Asimov hayranlığı yine hortlamış.
Editörün Gözünden Nemesis: Yorgan Altında Başlayan Galaktik Bir Yolculuk
editör i̇smail yamanol, isaac asimov'un nemesis romanının yeniden türkçeye kazandırılması sürecini ve çocukluk hayranlığını anlatıyor.
editör i̇smail yamanol, isaac asimov imzalı nemesis romanını yeniden türkçeye kazandırılması ve yayıma hazırlamanması sürecini anlatıyor. yamanol; çocukluk yıllarında başlayan asimov hayranlığını, çevirmen münevver uzun ile yürüttükleri titiz editöryal çalışmayı ve romanın bilimkurgu tarihindeki yerini editörün gözünden köşemize taşıyor. doksanlı yılların başı. henüz ilkokul sıralarındaydım. dünyanın sınırlarının kendi mahallemden, en fazla da pazar günleri kurulan […] bu yazı editörün gözünden nemesis: yorgan altında başlayan galaktik bir yolculuk ilk olarak şu sitede yayımlanmıştır: kayıp rıhtım . yazının kaynağı bu sitedir.
Editör İsmail Yamanol, Isaac Asimov imzalı Nemesis romanını yeniden Türkçeye kazandırılması ve yayıma hazırlamanması sürecini anlatıyor. Yamanol; çocukluk yıllarında başlayan Asimov hayranlığını, çevirmen Münevver Uzun ile yürüttükleri titiz editöryal çalışmayı ve romanın bilimkurgu tarihindeki yerini Editörün Gözünden köşemize taşıyor.
Doksanlı yılların başı. Henüz ilkokul sıralarındaydım. Dünyanın sınırlarının kendi mahallemden, en fazla da pazar günleri kurulan panayırdan ibaret olduğunu sandığım o tarifsiz zamanlardan geçiyordum… Evlerin sobayla ısındığı, televizyonların tek kanallı uykularından yeni yeni uyanmaya başladığı, akşamları ailecek meyve soyulup yenilen o tanıdık zamanlar. Annemle babamın, ertesi gün okulda uykusuz kalmayayım diye beni erkenden yatağa gönderdiği sıradan akşamlardan biriydi. Elbette uslu bir çocuk olup dediklerini yaptım. Ancak sonrasında yaptıklarım pek de uslu çocuk işi değildi.
Yorganı başıma kadar çektim, sabah gizlice çekmeceden aşırıp yastığımın altına zulaladığım el fenerini yaktım ve delicesine merak ettiğim son kısmını okuyabilmek için elimdeki kitaba yumuldum. Kitabın adı İntikam Tanrıçası Nemesis’ti. Yazarı ise daha önce Baskan Kurgu-Bilim dizisinden birkaç kitabını okuyup büyülendiğim Isaac Asimov’du. Kitabı, Türk yayın dünyasının kendine has emektar isimlerinden Mehmet Harmancı çevirmişti.
O an zaman durmuş gibiydi. Artık benim için yorganın altı, Güneş Sistemi’nin sınırlarını aşan, ışık hızının ötesine uzanan ve insanlığın varoluşsal korkularıyla yüzleştiği engin bir uzay gemisiydi. El fenerinin sarı, cılız ışığı ise yeryüzünden ışık yılları uzaklıktaki kızıl bir cüce yıldızın, yani Nemesis’in ta kendisiydi. Kitabın finalini tam iki saatte, uykusuzluktan kızarmış gözlerime inat, nefesimi tutarak okuyup bitirdim. O iki saat boyunca sadece Rotor kolonisi, gizemli Erythro uydusu ve yaklaşan bir kıyametin gölgesinde çırpınan insanlık vardı zihnimde.
Zaman, Asimov’un büyük kurgularındaki gibi bükülüp katlanarak aktı. Dün yorganın altında yasak bir zevkmişçesine okuduğum o roman, yıllar sonra bir editör olarak masama geldi… İnanın bana, insanın kendi geçmişiyle, kendi çocukluk heyecanıyla bu kadar somut bir şekilde el sıkışması pek az faniye nasip olur. Şunu bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki, kitabın üretim ve redaksiyon sürecinde, o on yaşındaki çocuğun fener ışığında duyduğu heyecanın tıpatıp aynısını bir kez daha, üstelik bu kez çok daha derinden hissettim.
Nemesis’in Çeviri Süreci
Ancak bu kez yalnız değildim. Bu önemli sorumluluğu, eserin incelikli dünyasını Türkçeye yeniden ve layıkıyla kazandırabilmek için çevirmenimiz Münevver Uzun ile birlikte sırtlandık. Asimov çevirmek, hele ki Nemesis gibi yazarın ustalık dönemi eserlerinden birini Türkçeye aktarabilmek, sadece İngilizce kelimelerin Türkçe karşılıklarını bulmaktan ibaret değil. Asimov’un metinleri berrak bir zekânın, analitik bir düşünce yapısının ve bilimsel isabetin edebi bir süzgeçten geçirilmiş hâli gibi. Münevver Uzun ile haftalarca, kelimelerin ve kavramların etrafında âdeta birer uydu gibi dolanıp durduk.
