Ho Amca'nın memleketine gitmişler.
Ho Amca'nın memleketi Vietnam notları
gençliğin efsane devrimci lideri ho chi minh'in emperyalizme karşı devrimci fitili ateşlediği vietnam'a yapılan yolculuk, orak çekiçli bayraklar eşliğinde merak uyandırıcı bir deneyim sunuyor.
gençliğimizin efsane devrimci liderlerinden ho chi minh amca'nın emperyalizme karşı devrimci fitili ateşlediği coğrafyaya yolculuk her yönüyle merak uyandırıcıydı. yol boyunca orak çekiçli bayraklar eşlik ediyor.
On iki gün sürecek Vietnam Turu’na Avustralya’dan katıldığımızda benim kadar heyecanlı olan var mıydı bilmiyorum. Zira benim için bu sıradan bir tur değil, gençlik dönemimizin efsane devrimcilerinden birisi olarak adını hafızamıza kaydettiğimiz Ho Chi Minh Amca’nın emperyalizme karşı devrimci fitili ateşlediği coğrafyaya yolculuktu. Uçağımızın ülkenin başkenti Hanoi’ye yani Kuzey uçak inip otele yöneldiğimizde gözlerim aracın penceresinden sokaklara sabitlendi. Yol boyunca kırmızı zeminde sarı yıldız orta boy Vietnam bayraklarına orak çekiçli bayraklar eşlik ediyor, motosiklet dalgaları arasında arabalar kayboluyor.
ASKER FOTOĞRAFI YASAK
Otele eşyaları bırakıp sokağa iniyorum, orta halli bir bölge olduğunu sonradan anladığım yerin biraz altında büyük portakal rengi bir bina ilgimi çekiyor. Önünde resmi görevli var, ne olduğunu kestiremiyorum görevliden fotoğraf istediğimi kendi kendime gösterince çekilmesine izin veriyor. Sonradan tur rehberine sordumda “Adliye Binası” diyor. Oldukça sakin, kalabalık yok, tek tük araç girip çıkıyor. Buranın tam karşısında içinde asker olan kulübe var oraya gelip fotoğraf çekmek isteyince asker İngilizce “No… working” diyor. Yani çalışırken çekmeyin, demek istiyor. Daha sonra benzer tepkilerle karşılaşınca rehber (Dan) “Askerin fotoğrafı Vietnam’da çok ciddi olarak kabul edilir o yüzden görev saatlerinde poz vermek vs. uygun sayılmaz” diyor. Caddelerde 'V' markalı arabaların yoğunluğu gözüme çarpıyor, sorduğumda Vietnam’ın kendi üretimi VINFAST olduğunu öğreniyoruz. Taksilerin tümü kendi arabaları. Trafikte 'V' marka taşıtlar çoğunluğu oluşturuyor. Diğerleri Kore, Japon ve tek tük Alman araçları. Gördüklerimiz içerisinde en az olan Ford marka araçlar. “Vietnam Amerikan zulümünü araçmı almayarak protesto ediyor galiba” diyorum kendi kendime.
Akşam yemeği için otobüsümüz bizi 15 dakikalık bir mesafede bir restorana götürüyor. Servis beklerken fotoğraf makinamı alıp aşağı iniyorum. Yolun karşı tarafında büyük bir bina kapıda mavi elbiseli çocuklar oturuyor, kapının hemen arkasında da bir resmi görevli. Yoldan karşı taraftaki esnafın tümü dışarı çıkan her çocuğu alkışlıyor. Alkışlayan esnaf işlerini bırakıp öne çıkmışlar merak ediyorum. “Dan, aşağıda ne oluyor, neden herkes alkışlıyor?” diyorum. Meğer, ortaokul öğrencilerinin liseye geçme sınavıymış halka motive etmek, kutlamak için bütün öğrencileri ayrımsız alkışlıyormuş.
Hanoi’deki ilk gece sokakları arşınlarken yolum kitap fuarına çıkıyor. Saat geç olduğundan fuarın bir kısmı açık kalmış. Vitrinlere bakarken içerideki üç genç kız davet ediyorlar birisi çok rahat İngilizce konuşuyor. Ortadoğu üzerine bir araştırma yapıyormuş oralarda tanıdığım birisinin olup olmadığını soruyor, 'yok' diyorum. Budizmle ilgili bir kitap hediye ediyor.
