Erdem Etiği (Felsefe Sözlüğü)
erdem teorisi olarak da bilinen erdem etiği; davranışlar hakkında kuralları esas alan deontoloji veya davranışların sonuçlarına odaklanan sonuçculuk’tan farklı olarak bireylerin mizaçlarını ve karakter özelliklerini ana unsur olarak vurgulayan bir etik yaklaşımdır. erdem etiği’nin üç ana bölümü vardır: i̇yi-yaşamcılık (eudaimonism), erdem etiği’nin klasik bir biçimlenişidir. bu biçim insan hayatının temel hedefinin “mutluluk”, “iyi oluş hali” ya da “iyi yaşam” gibi çeşitli şekillerde çevrilmiş i̇yi-yaşam/tam-yaşam olduğunu kabul eder ve bu hedefe sadece “akılcılık” yani pratik aklın (phronesis) oluşabilecek herhangi bir anlaşmazlığı veya ikilemi çözmek üzerine kullanılması şartıyla kişinin günlük hayatında yaşam boyu “arate” yani erdemleri uygulamasıyla erişilebileceğini öne sürer. doğrusu böylesine faziletli bir yaşam kendi the post erdem etiği (felsefe sözlüğü) first appeared on öncül analitik felsefe .
erdem teorisi olarak da bilinen erdem etiği; davranışlar hakkında kuralları esas alan deontoloji veya davranışların sonuçlarına odaklanan sonuçculuk’tan farklı olarak bireylerin mizaçlarını ve karakter özelliklerini ana unsur olarak vurgulayan bir etik yaklaşımdır. erdem etiği’nin üç ana bölümü vardır: i̇yi-yaşamcılık (eudaimonism), erdem etiği’nin klasik bir biçimlenişidir. bu biçim insan hayatının temel hedefinin “mutluluk”, “iyi oluş hali” ya da “iyi yaşam” gibi çeşitli şekillerde çevrilmiş i̇yi-yaşam/tam-yaşam olduğunu kabul eder ve bu hedefe sadece “akılcılık” yani pratik aklın (phronesis) oluşabilecek herhangi bir anlaşmazlığı veya ikilemi çözmek üzerine kullanılması şartıyla kişinin günlük hayatında yaşam boyu “arate” yani erdemleri uygulamasıyla erişilebileceğini öne sürer. doğrusu böylesine faziletli bir yaşam kendi the post erdem etiği (felsefe sözlüğü) first appeared on öncül analitik felsefe .
Erdem Teorisi olarak da bilinen Erdem Etiği; davranışlar hakkında kuralları esas alan Deontoloji veya davranışların sonuçlarına odaklanan Sonuçculuk’tan farklı olarak bireylerin mizaçlarını ve karakter özelliklerini ana unsur olarak vurgulayan bir etik yaklaşımdır.
İyi-yaşamcılık (Eudaimonism), Erdem Etiği’nin klasik bir biçimlenişidir. Bu biçim insan hayatının temel hedefinin “mutluluk”, “iyi oluş hali” ya da “iyi yaşam” gibi çeşitli şekillerde çevrilmiş İyi-yaşam/Tam-yaşam olduğunu kabul eder ve bu hedefe sadece “akılcılık” yani pratik aklın (phronesis) oluşabilecek herhangi bir anlaşmazlığı veya ikilemi çözmek üzerine kullanılması şartıyla kişinin günlük hayatında yaşam boyu “arate” yani erdemleri uygulamasıyla erişilebileceğini öne sürer. Doğrusu böylesine faziletli bir yaşam kendi içinde öznel değil de nesnel bir durum olarak görülmesi gereken, deneyimleyen insanın duygu haline bakılmaksızın iyi geçirilmiş bir ömür tarafından şekillenmiş bir mutluluk içerebilir.