Saatlerce süren telefon konuşmaları, zihnimizin sınırlarını zorladığımız uzun toplantılar, metnin ritmini ve Asimov’un o alametifarikası olan “sade ama vurucu” üslubunu yakalayabilmek için kurduğumuz ve bozduğumuz cümleler… Bir astrofizik teriminin Türkçedeki en doğal karşılığını ararken ya da karakterlerin psikolojik gerilimlerini yansıtırken, yazarın niyetini en pürüzsüz hâliyle okura nasıl aktarırız diye günlerce kafa patlattık. İnanır mısınız, matbaanın makineleri çalışmaya başlamadan dakikalar önce bile telefonda birbirimize son virgüllerin, son kelime tercihlerinin teyidini veriyorduk. Bu ihtimam, bu titizlik sadece bir yayıncılık kuralı değildi bizim için; Asimov’un hatırasına ve o yorganın altında bu kitabı okuyacak yeni nesil çocukların hayal gücüne duyduğumuz saygıydı.
Bazı Nedenler
Peki, neden Asimov? Ve neden bu kadar önemliydi kitabın yeniden, “iyi” bir Türkçeyle okurun karşısına çıkması?
Geçmişe dönüp baktığımızda, Türk okurunun bilimkurguyla imtihanı hep biraz çetrefilli olmuştur. Sizin de bildiğiniz o eski günlerde, “Merih’ten saldıranların” ya da “feza canavarlarının” ucuz maceraları olarak görülen, edebiyatın üvey evladı muamelesi yapılan bir türdü bilimkurgu. “Ciddi” edebiyat eserlerinin yanında, renkli kapaklı bilimkurgu kitapları hep bir nevi “gümrükten mal kaçırır gibi” okunurdu.
İşte Isaac Asimov, “alaturka” yayıncılık dünyamızın meddücezirleri arasında deniz feneri gibi parlamış, bu türün bir “çocuk eğlencesi” değil, derin bir zihin egzersizi olduğunu kanıtlamış öncülerdendir. Binlerce yıllık insanlık tarihinin bildik yozlaşmalarını, güç savaşlarını ve zaaflarını alıp galaksinin uçsuz bucaksız enginliğine serpiştirmiştir. Zira Asimov evrenlerinde, salyalar akıtarak dünyamızı istila eden canavarlara pek rastlamazsınız; çünkü buna gerek yoktur. İnsanlığın kendi cehaleti, koltuk sevdası, bürokratik çürümüşlüğü ve iflah olmaz kibri, zaten en yıkıcı felaketleri yaratmak için tek başına yeterlidir.
Türk okuru, bilimsel rasyonalite ile edebi lezzetin bu muazzam sentezini Asimov’un metinlerinde keşfetmiş, evrenin ne kadar büyük, bizimse ne kadar küçük ama bir o kadar da potansiyel sahibi olduğumuzu onun sayesinde idrak etmiştir.
Asimov Külliyatında Özel Bir Eser
Tam bu noktada Nemesis, Asimov külliyatı içinde son derece özel, dokunaklı ve bir o kadar da sarsıcı bir yere sahip.
Unutmayalım ki Asimov, bu romanı 1989 yılında, ölümünden sadece üç yıl önce tamamladı. Eser, imparatorluklar kurup imparatorluklar yıkan, evrene nizam getiren enerjik genç bir yazarın değil; hayatının kışını yaşayan, kendi ölümlülüğüyle yüzleşmekten korkmayan, bilge ve biraz da yorgun bir ihtiyarın kaleminden çıkma. Nemesis’in sayfaları arasında dolaşırken yaşlılığa, bedenin iflasına, zamanın acımasız akışına dair Asimov’un kendi ruh dünyasından sızan melankolik tortuları buram buram hissediyorsunuz. Geçmişe duyulan özlem, telafi edilemeyecek hataların getirdiği pişmanlıklar ve yalıtılmışlık hissi, yazarın kendi iç dünyasının kusursuz birer yansıması.
Romanın konusu, ilk bakışta klasik bir uzayda kaçış öyküsü gibi duruyor. İnsanlığın aşırı kalabalıklaştığı, Dünya’nın çürümeye yüz tuttuğu bir dönemde, Rotor adlı bir uzay kolonisinin gizlice Dünya’dan kopup gitmesiyle başlıyor her şey. Gittikleri yer, daha önce hiç keşfedilmemiş kırmızı bir cüce yıldız olan komşumuz Nemesis. Ancak asıl trajedi şu: Bu yeni yıldız, adım adım Güneş Sistemi’mize, yani Dünya’ya doğru yaklaşıyor ve kaçınılmaz bir yıkım ufukta.