Ba Dinh Meydanı’nda olan Ho Chi Minh Mausoleum (Anıtkabir) görmek istediğimiz yerlerden birisi. Geniş bir alanın öbür ucunda olan Ho Amca’nın anıtmezarını uzaktan fotoğraflıyorum. Grup hareket etmeden tam merkezden bir kare alayım diye koştuğum anda kenardaki polis kulübesindeki görevli de bana doğru koşuyor, önce ne olduğunu anlayamıyorum grup da şaşkın! Polise ne oldu demeye çalışıyorum o da neden koşuyorsun, deyince fotoğraf çekmek istediğimi anlatmaya çalışıyorum. Polis galiba bazukayla kabre ateş edeceğimi sandı, diyorum arkadaşlara herkes gülüyor. Çünkü çok uzun bir sıra var ve sıra çok yavaş hareket ediyor. Kabrin dışından görünümüyle yetiniyoruz. Akşamki Vietnam ulusal yemekleri kursu beni sarmıyor, Songül’e aktarıp makinamla dışarı çıkıyorum. Kars, şehrin ortasındaki bir yemekhanede olduğundan çevreyi kolaçan etmek daha çekici geliyor. Laf aramızda bizim acemi çaylakların hazırladığı yiyecekler berbattı, kendileri bile yemeye yanaşmadı. Halbuki Vietnam yemeklerine çabuk alıştık hele hele etli yahniler mükemmel, çorbaları on numara, tropikal meyvelere doyum olmuyor. En çokta 'Ejder meyvesi' hoşuma gitti. Hep Saray’dakiler diyecek değil ya!
İkinci günü Hanoi’de tamamladıktan sonra 100 km civan mesafede olan Ninh Binh’e geçiyoruz. Yoğun ve keskin doğa güzelliğine yaslanmış bir şehirdeyiz. İlk serüvenimiz bamboo kayıklarla bir nehirde uzun bir tur. Her kayık Vietnamlı bir kadın tarafından idare ediliyor. Yani kürekleri onlar çekiyor. Biz kendimiz neden gidip gelmiyoruz, sorusunu sormak istemiştim ki yanıt yolda geldi. Nehrin açık alanında bir süre gittikten sonra dik dağların altındaki mağaralara nehrin girdiğini gördük. Dışarıdan bir şey değil de asıl telaş içeride başladı. O kadar dar yerlerden geçiyorsun ki bizlerden birilerinin dümene idare etmesine imkan yok! Üstümüz, sağımız solumuz keskin kayalar ve oturduğumuz pozisyon fazla geliyor iyice eğiliyoruz. Kadınlar büyük bir ustalıkla kayıkları çarpmadan kıvrımlı mağaralardan daşan göl benzeri bir yere çıkartıyor. 7 kayık arka arkaya diziliyoruz. Dönüş aynı noktadan ama kayıklar bir türlü kalkmıyor sonradan anlıyoruz ki son kayık mağaradan çıkana kadar bekleniyor ve kadınlar alanda bizlere il işleri vs. satmak istedikleri bohçalarını açıyorlar. İçlerinde çerçeveli resimler, yelpazeler de var.
500 TAŞ BASAMAKLI KAYALIK
İkinci ziyaret yerimizde tarlalar dolusu çiçek yetiştirilmekte anlaşılan büyük pazarı var. Tarlaların dik kayalıklarla kesilen noktasındaki taş merdivenin bilgisini rehberimiz. “Sol zirve 500 basamaklı en tepeden etrafı seyretme şansınız var. Ama çıkışı kolay değil haberiniz olsun. Sağa ayrılan zirve daha kolay Buda tapınağı var seçim size ait. Emin olmayan çıkmasın” diyor. Burası Ngoa Long Dağı. Gruptan 5-6 kişi gönüllü gönülsüz adım atmaya başlıyor.
Deneyenler ilk durakta yani 100 basamakta dönüş adresini soruyor. Velhasıl atletik yapılı benden genç bir arkadaşla dik çıkılan kaygan taş merdivenleri adımlamaya başlıyoruz. Arkadaş Buda tapınağına saparken en tepeye göz dikiyorum. Nefes nefese dura kalka çıkıyoruz. Hindistanlı biri zirveye az kala nefes darlığından gidiyordu suyumu verdim bir içişte bitirdi. Geri döndüğümde diğer arkadaşa daha inmemişti. Bundan sonraki eşsiz çarpıcılıkta olan aşağı doğru inilen taş basamaklı Mua Mağarası’ndan. Dışarıdan küçük bir kovuktan geçilerek girilen iç içe geçildikçe büyüyen mağaralar. Göz kamaştırıcı görselliğe sahip. Gece sular içine kurulmuş Işık Buda tapınaklarını gezdik. Ertesi sabah dört saat sürecek yola koyulduk. Yeni mekânımız adı: Anka (Phoenix) olan gemi. İki gece denizin ortasında etrafımızı ada şeklinde saran yeşil dağ ve kayalıklarla çevrili bir yerde olduk. İki gece demir atmış bir gemide suların ışığında uyumak üstelik su ile mesafemiz bir metre. Tarifsiz bir güzellik. Bir de Ho Amca’nın ayak bastığı yerdesiniz.