Erdem bireylerin amaçlarına ulaşmalarını sağlayan bir alışkanlık veya niteliktir. Böylelikle, Erdem Etiği sadece erekbilimsel ise yani başka bir deyişle insan yaşamının anlamı ya da amacı hakkında bilgi veriyorsa anlaşılabilirdir. Erdem Etiği’yle oldukça ilişkilendirilen Aristoteles, erdemleri ahlaki erdemler (sağduyu, adalet, metanet ve ölçülü olma gibi) ve düşünsel erdemler (sophia ya da teorik bilgelik ile phronesis ya da pratik bilgelik gibi)” veya uygulamalı akıl gibi) olarak ikiye ayırır. Aristoteles daha sonraları her ahlaki erdemin örneğin cesaret erdeminin korkaklık ve cahil cesareti mengenelerinin arasında bir orta yol olması gibi istenmeyen aşırılıklar arasında bir altın oranı ya da başka bir deyişle tercih edilen bir orta yolu olduğunu dile getirmiştir.
İlgi Etiği (Ethics of Care) yirminci yüzyılın ikinci yarısında Annette Baier gibi çoğunlukla Feminist yazarlar tarafından erkeklerin adalet ve bağımsızlık gibi eril ifadeler ışığında kadınların ise şefkat ve ilişkisel sorumluluk gibi daha kadınsı ifadeler nazarında düşündüğünden hareketle geliştirilmiştir. Bu etik kadınlar ile ilişkilendirilen başkalarına göz kulak olma, sabırlı davranmak, yemeyip yedirme içmeyip içirme, özverili olmak gibi toplumun kadınların katkılarını yeterince değerli görmemesi sebebiyle ötelenmiş erdemlere kayarak ahlak ve erdemi görme biçimimizde bir değişiklik çağrısında bulunur. Bu etik evrensel ölçütler ve tarafsızlık yerine dayanışma, birlik ve beraberliğe vurgu yapmakta. Geleneksel Sonuççuluk ve ödev etiği yaklaşımlarının aksine kişisel çıkarlarımızı veya ailemizin, çevremizin iyiliğini tehlikeye atmak pahasına olursa olsun doğruyu yapmak yerine yakınlarımızın çıkarlarını bize tamamen yabancı olanlardan öteye koymamız hatta koymak zorunda olmamıza işaret eden bir etik anlayışıdır.
Michael Slote (1941-….) tarafından yakın zamanda oluşturulmuş olan Fail-Merkezli Erdem Teorileri (Agent-Based Theories); yardımseverlik, kibarlık, merhamet gibi ahlaki rol modellerimize, hayran olduğumuz insanlara bakarak tanımlayabileceğimiz kişilik özelliklerinin hangilerinin takdire şayan olduğuna dair akılcı sezgilerimize dayanan bir etik anlayışını temel alır. Eylemlerin değerlendirilmesi böylece bu eylemleri gerçekleştiren insanların iç dünyası hakkındaki ahlaki çıkarımlara dayanır.
Erdem Etiği, özellikle İyi Yaşamcılık (Eudaimonism), Antik ve Orta Çağın etik düşünme yöntemine hâkim olan bir yaklaşımdı. Erken Modern dönemde pabucu dama atılmış olsa da hala normatif etikte hâkim olan Ödev Ahlakı ve Sonuççuluk yanında ana akım üç yaklaşımdan biridir.
“Erdem Etiği” özellikle yirminci yüzyılda bu teorinin yeniden doğuşuyla can bulmuş görece yeni bir isimdir ve bu isim başlangıçta kendini o zamanın ana akım normatif teorileri olan Ödev Ahlakı ve Sonuççuluk’a yönelik eleştirel bir tutum alarak tanımlamıştır.