Fakat Asimov, bu felaket senaryosunu basit bir aksiyon anlatısına çevirmiyor. Romanın alt metni bir hayli zengin. Nemesis sistemindeki Erythro’nun tuhaf doğası üzerinden insan bilincinin sınırlarını sorguluyoruz. Romanın en büyüleyici karakterlerinden biri olan Marlene, insanların beden dillerinden ve mikro ifadelerinden düşünce okuyabilen, sözcüklerin ardındaki gerçeği görebilen sıra dışı bir genç kız. Onun dünyasında yalanın, hırsın ve kibrin ne kadar acınası durduğunu görüyoruz. Asimov bize, ışık hızını aşan gemiler yapsak bile, kendi doğamızdan, kendi karanlığımızdan kaçamayacağımızı anımsatıyor. Nemesis, yani mitolojideki “İntikam Tanrıçası“, aslında insanın kendi kendine yarattığı yıkımın ta kendisi.
Ve elbette romanda, eski tüfek Asimov hayranlarının, bilimkurgu tutkunlarının gözünden kaçmayacak muazzam detaylar çıkıyor karşımıza.
Devasa Bir Yapbozun Parçası
Nemesis, teknik anlamda tekil bir roman. Ancak Asimov’un o büyük “Gelecek Tarihi” kurgusuna, o devasa yapbozun bir köşesine zarifçe tutunuyor ve bunu fark etmek de sadık okurlar için eşsiz bir hazza dönüşüyor. Romanın sayfaları arasında gezinirken, bir efsane gibi, bir söylence gibi sürekli kendini hatırlatan o isme rastlıyoruz, Hari Seldon’a… Vakıf serisinin mimarına, Psikotarih’in kurucusuna yapılan ince göndermeler, okurun zihninde kıvılcımlar çaktırmaya yetiyor. Sanki Asimov bize, “Okuduğunuz bu izole trajedi, aslında on binlerce yıl sürecek olan o büyük Galaktik İmparatorluklar çağının, o uzun yürüyüşün sancılı ilk adımları,” diyor. Telepatinin insan evrimindeki yerine dair Nemesis’te atılan ilk tohumlar, zihnimizde hemen İkinci Vakıf’ı, Gaia’yı canlandırıyor…
Zaman değişti, dünya değişti; tek kanallı televizyonların ve sobalı evlerin yerini dijital ağlarla örülmüş devasa bir küresel köy aldı. Artık bilimkurgu, anaakım edebiyatın karşısında mahsun değil; tam tersine, çağımızın en temel edebi damarlarından biri hâline geldi. Eskiden olduğu gibi metinlerin sağını solunu “şehevî” yahut “alaturka” kaygılarla budayan, yazarların isimlerini bile kapağa koymaktan imtina eden o eski yayıncılık anlayışı sönümlendi. Asimov gibi, Heinlein gibi, Clarke gibi ustaların eserleri, bugün insanlık için hiç olmadığı kadar değerli.
Biz de bu bilinçle, bu büyük sorumluluğun ağırlığını hissederek hazırladık Nemesis’i. İstedik ki tertemiz ve akıcı bir metinle çıkalım karşınıza, Asimov’un o berrak zihninin içine doğrudan bir pencere aralayabilelim sizler için. Çeviri kokan eğreti cümleler değil; “Asimov Türkçe yazsaydı nasıl yazardı?” diye düşünerek, kuyumcu titizliğiyle işlenmiş bir metin arzuladık.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, kitabı yayına hazırlarken hissettiğim o yorgunluk ve tatmin duygusunu düşünüp düşünüp gülümsüyorum. Biliyorum ki şu an bu satırları okuyan sizlerin arasında; benim gibi seksenlerde, doksanlarda bilimkurguya sevdalanmış eski dostların yanı sıra yıldızların ardındaki gizemi yeni yeni keşfetmeye başlayan gencecik zihinler de var.
Eski günleri, o naif okuma serüvenlerini elbette özlüyorum. Ama bugün, otuz altı yıl sonra tekrar elinizde tuttuğunuz kitapta, geçmişin mirasıyla bugünün yayıncılık ahlakının en güzel sentezini bulacağınıza inanıyorum.
Şimdi söz sırası yeniden Asimov’da. Işıklar kapansın, el fenerleri yansın. Çünkü Rotor, bilinmeyene, Nemesis’in kızıl ve tehditkâr ışığına doğru yola çıkmak üzere.
Ve inanın bana, o fenerin ışığı, benim için yorganın altını hâlâ evrendeki en heyecan verici yer yapmaya devam ediyor…
Nemesis romanı hakkındaki düşüncelerinizi yorumlar bölümünde veya Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilir, edebiyat dünyasından daha fazlası için bizleri Google News ve WhatsApp üzerinden takip edebilirsiniz.
Bu yazı Editörün Gözünden Nemesis: Yorgan Altında Başlayan Galaktik Bir Yolculuk ilk olarak şu sitede yayımlanmıştır: Kayıp Rıhtım. Yazının kaynağı bu sitedir.