İnci üretimi konusunda uygulanma bilgi verildi, tabii bitki örtüsüyle inci süs eşyaları falan satılmakta. Gezdiğimiz yer denizin tam ortasına kurulmuş çiftlik motorla geldik. Ardından yüzeyi yeşil bitki örtüsüyle kaplı dik dağların arasında dolaşan deniz kayıklarla turladık. Karşı tarafta üç tane Vietnam savaş gemisi demirlemiş. İkinci gezimiz Sung Sot mağaraları oldu. Bunlara girmek için yukarı doğru dik olmayan daha rahat basamaklar var. İçeri göz kamaştırıcı, renkler, ışık yansımaları içeriyor. Gezi toplam 1600 taş basamakla tamamlanıyor, bir kısmının da ziyaretçiye açılma çalışmaları sürmekte. Doyumsuz güzellikte bir ziyaret oldu. Ti Top Adası’na gittik. Burada da 433 basamaklı taş merdivenleri tırmanarak zirve yaptık. G.K.Ti Top bir Rus, 1991’de Lenin’in heykellerinin yıkıldığı dönem Ho Chi Minh heykelinin önüne kendini süper yapıp direnen bir kişi. Vietnam hükümeti onun heykelini bu adaya yaptırmış ve hikayesini de eklemiş. 433 basamağı bu onurlu kahraman için çıkmak istedim.
Hoi An şehrinde ıspanak ve geleneksel sebze sulama uygulamalı kurslarına katıldık. Anılar Gösterisi’ni izledik. “Dünyanın Yükselen Kültür ve Turizm Merkezi” diye tanımlanan yüzlerce oyuncuyla birlikte sunulan dijital gösterileri izledik. Bir yanı elbise, hediyelik eşya, bir yanı et ve balık, dış tarafında ise meyve sebze olan bir yer. Canım öyle erik istiyor ki bütün tezgahları tarıyorum. Sona yakın bir yerde iki kadının satış noktasında kırmızı erik çıkıyor. Daha sonra canımız memleket usulü istiyor ve internetten 'Kebab Box' diye bir yer çıkıyor, etrafı açık golf arabalarından bozma taksiyle 50 bin VND anlaşıp gidiyoruz. Kapalı! Dönüş parasını ödetmiyor. Sonunda üzerinde Ho Chi Minh basılı tişörtler buluyoruz. Vietnam turizminin sembolü 'Altın Köprü'ye gitmek için epey bir yol alıyoruz. Ba Na Hills denen bir bölgede her yan turizme yönelik düzenlenmiş. 150 teleferikle binlerce kişinin (saatte 3 bin kişi taşınıyormuş) taşıdığı dağların tepesindeki Altın Köprü’de o kadar yoğun insan var ki neredeyse kımıldayamıyorsun. Tepede beyaz rengiyle göze çarpan 27 m yükseklikteki Buda Heykeli’nin mimarisi çok acemi yapılmış diyorum Songül’e. Silindir gibi bir yükseltiye göz, kulak, burun eklenmiş havası veriyor.
Uçakla son durağımız Ho Chi Minh Şehri’ne iniyoruz. Rehberimiz, şehir nüfusu 11 milyon civarı, motosiklet sayısı ise 9 milyon diyor. Kişi başına bir motor düşüyor. Hanoi nüfusu 9 milyon civan motosiklet sayısı ise 7 milyon. Otele gelirken karşılaştığımız motor kazasında iki eski sağcıların ve komünistlere karşı olanların şehrinde (eski adı Saigon) eğlence sektörü her şeyi kapsar şekilde oldukça yaygın. İnsanlar sabaha kadar ayakta.