Erdem Etiği’nin Tarihçesi
Plato’nun erken diyaloglarında temsil edildiği üzere Sokrates, erdemin bütün insanların erişmek için çabaladığı ya da arzuladığı nihai iyiye, bir diğer adıyla iyi-yaşama (eudaimonia), ulaşmak adına gerekli olan iyinin ve kötünün bilgisi olduğunu söyler. Dört Temel Erdem olarak da bilinen bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adalete Plato’nun Devlet (Republic) kitabında da rastlayabilirsiniz. Sokrates aynı zamanda tinin ya da zihnin akılcı tarafının, ruhani, duygusal ve iştahlı yönlerini de bütün arzular ile eylemleri erdemin vazgeçilmez bir parçası olan iyi-yaşama (eudaimonia) ulaştırabilmek için yönetmesi gerektiğini de belirtmiştir.
Bu anlayış Aristoteles’in 4. yüzyılda yazdığı Nikomakhos’un Etiği’nde doruk noktasına erişir. Aristoteles iyi-yaşamın (eudaimonia) şeref, servet ya da güç ile değil bugün kendini gerçekleştirebilme olarak tanımlanabilecek, bir yaşam boyunca fazilete muvafık olarak oluşturulacağını savunurdu. Onun sözleriyle, bu akılcı eylem karşılıklı çıkara dayalı arkadaşlıklar ve bilimsel bilgi; dürüstlük, gurur, samimiyet, nüktedanlık, yargıda akılcılık olarak kendini göstermeliydi.
Antik Çin’deki Konfüçyüsçülük gibi Batı’dan gelmeyen dini ve ahlaki felsefeler Antik Yunan Etiği gibi bu çağ tarafından geliştirilmiş fikirler barındırıyor gibi görünür ve Çin etik düşüncesi erdem ve devletçilik ya da siyaset arasında oldukça aşikâr bir bağıntı kurar.
Yunanların erdem düşüncesi daha sonraları özellikle St. Thomas Aquinas’ın 1274’te yayımladığı İlahiyat Mecmuası (Summa Theologiae) ve bir diğer eseri Nikomakhos’a Etik Yorumları (Commentaries on the Nicomachean Ethics) içerisinde Skolastik Hıristiyan ahlak dinbilimine de yedirilmiştir. Hıristiyan erdemleri aynı zamanda Aurelius Clemens Prudentius’un yaklaşık olarak M.S 410 yıllarında yazdığı destansı şiirindeki Yedi Erdem olarak bilinen iffet, ölçülülük, yardımseverlik, çalışkanlık, nezaket, sabır ve alçakgönüllülükten de oldukça nasibini almıştır: Bu belirtilen erdemlerin ömür boyu uyulması durumunda kişiyi şehvet, açgözlülük, hırs, miskinlik, hiddet, kıskançlık, gurur olarak da bilinen Yedi Ölümcül Günah’tan koruduğu rivayet edilmektedir.
Erdem Etiği siyaset felsefesinin, özellikle de klasik Liberalizmin doğuşu, 18. yüzyıldaki İskoç Aydınlanması ve 1775’teki Amerikan Devrimi’nin kuramsal temelleri için tekrar göze gelen bir yaklaşımdır. Ancak David Hume gibi bazı Aydınlanmacı filozoflar Faydacılık ve Ödev Ahlakının nüfuzuyla erdemleri vurgulamaya devam ettiyse de Erdem Etiği Batı felsefesinin köşelerine itildi.
20. yüzyılın ikinci yarısında Erdem Etiği; Elizabeth Anscombe (1919-2001), Philippa Foot (1920-2010), Alasdair MacIntyre (1929-), Paul Ricoeur (1913-2005) ve Stanley Hauerwas (1940-) gibilerin çabalarıyla ufak da olsa bir yeniden doğuş yaşamıştır.
