşılıklı ve eşit ikili mücadelenin geride kalmasına neden olmuştur. Bu nedenle dron savaşında büyük bir eşitsizlik vardır. Dronu kullanan taraf için hiçbir risk yoktur. O, sadece karargâhında hedefinden ve düşmandan olabildiğince uzakta büyük bir rahatlıkla, kolayca hedef seçerek tuşa basmaktadır. Oysa ki hedefte olan için böyle bir rahatlık söz konusu değildir. Hedefte olanlar, gökyüzünden ne zaman geleceği belli olmayan bir saldırı ile yok edilme korkusu ve tedirginliği içinde kalmaktadırlar. Bu da savaşın tek taraflı bir avcılığa dönüşümünü göstermektedir.
Dronların savaşta kullanımı sonucu ordularda psikolojik yıpranma meydana gelmektedir; çünkü dron saldırıları, öngörülebilir değildir. Eski savaşlarda cephenin en önünde olan askerlerin karşı tarafın saldırısı esnasında bir tüfeğin ya da bir topçu mermisinin kendilerine isabet etmesi sonucu vurulmaları bir sürpriz saldırı olarak görülemezdi. Bu nedenle cephenin gerisindeki askerlerle cephe önündeki askerlerin duyguları ve heyecanları bir değildi. Ancak günümüzde cephenin kilometrelerce gerisinde olan askerler artık bundan muaf değiller. Nerede ve ne kadar uzaklıkta olursa olsun, herhangi bir anda, vızıltısını dahi duyamadığı bir dronun bombalamasıyla bir askerin ölümü artık bir sürpriz değildir.
Byung-Chul Han, dron savaşlarını “öldürmenin dataizmi” olarak yorumlamakta ve şunları demektedir:
“Dron savaşı, asimetriyi zirveye taşıyor. Rakibin değersizleştirilmesi ve suçlu ilan edilmesi, bir polis aksiyonunu andıran hedef gözeterek öldürmenin zeminini oluşturmaktadır. Dron savaşları, karşılıklılığı, ritüelleşmiş ikili-mücadele olarak savaşın kurucu unsuru olan ikili ilişkiyi tamamen yok etmektedir.”1
Chul Han’a göre dron savaşları ile hedefler artık bir “veri noktasına” indirgenmekte, insanların yüz yüze temasının yerini “algoritmik hedefleme” almakta, öldürme eylemi artık fiziksel bir eylem olmaktan çıkmakta ve “veri akışının otomatik çıktısına” dönüşmektedir. Chul Han, dron savaşlarındaki ölümlerin makine marifetiyle üretildiğini ve bunun da “başarı ve performans” olarak sayıldığını belirtmekte ve bunun da “her şeyin iş, üretim, başarı ve performans meselesi haline getirildiği günümüzün toplumunun” yapısıyla örtüştüğünü söylemektedir. Ancak filozofumuz, dron savaşlarındaki analizlerini (her konuda olduğu gibi) tek boyutlulukla sınırlandırmaktadır. Chul Han dijital dünyadaki her olguyu ve süreci “dataizm” adını verdiği şeye bağlamaktadır. Chul Han mesafenin uzamasının etik sorumluluğu ortadan kaldırdığını ve failin görünmezleştiğini öne sürmektedir. Evet, mesafeler gerçekten de uzamıştır ve savaş eşitsiz bir duruma evrilmiştir; ancak bu etik sorumluluğun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemekte ve fail de ortadan kalkmamaktadır. Günümüzde dron operatörlerinin de ekrandaki görüntülerden etkilendikleri bilinmektedir. Bu doğrudur; çünkü bu operatörler fazlasıyla görüntü bombardımanına maruz kalmaktadır. Bu insanların ruhsal dünyası sadece o ekranla sınırlı değildir. Onlar, dış dünyayla da temas halinde olmanın bilincindedirler. Dron kumandalarındaki sanal ekran ile gerçek dünya arasındaki bağlantıyı ve sürekliliği kimse yadsıyamaz. Dolayısıyla savaş, bir ekran betimlemesi olarak ele alınamaz. Ayrıca Chul Han, dron savaşının etiği ortadan kaldırdığını öne sürerek kafalarda bir soru işareti oluşturuyor: Savaşlar ne zaman “etik” olmuştur?
Yukarıdaki yapmış olduğum alıntıda yazılanlardan önce Chul Han, eski zamanlardaki savaşlarda etiğin var olduğunu öne süren çıkarımlardan bulunmaktadır. Chul Han, Johan Huizinga adlı düşünür ve tarihçinin savaşları “ritüel” olarak ele alan savlarından yola çıkarak, savaş ve düello ile etik arasında bir bağ kurmaktadır. Ritüelleşmiş düellolarda “karşılıklı nezaketin”, “eşit haklara sahip olan bir ötekinin” tanındığını öne sürmekte ve ritüelleşen “ikili-mücadele” olarak savaşın, “oyun kurallı” olmasından dolayı şiddeti “dizginlediğini” ve hatta şiddetin “oyun tutkusuna boyun eğdiğini” iddia etmektedir.2 Buna karşın dron savaşlarının da, bu simetrik ilişkiyi asimetrik bir ilişkiye çevirdiğini belirtmektedir. Yüz yüze savaşların bugünkü hava/dron savaşlarına kıyasla daha etik olduğunu zannetmek kadar büyük bir yanılgı yoktur. Çünkü yüz yüze savaşlar da büyük vahşetlerle doludur ve bu savaşlarda ölümün sıradanlaştığı da olmuştur.
İnsanlık tarihi, yüz yüze çarpışmanın bir tür “onur” ya da “etik” standart barındırdığına dair hikâyelerle doludur. Kılıçların şakırtısının duyulduğu, silahların karşılıklı patladığı savaşlar bir katliamdan ziyade bir düello estetiği olarak resmedildi bugüne kadar. Ancak bu bakış açısı, savaşın kanlı gerçekliğini hem meşrulaştıran hem de estetize eden büyük bir yanılgıdır. Chul Han da bu yanılgıyı benimsemiş gibi görünüyor. Chun Han’ın bir diğer yanılgısı, ritüelleşmiş ve oyun haline gelmiş savaşın şiddeti dizginlediğine yöneliktir. Oysa öldürme eylemi, şiddet dürtüsünü azaltmaz, tam tersi bu eylemi daha ilkel bir vahşet düzeyine taşır ve bu eylemi gerçekleştiren kişi psikolojik açıdan büyük bir şok yaşar. Modern savaşlar ve dronlar ise etik meselesini farklı bir boyuta taşımıştır. Değişen tek şey, dronlarla uzaktan yapılan saldırıların insanı o öldürme eyleminin yarattığı vahşi şoktan uzaklaştırması, yerine sadece ekranın bıraktığı etkinin yer almasıdır. Chul Han’ın anlamadığı şey ise, savaşın etiğinin onun nasıl yapıldığıyla değil, bizzat varlığıyla ilgili olduğudur.
1) Byung-Chul Han, Ritüellerin Yok Oluşuna Dair, Çeviren: Çağlar Tanyeri, İnkılâp Kitabevi, 3. Baskı, s.83, Eylül 2024.