Mahkemede komedi dönmüş.
Hukuksuz dava!–1
dava, asıl amacını gizlemek için yalan söylendiği, sahte delil konulduğu ve iftira atıldığı gerekçesiyle hukuksuz bulunuyor; siyasal casusluk iddiası fıkra gibi.
dava hukuksuz çünkü asıl amacını gizlemek için açıkça ve utanmazca yalan söylüyor. sahte ya da çarpıtılmış "delil" koyuyor ve iftira atıyor. ama gerçek tek bir eylem ve belge, yani kanıt ortaya koymuyor. yabancı bir devlet de yok, istihbarat örgütü de. ama "siyasal casusluk" iddiası var. fıkra gibi!.
Silivri’de hukuksuz bir dava görülüyor. Silivri, Ergenekon kumpaslarından beri hukuksuz davaların görüldüğü bir yer oluyor. Hukuk yok, adalet yok, hatta yasa bile yok. Devletin, daha doğrusu devleti elinde tutan siyasal gücün veya devlete bütünüyle egemen olmaya çalışan "gerici ideolojik" motivasyonlu bir yapılanmanın hedefine ulaşmak için kurduğu tertibin sahnelendiği bir alana dönüşüyor. Zaten bu nedenle görülen davaların bir ilkesi ve hukuku bulunmuyor.
Bu davalardan biri de "siyasi casusluk" davası. Hem niteliğini hem ayrıntılarını birçok kez yazdığım için içeriği üzerinde uzun durmayacağım. Ancak yine de ana çizgilerine ve davaya ilişkin kimi yanlış algı ve izlenimlere dikkat çekeceğim. Bazen tekrar etmek hem gerekli hem de yararlı oluyor. Kaçınılmaz bazı tekrarları göze alıyorum.
Benim, Ekrem İmamoğlu’nun, Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün yargılandığı bu davanın ikinci celsesi geçen hafta, 6 Temmuz 2024 günü yapıldı. Dostlarımız bizi yalnız bırakmadı; salon hıncahınç doluydu. Başta CHP lideri (seçilmiş) Özgür Özel olmak üzere partili milletvekilleri, belediye başkanları, il ve ilçe yöneticileri gelmişti. Sol ve sosyalist partilerin temsilcileri oradaydı. Basın meslek örgütleri ve çok sayıda değerli meslektaşım, kıdemli ve seçkin gazeteciler salondaydı. Ailemiz ve yakınlarımızın yanında üniversiteden arkadaşlarım, çeşitli okullardan dostlarım bizi yalnız bırakmadı. TELE 1’e el konulmasından sonra, istifa ederek TELE 2’yi kuran sevgili yol arkadaşlarım da bana güç verdiler. Tümüne teşekkür ediyorum. Varlıkları, ortaya koydukları dayanışma çok, ama çok değerli. Sevgilerimi sunuyorum.
Gelenlerin tümü, yaşanan hukuksuzluğa, siyasal kumpasa, ilkel rövanşizme, iktidarı ele geçiren bir azınlığın (muhafazakâr-İslamcı oligarşinin) ikiyüzlü zorbalığına tanık oldular.
SİLİVRİ VE DİRENİŞ YAZILARI
Hukuksal bir boyutu olmayan, siyasal sinsilik ve siniklik içinde hazırlanmış, yalana ve iftiraya dayalı bir davada savunma yapmak bile insana utanç veriyor. Bu nedenle ben savunmamı "karşı iddianame" olarak nitelendirdim ve öylece tutanaklara geçirdim. İlk celsede (11-13 Mayıs) yaptığım (sözlü) savunmamın mahkeme tarafından yapılan bant çözümünü, geçen hafta çıkan ve cezaevinde yazdığım metinlerden oluşan "Silivri ve Direniş Yazıları" adlı yeni kitabımın son bölümüne koydum. Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan kitap sanırım bu hafta kitapçı raflarında olacağı gibi, internet üzerinden satışı da başlamıştır. Sözünü ettiğim savunmama, bu kitaptan bakabilirsiniz. Hem diğer bölümlere de bir göz atmış olursunuz. Tarihsel belge niteliğindedir.
Dava hukuksuz çünkü asıl amacını gizlemek için açıkça ve utanmazca yalan söylüyor. Sahte ya da çarpıtılmış "delil" koyuyor ve iftira atıyor. Ama gerçek tek bir eylem ve belge, yani kanıt ortaya koymuyor. Davanın esasına ilişkin tek bir savcılık kanıtı yok. Kimin adına casusluk yapıldığı belirsiz, yabancı bir devlet de yok, istihbarat örgütü de… Ama "siyasal casusluk" iddiası var. Fıkra gibi!