Erdem Etiği’ne Yönelik Eleştiriler
Eleştirmenlere göre bu kuramın sorulardan biri, özellikle farklı insanların, kültürlerin ve toplumların erdemin neyden oluştuğuyla ilgili genelde birbirinden oldukça farklı fikirleri olduğu göz önünde bulundurularak, erdemlerin ortak doğasını belirlemektir. Bazı savunucular, bu duruma, erdem olarak tanımlanan her kişilik özelliğinin her zaman her insan için bir erdem olarak kabul edilmek zorunda olduğunu, yani böylesine bir kültürel göreliğin konuyla ilgili olmadığını öne sürerek karşı çıkarlar. Ancak diğer taraf ise erdem kavramının belirli bir zamana ve yere bağlı olmak zorunda olduğunu, yine de bunun kuramı çürütmek şöyle dursun tam tersine güncel tuttuğunu öne sürmüştür.
Kurama bir diğer itiraz ise, bu yaklaşımın “eyleme yön veren” bir yaklaşım olmaması yani ne tür davranışların ahlaki olarak kabul edilip edilemeyeceğine odaklanmayıp sadece iyi bir insan olmak için birinin ne tür özellikler geliştirmesi gerektiğine odaklanmasınadır. Öyle ki, bir erdem kuramcısı cinayet işleyen birinin başkalarına karşı merhametli ve adaletli olmak gibi önemli bazı erdemlere sahip olmadığını iddia edebilir, ancak adam öldürmeyi özü itibariyle gayriahlaki yahut gayrimeşru bir davranış olarak yasaklamaz böylece kuram yasama için kabul edilebilir evrensel bir standartta temel oluşturma konusunda işlevsiz kalmaktadır. Erdem Etiği savunucuları ise, bir yargı sistemini kurallar yerine erdemlerin ahlaki kanılarına dayandırmanın mümkün olduğunu iddia ederek buna karşı çıkarlar ki günümüzde Erdem Etiği’ne dayanarak oluşturulan modern hukuk kuramları “erdem hukuku” olarak bilinir ve ahlaki kurallar veya sonuçlar yerine kişiliğin önemine, insan mükemmelliğine odaklanmaktadır. Bu kuramcılar aynı zamanda Erdem Etiği’nin erdemli rol modellerimize gıpta etmek ve kısa vadeli kural düzenlemelerinin yerini dolduramayacağı yaşam boyu ahlaki değerleri öğrenmek açısından davranışsal bir boyutu da olabileceğine değinirler.
Ahlak başka insanlar ve bizim davranışlarımızın o insanlar üzerindeki etkileri hakkında olması gerekirken Erdem Etiği’nin benmerkezci olduğu çünkü bu kuramın birincil kaygısının her zaman öznenin kendi kişiliği olduğu da öne sürülen eleştiriler arasındadır. Böylece, etikle ilgili her kuram bizim başkalarını kendi çıkarımızdan ziyade onların kendi iyiliği için düşünmemizi gerektirmelidir. Bazı kuramcılar ise temelde şahsi çıkar olan kişisel refah kavramının temel bir ahlaki değer olarak yanlış anlaşıldığını özellikle de bu kavramın doğası gereği son derece öznel olması sebebiyle bireyler arasında bir karşılaştırma yapılmasına izin vermediğini savunmaktadır. Erdem Etiği savunucuları ise erdemlerin kendisinin başkalarının ihtiyaçlarına nasıl karşılık verdiğimizle ilgilendiğini ve öznenin kendisinin iyiliği ile başkalarının iyiliğinin birbirinden ayrı olmadığını tam tersine ikisinin de erdem uygulamasının bir sonucu olduğunu söylemektedir.
Diğer eleştirmenler ise Erdem Etiği’nin bizi şansın kapısına bıraktığıyla ilgilenirler ki bazı şanslı insanlar ahlaki olgunluğa ulaşmak için ihtiyaç duydukları yardıma ve cesarete erişebilecektir ancak erişemeyenler için de bu durum kendi hataları olmayacaktır. Ancak Erdem Etiği, erdemlerin kırılganlığının insani durumun temel bir özelliği olduğunu ve bunun da iyi bir yaşama ulaşmayı çok daha değerli kıldığını savunarak ahlaki şansı benimser.