Hülya Soyşekerci yazdı: Bir “Superisi”nin Derin Suskunluğu
menekşe toprak, uzun zamandan beri öykü ve roman alanında başarılarına tanık olduğum, duyarlı, dikkatli ve özgün bir yazar. berlin ve i̇stanbul’da yaşayan, iki farklı kültürün içinde yapıtlarını kaleme alan menekşe toprak, edebiyata önce öyküyle başladı, valizdeki mektup ve hangi dildedir aşk adlı öykü kitaplarıyla dikkat çekti. temmuz çocukları ile roman türüne yönelen yazar, ağıtın sonu, […].
menekşe toprak, uzun zamandan beri öykü ve roman alanında başarılarına tanık olduğum, duyarlı, dikkatli ve özgün bir yazar. berlin ve i̇stanbul’da yaşayan, iki farklı kültürün içinde yapıtlarını kaleme alan menekşe toprak, edebiyata önce öyküyle başladı, valizdeki mektup ve hangi dildedir aşk adlı öykü kitaplarıyla dikkat çekti. temmuz çocukları ile roman türüne yönelen yazar, ağıtın sonu, […].
Menekşe Toprak, uzun zamandan beri öykü ve roman alanında başarılarına tanık olduğum, duyarlı, dikkatli ve özgün bir yazar. Berlin ve İstanbul’da yaşayan, iki farklı kültürün içinde yapıtlarını kaleme alan Menekşe Toprak, edebiyata önce öyküyle başladı, Valizdeki Mektup ve Hangi Dildedir Aşk adlı öykü kitaplarıyla dikkat çekti. Temmuz Çocukları ile roman türüne yönelen yazar, Ağıtın Sonu, Arı Fısıltıları ve Dejavu adlı romanlarıyla önemli başarılara imza attı. Ağıtın Sonu, 2015 Duygu Asena Roman Ödülü’ne, Arı Fısıltıları ise 2019 Ankara Üniversitesi Roman Ödülü’ne değer görüldü. Dejavu adlı projesiyle Berlin Kültür Senatörlüğü’nün 2021 edebiyat bursunu kazanan Menekşe Toprak’ın yapıtları Almanca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve Sırpçaya çevrildi.
Menekşe Toprak, son olarak Ocak 2026’da Doğan Kitap’tan yayımlanan Peri adlı romanını okurların ilgisine sundu. Peri, içimizi acıtan, anlatılması, dillendirilmesi hayli güç olan bir yaşam gerçeğini; pedofili meselesini yazınsal bir yaklaşımla işleyen, daha önce bu zorlu konuyu odağına almış edebiyat yapıtlarından Lolita’ya metinlerarası göndermelerde bulunan bir roman. Peri, başka edebî bir metne açılırken, aynı zamanda, yaşadığımız toplumun gerçekleriyle yüzleşilmesini sağlayan, yaşamın bir yansıması olan edebiyat sanatı yoluyla okuyanları birey ve toplum sorgulamalarına yönelten, farklı bir yaklaşımla kaleme alınmış nitelikli bir roman olarak ilgi uyandırıyor.
İlk sayfada Nabokov’un Lolita romanından bir alıntı yer alıyor. Böylece bu kitapta hangi konunun, hangi yaşam olayının işlendiğine dair bir fikir oluşuyor okurda. Alıntıda geçen “supericiği” sözcüğü ve romanın adının Peri oluşu dikkatimizi çekerken, romanın kahramanı yirmili yaşlardaki genç kızın adının “Peri” ya da kendi beyanıyla “Perihan” oluşunun, yazarın bilinçli bir seçimi olduğunu, böylece, romanını metinlerarası bir bağlama oturttuğunu fark ediyoruz.
Lolita romanında, “güvenilmez anlatıcı” olan orta yaşlı entelektüel Humbert Humbert’in bakış açısı ve anlatımıyla bir çocuk istismarı, bir pedofili olayının dile getirildiğini; Humbert Humbert’in (kısa adıyla H.H’nin) kendi ağına düşürdüğü on iki yaşındaki Dolores’i sıklıkla “superisi” ya da “supericiği” olarak nitelendirdiğini dehşetle hatırlıyoruz. H.H, küçük kıza yaptığı kötülüğü hafifleterek, kendini mazur göstererek, çoğu zaman alaylı bir dille anlatıyordu roman olaylarını. Okurken, anlatıcı H.H’ye ne denli büyük bir öfke duyduğumu, o küçük kızın iç dünyasını öğrenemediğim, onun duygularına kapalı kaldığım için romanın eksik bir yönü olduğunu düşündüğümü de hatırlıyorum ayrıca.