DEMOKRASİ VE MUHALEFET SUÇ!
Amaç başka; bu dava ile demokratik hak ve özgürlükler, siyaset yapma hakkı suç sayılmaya çalışılıyor. Sadece demokratik siyaset yapma hakkı değil, anayasal vatandaşlık hakları da yasaklanmak, hiç olmazsa sınırlanmak isteniyor. Seçimlere katılmak, bir adayı desteklemek, oy kullanmak, kazanmak ve tamamen demokratik / hukuksal yollardan iktidarı talep etmek suç ilan ediliyor. Çünkü iktidarda AKP ve siyasal İslamcılar var. İktidara muhalefet etmek yasaklanmak (fiilen) isteniyor. Şaka gibi ama iddianamede gizleyememiş ve bunu açıkça yazmışlar. Dahası, iktidara muhalefet etmeyi, siyasal bir parti ya da medya kuruluşu olsanız da "siyasal casusluk" suçu saymışlar.
Özetle bu davada suçlanan demokrasi, basın ve ifade özgürlüğü ile yurttaş olmaktan kaynaklanan temel hak ve özgürlüklerdir. Seçme ve seçilme hakkıdır. Faşist ve dinci bir perspektifle bir dikta rejimini inşa etme girişimi söz konusudur.
Bu nedenle sanki hukuksal zeminde yürüyen bir dava gibi, teknik bir savunma yapmak son derece anlamsız. Yine de biz siyasal bir savunmanın yanı sıra hukuksal ve teknik bir savunma da yaparak (biz ve avukatlarımız) davayı bitirdik. İddianame çöktü. Savcılık hiçbir ek kanıt ya da destekleyici iddia koyamadı. Ancak bu duruma karşın kimse tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmediği gibi, davanın görülmesi üç ay sonraya (29 Eylül) atıldı. Gerekçesiz, keyfi, belki de talimatlı.. Dava zaten bu nedenle hukuksuz. Çünkü hukuksal kavramlarla nitelendirilmeyi -eleştirmek için bile- hak etmiyor.
DARBE SÜRECİNİN MEKANİĞİ
Halen devam eden 19 Mart süreci bir yürütme-yargı darbesidir. Bu dava, yani "siyasal casusluk" kumpası 19 Mart darbe girişiminin bir parçasıdır. Hatırlatmak isterim; darbecilik suçunun zaman aşımı yoktur.
Bu darbe sürecinin en önemli üçayağı ya da etabı vardır. Birincisi; Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanması, İBB davası ve belediyeler operasyonudur. Amaç; İmamoğlu’nu tasfiye ederek en güçlü ve istekli rakibi etkisizleştirmek, muhalefetin "halka hizmet" bağını kesmek ve toplumla irtibatını koparmaktır. İkincisi; CHP’yi etkisizleştirmek ve örgütsel yapısını imha ederek, son cumhuriyet kurumunu dönüştürmek ve denetim altına almaktır. Butlan kararı ve Kılıçdaroğlu’nun partinin başına yeniden geçirilmesinin anlamı budur. Üçüncüsü; TELE 1’e el konularak, beni ve arkadaşlarımı susturma girişimidir. İşte siyasal casusluk operasyonunun nedeni budur.
Siyasal casusluk davasının da kendi içinde iki hedefi vardır. İlki; TELE 1 gibi muhalif, bağımsız, geniş bir medya alanını domine eden, oyun kurucu ve etkili bir referans kanalını yok etmek. Böylece basın ve ifade özgürlüğüne ağır bir darbe yaparak bütün sektöre gözdağı vermek, korku salmaktır. Yaklaşık 9 aydır tutuklu olmamın nedeni budur. Diğer hedef ise, 2019 ve 2024 seçimlerini lekeleyerek iptal yolunu açmak ve böylece İmamoğlu ablukasını büyütmektir. CHP nasıl üç kurultay öncesine iade edildiyse, İstanbul’u da üç seçim öncesine iade etmektir. Ekrem İmamoğlu için yedek bir dava ve tutukluluk çıkarmaktır. Bu nedenle "siyasi casusluk" davası, İBB davası kadar belki ondan da önemli bir siyasal derinliğe sahiptir.
Daha önce de yazdığım ve sıkça ifade ettiğim gibi; 19 Mart süreci iktidarın ömrünü uzatma çabasıdır. Bir çaresizlik halidir. Darbenin büyük ya da ana hedefi siyasette, medyada ve toplumda cumhuriyetçi, sol ve demokratik muhalefeti tasfiye etmektir. Dönüştürülmüş, kontrol edilebilen bir muhalefet ve medya oluşturmaktır. Yeni çözüm / İmralı sürecini de bu bağlamda değerlendirmek doğru olacaktır.