Şiir çağları aşmış.
Emre Gürkan Kanmaz ile Didem Görkay söyleşti
didem görkay ve emre gürkan kanmaz, şiirin geçmiş ve bugünkü anlayışı arasındaki kırılma noktalarını ve geleneksel formların günümüzdeki yerini konuştu.
didem görkay: geçmişin şiir geleneği ile bugünün dijital çağdaki şiir anlayışı arasında sizce en keskin kırılma noktası nerede yaşanıyor? geleneksel formların ağırlığı, bugünün hız odaklı dünyasında hâlâ bir “yük” mü yoksa bir “dayanak” mı? emre gürkan kanmaz: şiirin kendisinde yaşanıyor. şiir size, siz ne isterseniz onu verir. çağlar öncesine bakalım; enheduanna göksel olanı istiyordu şiirden, […].
Didem Görkay: Geçmişin şiir geleneği ile bugünün dijital çağdaki şiir anlayışı arasında sizce en keskin kırılma noktası nerede yaşanıyor? Geleneksel formların ağırlığı, bugünün hız odaklı dünyasında hâlâ bir “yük” mü yoksa bir “dayanak” mı?
Emre Gürkan Kanmaz: Şiirin kendisinde yaşanıyor. Şiir size, siz ne isterseniz onu verir. Çağlar öncesine bakalım; Enheduanna göksel olanı istiyordu şiirden, dua olarak tanımlıyordu şiiri. Cumhuriyet döneminde ve hemen öncesinde şairler millî duygular ve kaygılardan besleniyordu; hicivden beslenenler de vardı, kendi içine kapanıp bireysel duygularını yansıtmasını isteyenler de. Günümüz şairleri (benim kuşağımdakiler ve bilhassa genç kuşak) bence içinde bulunduğumuz çağın, kaosun içinde bize dayanma gücü vermesini umuyor. Yani her dönemin şairi kendisi için anlamlı olanı istiyor. Ve evet, bir “yük” artık. Dayanak şiirin kendisi olduğu için “eski” ağırlığın “dayanak” olduğunu söyleyemem. Bir örnek: Günümüzdeki kadın cinayetlerini, hayvan katliamlarını ve daha nicesini Cenap Şahabettin gibi sembolist anlatırsak günümüz anlayışına sahip olan şiir okurunu yakalayabilir miyiz?
Didem Görkay: Geçmişin edebiyat ortamında şairin okuruyla kurduğu ilişki daha belirli kanallardan akıyordu. Günümüzde sosyal medya ve anlık tüketim kültürü, şairin okur algısını nasıl dönüştürdü? Şiirin “gizemi” bu şeffaflık çağında nasıl bir yara alıyor?
Emre Gürkan Kanmaz: Üstteki cevaba devam ederek şunu söyleyeceğim: Şiiri günümüz diline ve sorunlarına adapte etmezsek mevcut okura ulaşmanın zorlaşacağını düşünüyorum. Ama bu, aklımıza her eseni yazacağımız anlamını taşımıyor. Elbette şiirin sesi, görüntüsü ve matematiği olmalı. Yani “gizemi” olmalı. Öte yandan biçem ve biçim şairine göre değiştiği için okur algısı burada yine günümüz koşullarına göre değerlendirilmelidir. Günde en az on saat elinde telefonla zaman geçiren bir potansiyel okuru Orhan Veli ile dahi yakalayamayacağımızı düşünüyorum. Ama yılmadan denemeye devam!
Didem Görkay: Şiirin ana malzemesi olan dil, her dönemde evrilse de günümüz edebiyat ortamındaki “hızlı tüketim dili”, şiirsel ifadeyi sizce nasıl etkiliyor? Saf şiire (poésie pure) ulaşma çabası günümüz karmaşasında imkânsız bir arayış mı?