Her iki romanda faillerin adlarının kısaltılmış olarak yer verilmesinin, özellikle Peri’de A’nın tam adının okura tamamen kapalı bırakılmasının da yazarın bilinçli bir seçimi olduğu kanısındayım. Böylece, metin içi dünyada, tek harfe, tek sese indirgenen ve adı bile olmayan bir varlığa dönüşüyor istismarcı.
Menekşe Toprak Lolita’ya roman boyunca sık sık göndermede bulunmakla birlikte, kendi yazdığı romanını, failin bakış açısı ve anlatımıyla kaleme almamaya özen gösteriyor. Peri’de Lolita’nın tam tersine, mağdurun yani Peri’nin anlatımlarıyla ilerliyor, genişliyor metin içi dünya. Bu bakımdan Peri’yi bir “yeniden yazma” çalışması değil, bir “tersine çevirme” çalışması olarak nitelendirmek gerekir diye düşünüyorum.
Lolita’ya eleştirel bir yanıt ve bir itiraz biçimi
Menekşe Toprak’ın Peri’yi yazarken Lolita ve benzeri metinlere yönelik bir eleştiri oluşturmak amacıyla hareket ettiği kanısındayım. Kendi eleştirel yaklaşımı için yepyeni bir roman metni üreten yazar; böylece asıl metne, daha doğrusu eleştirdiği metne paralel bir kurmaca dünya yaratmış oluyor. Bu tutum, bir bakıma, asıl metne girerek, onun içindeki olumsuz bir yapıya (eril yapı) müdahale etmek anlamına da geliyor. Yani, yazarın anlatıcı seçimini mağdur kızdan yana yapması, failin anlatımı ve bakış açısına yer vermemesi, Lolita içindeki bu olumsuz yapıya müdahale ettiği sonucuna ulaştırıyor bizi. Ayrıca tamamen eril bir yaklaşımla yazılmış olan Lolita’nın tam tersine Peri’de eril bakış açısı ve eril söylemin yer almadığına tanık oluyoruz. Üstelik, Peri romanının anlatıcılarından birinin, pedofili faili A adındaki adamın oğlu Kaan’ın da olması bu durumu değiştirmiyor; Kaan, babasıyla ilgili korkunç gerçekleri önceleri belli belirsiz sezmeye başlıyor, sonrasında bölük pörçük hatırladıkları üzerinden adım adım ilerleyerek büyük bir gizi aydınlatmaya gayret ediyor.
Peri’de, yakın yaşlardaki bir genç kız ve bir genç adam olan bu iki anlatıcının yer alması, romanın tek bakış açısıyla yazılmaması, gerçeklerin yavaş yavaş aydınlanarak gün yüzüne çıkması, böylece, ilgiyle okunuyor.
Romanın şimdiki zamanında, Peri adlı genç kızın, zihninde sık sık kendi geçmişine giderek çocukluğunun geçtiği Ege’deki bir ilçede, bir göl kıyısında ve sonra İstanbul’daki bir evde yaşadığı olayları, maruz kaldığı kötülüğü hatırlaması, bu kötü anıların ona sürekli acı, hüzün, keder, öfke, utanç gibi duygular yaşatması dikkat çekiyor.
Seda adlı üniversite arkadaşıyla bir sahil beldesindeki restoranda çalışan Peri, içine kapanık, sessiz ve ketumdur, yapayalnız bir yaşamı seçmiştir. Seda ona yakınlık gösterse de Peri, sosyal yaşamdan, Seda’nın arkadaşlarından sürekli uzakta durmakta, odasına kapanıp televizyonda dizi izlemeyi yeğlemektedir. O nedenle Seda ile arkadaşlıklarında fazla yol alamazlar. Seda’yla kendi geçmiş yaşantılarını asla paylaşmayan, hep suskun kalan Peri, sürekli iç dünyasıyla meşguldür. Yalnız kaldığı anlarda onu acıtan anılara gömülür. İç âleminde çığlık çığlığa bağırırken dışında derin bir suskunluğu çoğaltır Peri. On iki yaşındayken, en yakın arkadaşı Hande ile ilçedeki gölün kıyısında karşılaştıkları ve kendi aralarında A adını verdikleri o adamın kendisine yaşattığı incitici, acıtıcı olaylar gözünün önünden gitmez.
