Şair sessizliğe bürünmüş.
Erinç Bütükaşık yazdı: Bozkırın Sesi Sustu: Ahmet Telli’nin Şiirinde Bellek, Kent ve Direnme
şair ahmet telli, 10 temmuz'da ankara'da hayatını kaybetti. geride elli yılı aşkın bir şiir pratiği ve okurun zihninde yankılanacak bir miras bıraktı.
bozkırın sesi sustu: ahmet telli’nin şiirinde bellek, kent ve direnme erinç büyükaşik ahmet telli, 10 temmuz’da ankara’da, aylardır süren o yorucu bekleyişin ardından sustu. geride elli yılı aşkın bir şiir pratiği kaldı; kâğıt üzerinde değil, okurun zihnindeki o hiç dinmeyen sızının haritasında yankılanacak bir miras. taziye cümleleri kurmayacağım burada. telli şiirinin o “is” kokulu tortusunu, […].
Bozkırın Sesi Sustu: Ahmet Telli’nin Şiirinde Bellek, Kent ve Direnme
Ahmet Telli, 10 Temmuz’da Ankara’da, aylardır süren o yorucu bekleyişin ardından sustu. Geride elli yılı aşkın bir şiir pratiği kaldı; kâğıt üzerinde değil, okurun zihnindeki o hiç dinmeyen sızının haritasında yankılanacak bir miras. Taziye cümleleri kurmayacağım burada. Telli şiirinin o “is” kokulu tortusunu, neyi taşıyıp neyi dışarıda bıraktığını, bugün hâlâ derimizin altına neden sızdığını sormak istiyorum. Bir kuşağın sesiydi, evet ama zamana yenilmeyen bir frekansta titreşmeye devam eden bir ses.
Telli genellikle “toplumcu gerçekçi” etiketinin içine hapsedilir; İsmet Özel’in ses tonuna, Attilâ İlhan’ın başkaldırısına referansla okunur, şairin kendisi de zaten bu iki damardan beslendiğini örtük biçimde kabul eder. Ama bu okuma onu eksik bırakır. Telli, toplumcu şiirin bildirim yüklü ağırlığıyla modern şiirin imge ekonomisi arasındaki o uçurumun kıyısında yürür. Hüznün İsyan Olur‘daki ayrılık ve yalnızlık şiirlerinde tarihsel travma, kişisel bir anın sızısıyla öyle sıkı düğümlenir ki ikisini ayırmaya kalkışmak beyhude. Tarih onda resmî söylemin soğuk kaydı değil, kaybın kendi dilidir. Telli’yi yalnızca “70 kuşağının şairi” saymak, sırtındaki o bugüne sarkan tarihsel kamburu görmezden gelmek demek; o yük dönemin değil, şairin tenindedir.
Bellek onda doğrusal akmaz. Geçmişin dışına çıkamayan değil, geçmişi bugünün içine sığdıran bir şair Telli. Belki Yine Gelirim‘in ayrılık ve özlem şiirlerinde sevgiyle yanılgı iç içe geçer; aşk, zamanın dışına çıkışın, bir hafıza mekânı kurmanın aracına dönüşür. Geçmiş onda bir müze objesi değil, bugünün her anında kanayan taze bir yara. Bellek, şiirinde mekânla akraba.
Telli için kent bir dekor değildir, sınıf mücadelesinin sahneleneceği bir arka plan hiç değil. Orhan Aytuğ Tolu, şairin bütün kitapları üzerinden yürüttüğü kapsamlı incelemesinde (2021) bu mekân algısının dört evrede dönüştüğünü gösterir; hâlâ elimizdeki en isabetli çerçevelerden biri bu.
İlk evrede, Yangın Yılları, Hüznün İsyan Olur, Dövüşen Anlatsın‘ın kapsadığı 12 Eylül öncesi yıllarda; kent Tolu’nun deyişiyle “mücadele yeri”dir: barikatların kurulduğu, sınıf çatışmasının bedenlendiği bir savaş meydanı. 1981-1987 arasında, Saklı Kalan, Su Çürüdü ve Belki Yine Gelirim‘de, kent “öfkelendiren bir yer”e döner; darbe sonrası atmosferde vebalı, çürüyen bir bedene benzer. Tolu’nun çizdiği grafikte şairin kente duyduğu öfke tam bu dönemde zirveye çıkar. 1987-2003 arasında, Çocuksun Sen ve Barbar ve Şehlâ‘da öfke yerini hüzne bırakır; kent artık lanetlenen değil özlenen bir bellek yüzeyi olur, Ankara somutlaşır, sokak adlarıyla anılır. Nidâ‘dan itibaren ise şairin sözlüğünde “kent” sözcüğü yavaş yavaş “şehir”e yerini bırakır: Cizre, Nusaybin, Mardin, Şırnak; doğu illeri artık modernliğin soğuk metaline karşı yerelliğin ve kadim belleğin mekânı olarak şiire girer.
Bu bir sözcük tercihinden ibaret değil; iktidarın kurduğu mekânla halkın belleği arasındaki çatlağın şiire yansıması. Son dönem şiirlerinde çocukluk, yaralı bir coğrafyanın çocukluğu olarak korunmaya çalışılır; istasyon bir geçiş değil, vedaların somutlaştığı bir eşik. Bozkır , şairin ilk şiirlerinden beri dönüp durduğu o uçsuz bucaksız boşluk, yoksunluğun değil direnmenin adı: sabrın, suskunluğun, bütün kırılmalara rağmen ayakta kalanın.