ABD destekli savaşın yönetildiği merkez olan Saray’ı gezdik. Devrimciler Saigon’u teslim aldıktan sonra adı Bağımsızlık Sarayı olarak değiştirilmiş. İçerisindeki odalar Amerikan, Fransız üretimi telsizlerle, radyolarla ve dolu. Kaçmaları için sığınaklar oluşturmuşlar… Ama Kuzeyden gelen küçük bir uçakla iki komünist pilot tepeden bir bomba bırakıyor ve paçaları tutuşup beyaz bayrağı çekiyorlar. Tabi kuzeyden gelen devrimci gerillaların şehri kuşatmayla buluşması da var. Müze ziyaretine girdiğinizde dehşeti emperyalist canavarlığı bütün çıplaklığıyla görüyorsunuz. Fotoğraflara bakarken ürpermemek elde değil! ABD ordusunun Vietnam’da kullandığı ve çarpışmalarda ele geçen silahların sayısını, çeşidini, etkisini gördükçe komünistlerdeki büyük iradeyi kavrıyorsunuz. Camekânlarda sergilenen silahların fotoğrafları çekmekle bitmiyor. Bomba türleri, işkence biçimleri, gazete manşetleri, belgeler. Ellerinde yurtsever Vietnamlı savaşçıların kesik başlarıyla poz verenler… Bir devrimcinin iki ayağını parça parça doğrayıp konuşmak istemişler, konuşmamış ve ölmüş. Diğerlerine suda boğma işkencesi yapıyorlarmış… Orman alanın yüzde 82’sini mayınlamışlar.
HO CHİ TÜNELLERİ
Ho Chi Minh şehrine bir buçuk saat süren 70 km mesafede olan tünelleri görünce devrimci iradenin aklın sınırlarını zorlayan gücüyle karşılaşıyorsunuz. Giriş noktası kilo lu olmayan bir insanın ellerini yukarı kaldırarak girebileceği büyüklükte. Gövdeyi aşağı çekince üstü ağaç yaprakla kamufle edilmiş kapağı ellerinle kapatmak zorundasın. İçeriler bir insanın sürünerek geçebileceği darlıkta yer yer genişliyor. İçeride dinlenme, hastane, yemekhane, gizlenme bölümleri oluşturulmuş. Yemekhaneden çıkan dumanları dağıtmak gizlemek için bölümler oluşturulmuş. Amerikan askerleri içeri giremiyor çünkü gövdeleri sığmıyor. Helikopterlerle nehirden su alıp buldukları giriş noktalarından boşulsunlar diye boca etmişler. Bunu önceden öngören devrimciler su kesen kapaklar oluşturup suyun geri nehre gitmesini sağlamışlar. Yüzlerce eğitimli Alman Kurt köpeğini tünellere salmışlar, gerillalar sarımsak ve karabiber karışımı kokularla köpekleri yanlış yönlendirip işlevsiz kılmışlar. Havalandırma merkezlerine termite (beyaz karınca) körükleri kapatarak kamuflaj oluşturmuşlar. İçeriden ayrıca kamışları uç uca ekleyerek havalandırma noktaları oluşturmuşlar. ABD askerlerinin geçit yerlerine bambu çivili tuzaklar kurmuşlar. Bu tuzaklar ucu sivritilmiş kamışların zemine yerleştirilmesi ve üstü dönen bir kapı ve ortala kapalı bir düzenek. Basan asker gidiyor. Boş uçak mermisi kovanlarını işleyerek silahlar üretmişler. Gündüz çiftlik çalışanı gece tünel açan bir gerilla sistemi kurmuşlar.
1986 reformuyla 'karma ekonomi'ye geçilmiş, haliyle dünya pazarından yaygın bir yatırım göze çarpıyor. Şehirlerde çok yaygın tur şirketleri mevcut. İngilizce en çok ve en yaygın konuşulan yabancı dil. Devrimci değerlerine, geleneksel değerlere bağlı bir ülke. Sokaklarda motosiklet yoğunluğundan yürümek biraz sorun ama bir kargaşa da yok. Bütün ülkede altyapı hareketliliği göze çarpıyor. Her yerde iş makinaları harekette. Budizmle sosyalizmi barıştıran bir hava seziliyor. Sebeplerinden birisi Amerikan işgali sırasında Budist tapınaklarının gerilla mevizsi denilerek bombalanması diğeri ise komünistlerin inançlara hoşgörüyle ilkeli yaklaşması. Tur rehberimiz Budist bir komünisti. İmkânınız varsa Ho Amca'nın ülkesine bir uğrayın.