Fellini sinemanın büyüsünü kaçırmış.
Fellini televizyon ve uzaktan kumandanın sinemanın yarattığı hipnotik büyüyü ortadan kaldırdığını söylemişti
ünlü yönetmen federico fellini, televizyon ve uzaktan kumandanın sinemanın büyüsünü yok ettiğini belirtmişti.
la dolce vita, 8 1/2, la strada ve amarcord filmlerinin yönetmeni federico fellini, en i̇yi yabancı dilde film dalında dört kez oscar ödülü kazandı ve öldüğü yıl olan 1993’te de onursal oscar’a layık görüldü. federico fellini’nin kariyerinin son dönemi, en yanlış anlaşılan, ihmal edilen ve yeterince görülmeyen dönemidir. i̇talyan yönetmenin filmografisi kabaca dört bölüme ayrılabilir; […] the post fellini televizyon ve uzaktan kumandanın sinemanın yarattığı hipnotik büyüyü ortadan kaldırdığını söylemişti appeared first on rotka .
La Dolce Vita, 8 1/2, La Strada ve Amarcord filmlerinin yönetmeni Federico Fellini, En İyi Yabancı Dilde Film dalında dört kez Oscar ödülü kazandı ve öldüğü yıl olan 1993’te de onursal Oscar’a layık görüldü.
Federico Fellini’nin kariyerinin son dönemi, en yanlış anlaşılan, ihmal edilen ve yeterince görülmeyen dönemidir. İtalyan yönetmenin filmografisi kabaca dört bölüme ayrılabilir; bunlardan ilki, La strada (1954) ve Cabiria Geceleri (1957) gibi filmlerin başarısıyla uluslararası üne kavuştuğu neorealist dönemidir.
Ardından 1960’larda gösterişli ama aynı zamanda içe dönük eserleri La dolce vita (1960) ve 8½ (1963) geldi; 1965 yapımı Juliet of the Spirits ise en gerçeküstü ve alaycı filmlerinden bazılarını yaptığı deneysel döneminin eşiğini işaret etti. 1980’de City of Women ile başlayan ve on yıl sonra veda filmi The Voice of the Moon (1990) ile sona eren kariyerinin son bölümü ise İtalya’nın en yaratıcı ve kişisel film yönetmenlerinden birinin umutlarını, hayallerini, arzularını, anılarını ve içsel takıntılarını temsil eder.
Fellini bir röportajında, televizyon ve uzaktan kumandanın, sinemanın karanlık bir salonda bir zamanlar yarattığı hipnotik, ritüelistik, neredeyse dini büyüyü ortadan kaldırarak sabırsız, kanal değiştiren izleyiciler dalgasını doğurduğunu savundu. Eski ritüeli tek bir nefeste şöyle özetledi: ışıklar söner, ekran belirir ve vahiy başlar. Sonra da aynı dikkatin şimdi bir maçtan bir yarışmaya, oradan da bir bebek bezi reklamına kaydığını belirtti.
Fellini bu konuyu son derece ciddiye alıyordu. Bizzat kendisi “”Film; or, The Distant Glance” adında bir makale kaleme aldı. Bu makale televizyonun sinema üzerindeki yıkıcı etkisi ve izleyicinin dikkat süresini nasıl sabote ettiği üzerine yazdığı meşhur denemelerinden biri ve antolojilerde sıkça yer alır.
(Susan Sontag’in “The Decay of Cinema” (Sinemanın Çöküşü – 1996) adlı meşhur makalesi de Fellini’nin argümanıyla birebir paralellik gösterir. Sontag, sinemanın bir ritüel olmaktan çıkıp evde televizyon/kumanda eşliğinde tüketilen sıradan bir nesneye dönüşmesini anlatır.)
Ünlü İtalyan yönetmene göre sinema karanlık bir salonda, kolektif bir şekilde deneyimlenen, insanı adeta hipnotize eden rüya benzeri kutsal bir ritüeldir. Televizyonun ve özellikle uzaktan kumandanın hayatımıza girmesi ise bu büyüyü tamamen bozmuştur. Fellini, kumandayla birlikte izleyicinin artık filmin ritmine teslim olmak yerine, sürekli kanal değiştiren, sabırsız, dikkat süresi kısalmış ve görüntüyü tüketen pasif bir kitleye dönüştüğünü savunur. Onun gözünde televizyon sinemanın insan ruhunu dönüştüren o gizemli ve derin sinematik gücünü sıradanlaştırıp evcilleştiren bir tehdittir.
Fellini bu konudaki en sert ve ikonik çıkışlarını 1980’lerin ortalarında ve 1990’ların başında, İtalyan televizyon kanallarına karşı yürüttüğü yasal mücadeleler sırasında yaptı. Yönetmen arkadaşları (özellikle Bernardo Bertolucci) ile birlikte filmlerinin televizyonda gösterilirken reklamlarla bölünmesini engellemek için büyük bir yasal savaş başlattı.
Fellini’nin Intervista (Röportaj) filmi de televizyon kültürünün sinemayı nasıl kuşattığını ve setleri nasıl bastığını anlatan yarı belgesel bir filmdir. 1987 yapımı Intervista (Röportaj) belgesel, anı ve kurgunun iç içe geçtiği, yönetmenin sinemaya ve kendi geçmişine yönelik yazdığı nostaljik bir aşk mektubudur. Film, Japonya’dan gelen bir televizyon ekibinin efsanevi Cinecittà stüdyolarında Fellini ile röportaj yapmak için gelişiyle başlar ve Fellini’nin hem gençlik yıllarında sinemaya başlangıç yapmasını hem de o an stüdyoda Kafka’nın Amerika eserini uyarlama sürecini eş zamanlı olarak anlatır. Marcello Mastroianni ve Anita Ekberg gibi Fellini’nin kült oyuncularının yıllar sonra bir araya gelip La Dolce Vita (Tatlı Hayat) filmindeki meşhur çeşme sahnesini evde projeksiyondan izledikleri anlar sinema tarihinin en duygusal sahnelerinden biridir. Nihayetinde film, Fellini’nin çok eleştirdiği televizyon kültürünün sinemayı nasıl kuşattığını ironik bir dille ele alırken, finalde setin televizyon antenli yerliler tarafından basılması gibi sürreal imgelerle sinemanın geleceğine dair melankolik ama mizahi bir kehanette bulunur.
The post Fellini televizyon ve uzaktan kumandanın sinemanın yarattığı hipnotik büyüyü ortadan kaldırdığını söylemişti appeared first on Rotka.