Bu okuma tartışmasız değil elbette. Gürsel Korat (1996), Telli’nin şiirinde kentin hem içinde yaşanılıp olumsuzlanan hem de gelecekte özgürleşecek bir imge olduğunu tespit ettikten sonra şairi kentten kaçış duygusuyla eleştirmişti. Tolu bu tespiti temelsiz buluyor: Telli en öfkeli döneminde bile kenti terk etmeyi değil dönüştürmeyi savunmuş, bir kentin göz göre göre öldürülemeyeceğine olan inancını hiç yitirmemiş. İsmail Mert Başat’ın (2001) tanımı bu ikinci okumaya daha yakın düşer: Telli, Anadolu’dan beslense de bir kent savaşçısıdır, ayakları kentte basan ama kente karşı akınlar düzenleyen bir uç beyi. Kaçış mı, mevzi mi, bu soru açık kalmaya devam ediyor, ve belki de kalmalı; Telli’nin mekân şiirini tek bir tezle kapatmak, onu ucuzlatmak olurdu.
Telli şiirinde bir baba-oğul ekseni de var, hem biyolojik hem politik bir hesaplaşma. Baba figürü etrafında kurulan şiirler bir şefkat arayışını taşıdığı kadar otoriteyle kurulan sızılı ilişkinin şiirsel anatomisini de taşır; kuşakların birbirini ezerken nasıl eksilttiğini sessiz bir ağıt gibi işler şair.
Bazı eleştirmenler Telli’nin tekrarlarını formülleşme olarak görür, bu eleştirinin bir haklılık payı var, özellikle Çocuksun Sen sonrasındaki bazı şiirler birbirine yakın bir imge repertuarından besleniyor. Asım Bezirci, Su Çürüdü‘deki “Sfenks” şiirini incelerken şiirin sembolik dilinin, veba, ejderha, yedi başlı canavar imgelerinin; neyi tam olarak temsil ettiğinin gölgede kaldığını yazmıştı; darbe koşullarının dayattığı bu dolaylı anlatımı bir zenginleşme sayarken belirsizliğin bedelini de teslim ediyordu.
Bir de öbür yüzü var meselenin. Gökhan Tunç, Kavramlar ve Kuramlarla Modern Türk Şiiri Okumaları‘nda (2022) Telli’nin “Küçük Yıldızın Son Baladı” şiirine ayırdığı bölümde tam da bu tekrar sorununu Brecht’in yabancılaştırma etkisi üzerinden yeniden kurar. Brechtyen ilke şu: tarihsel koşullar değiştikçe, o gerçekliği açığa vuran biçimlerin de değişmesi gerekir; biçim, alt yapıdaki dönüşümün bir sonucu olarak sürekli yeniden üretilir. Bu gözle bakınca Telli’nin tekrarları bir üslup yorgunluğu olmaktan çıkar; okuru alışkanlık hâline gelmiş okuma refleksinden koparan, onu şiirin karşısında yeniden “yabancı” ve dolayısıyla uyanık kılan bir araca döner. Kuş, yara, ırmak gibi motifler her seferinde biraz daha derinleşir, otomatikleşmiş algıyı kırıp okurun kendi yarasına dokunur.
İkisini de aynı anda taşıyor Telli poetikası bence, formül eleştirisinin haklı çıktığı yerler de var, yabancılaştırmanın işlediği yerler de. Bestelenen şiirleri (“Gidersen Yıkılır Bu Kent”, “Sıyrılıp Gelen”) bu ritmin halkın hafızasına nasıl sızdığının en somut kanıtı zaten.
“Ayrılık” teması da kendi başına bir yazı konusu. Ayrılık onda bir son değil, belleğin kristalleştiği an. Özlem ve dostluk şiirlerinde ayrılık, sevginin bittiği değil biçim değiştirdiği yer olarak kurulur. Türk şiirinde ayrılık temasının genel eğilimine akraba ama Telli’de kendine has bir soğukkanlılıkla işlenmiş. Hem bireysel hem toplumsal kayıpların yasını tutarken kendi şiirini de bu yasın üzerine kurar şair.
Telli’nin şiiri toplumcu duyarlıkla lirizmi, ortak tarihle kişisel belleği aynı potada tutan bir direnç hattı. Geride kalanlar tozlu raflarda değil, insanın içindeki o hiç dinmeyen sızının haritasında duruyor.
Modernlik onda dışsal bir süs değil, içsel bir zorunluluk, reddediş değil, bir “sürgün yurdu” olarak kabulleniş. Belki Yine Gelirim‘in kapanışındaki o dönüş vaadi, mekânın ve zamanın ötesinde başka bir hayatın mümkün olduğunu o “belki”nin içinde saklıyor hâlâ.
Yeni kuşaklar kendi kayıplarını Telli’nin dizelerinde değil kendi yüzlerinde bulabildikleri sürece o ses yankılanmaya devam edecek. Bozkırın sesi sustu denebilir belki, ama o ses artık bozkırın kendisi oldu.
Kaynakça notu: Bu metinde Ahmet Telli’nin şiirlerinden doğrudan alıntı yapılmamış, imgeler ve temalar kendi cümlelerimle anlatılmıştır. Kent algısındaki dört evre için bkz. Orhan Aytuğ Tolu, “Ahmet Telli’nin Şiirlerinde Kent Algısı”, Kültür Araştırmaları Dergisi, S. 9 (2021), s. 55-88. Yabancılaştırma okuması için bkz. Gökhan Tunç, Kavramlar ve Kuramlarla Modern Türk Şiiri Okumaları, Ötüken Neşriyat, 2022, “Yabancılaştırma Etkisi ve Ahmet Telli’nin ‘Küçük Yıldızın Son Baladı‘ Adlı Şiiri” bölümü.