Emre Gürkan Kanmaz: Valéry’den doğan, otuzlu yıllarda edebiyat dünyamıza sirayet eden, benim de şiir anlayışıma yakın olan bu düşünce biçimi günümüz karmaşasında imkânsız değil elbette ama dediğim gibi ilkin adaptasyon meselesini çözmemiz gerekiyor. Yakın zamanda podcast kanalımda bu mevhum hakkında bir bölüm yapmıştım. Orada da bunu diyordum. Velhasıl saf şiirin ortaya çıkan iskelet düşüncesine sadık kalmakla birlikte günümüz şiirinin kaotik yaşantımıza karşılık verdiği ölçüde adapte edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Evet, belki çok yönden şiirin estetiği veya gizemi yara alabilir ama doğru ellerden çıkan, çağa uyarlanmış herhangi bir şiir yine başarılı olacak, hatta “hızlı tüketim diline” savaş açabilecektir.
Didem Görkay: Eski edebiyat çevrelerinde bir eserin “pişmesi” ve okurla buluşması daha sancılı ve uzun bir süreçti. Bugün her platformda şiir paylaşabilme imkânı, şairin kendi iç dünyasındaki “yalnızlık” ihtiyacını ve disiplinini zedeledi mi?
Emre Gürkan Kanmaz: Disiplin konusu uzunca anlatılabilir bir konu… Kimi şair tek bir şiiri üzerinde yıllarca çalışıyorken, kimi şair bir şiir dosyasını günler içerisinde bitirebiliyor. “Pişme” durumu kanımca zamansal değil, rölatiftir. Çünkü hiçbir şiirin, sanat yapıtının tam olarak olmuş olduğunu düşünmeyenlerdenim. Ama evet, iç dünyasında nefes almaya çalışan sayısız şair için eski öğretilere ya da tekniklere bağlı olmak yalnızlık ihtiyacını veya disiplin yapısını zedeleyebilir. Kendi açımdan beni zedeleyen bir durum söz konusu değil.
Didem Görkay: Geçmişin edebiyat dergilerindeki o sert, besleyici ve bazen acımasız eleştiri ortamının yerini bugün dijital platformlardaki beğeni odaklı etkileşimler aldı. Eleştiri kültürünün bu değişimi, nitelikli şiirin ayırt edilmesini zorlaştırıyor mu?
Emre Gürkan Kanmaz: Pek çok yönden ve pek çok sebeple evet, zorlaştırıyor. Ama sadece bunu dijital çağ ile açıklamamız eksik kalacaktır. Geçmiş edebiyat dergileri ve bugünün dijital mecraları ile matbu dergilerinin çoğu ne yazık ki kanonlaşmanın elinde esir durumdadır. Zorlaştıran en tehlikeli sebep budur. Liyakatsizliğin kol gezdiği bu mecralarda artık sert, besleyici, acımasız eleştiriler benim için bir anlam taşımıyor. Hakkaniyetli olan her eleştiriye açık olmakla birlikte nitelikli şiirin ayırt edileceği zamanın, kanonlaşmanın tarihe karışacağı gün gerçekleşeceğini düşünüyorum. Yoksa körler sağırlar, birbirini ağırlar… Önemi yok benim için. Söylediğime sosyal medya beğenileri de dâhil bu arada. Gerçek şiirin kendini kanıtlamaya ihtiyacı yoktur.
Didem Görkay: Geçmişten gelen birikimi sırtında taşıyan biri olarak; önümüzdeki yıllarda şiirin bu hız ve teknoloji dünyasında kendine nasıl bir sığınak bulacağını öngörüyorsunuz? Şiir, tüm bu gürültünün içinde sesini duyurmaya devam edebilecek mi?
Emre Gürkan Kanmaz: Önce ses ile varlık kazandı şiir, sonra yazıyı keşfetti! Evrenin her zerresinde izine rastladığımız, insanlık tarihiyle yaşıt olan bu benzersiz varlığın gelecekte de sesini duyurmaya devam edeceğine inanıyorum. Elbette her çağın olanakları dâhilinde. Değişerek, devinimini sürdürerek. Şiir isterse geçmiş birikimini sırtında “ev” gibi taşıyabilir de. Kendi bilir. (Şiir, nereden bakarsak bakalım, şairinden bütün bunları isteyebilir.)