A, göl kıyısında elinde bir fotoğraf makinesiyle dolaşır, çevre ve doğa fotoğrafı çeker gibidir, ama sonradan görülür ki, asıl olarak çocuk fotoğrafları çekmektedir. İlçedeki çocuklar kendi aralarında konuşurlarken onun İstanbul’da yaşayan bir avukat olduğundan söz ederler. A çocuklarla dostluk kurmaya çalışan, onlarla ilgilenen ve gözünü onlardan ayırmayan bir adamdır. Peri de onun rahatsız edici bakışlarını üzerinde hisseder.
A, ilçede, yüksek duvarlarla çevrili, havuzlu bahçeli büyük evde oturur; yazlığı gibidir o ev. Peri’nin annesi bu zengin evine hizmetçiliğe gider. Peri, annesiyle sık sık o büyük eve gittiklerini, bahçede evin çocuklarıyla oyunlar oynadıklarını da hatırlar. A’nın yanı sıra o evde yaşayan Funda adlı on iki, on üç yaşlarındaki kızın hayali de gözünün önünde canlanır. Funda, A’ya “dayı” diye seslenmektedir. Ailede bir de “babaanne” vardır.
Bir gün Peri’nin annesine, o evde yaşayan A ve annesi tarafından oldukça cazip bir teklif yapılır. Eğer kabul ederse babaanneye yardımcı olması için Peri, ailenin İstanbul’daki evine gönderilecek, orada bir okula başlatılacak, eğitimine destek verilecektir. Okurken fark ederiz ki, annesi ile Peri’nin arasında sevgi bağları da yeterince güçlü değildir, annesine karşı içinde çoğu zaman bir kırılganlık, bir güceniklik hissi vardır Peri’de. Birbirlerini anlayan ana kız olamamışlardır hiçbir zaman. Annesi, Peri’ye bu tekliften söz eder, onun için büyük bir fırsat olduğunu belirtir. Bu sözleri üzerine Peri annesine içten içe kırılır, ama İstanbul’da iyi bir okula gönderileceğini düşününce, biraz da çaresizlikten, o teklifi kabul eder.
Peri İstanbul’daki eve geldikten sonra çoğalmaya başlar kötü olaylar. A, önce sahte bir nezaketle yaklaşır Peri’ye, ama sonrası korkunçtur. Lolita romanındaki gibi küçük kızı armağanlarla kandırmak ister. “Ofis” adını verdiği garsoniyerinde henüz on iki, on üç yaşındaki Peri’ye istismarda bulunur, onu taciz eder ve sonrası tecavüzdür… Babaanne ise her şeyin farkındadır; oğlunun iğrenç bir pedofil olduğunu bildiği halde ses çıkarmaz, tepki göstermez, onun yaptıklarına göz yumar. Katı ve sevgisiz bir kadındır.
Peri’nin annesi, A’nın kötülüklerini sezmekte, ama güçsüzlük ve çaresizlikten sesini çıkaramamaktadır. Onun bu suskunluğunda, aradaki derin sınıfsal farklılığın da rol oynadığı söylemek mümkündür. Gücü elinde tutan, kendinde her türlü kötülüğü yapabilme hakkını görmektedir. Güçsüz olan, çaresizlikle susmak ve boyun eğmek zorunda kalır.
Romanın şimdiki zamanında Peri’nin geçmişi anımsamaları, onun zihin akışıyla verilirken, bir taraftan, A’nın Berlin’de yaşayan oğlu Kaan da romanın öteki anlatıcısı olarak devreye girer. Roman, böylece, iki ayrı anlatıcının bakış açısından anlatılanlarla devam eder. Her iki anlatıcının anlattığı olaylar, kişiler ve durumlar sıklıkla birbiriyle örtüşür; böylece olayın kapalı yerleri ve boşlukları aydınlığa kavuşur ve puzzle tamamlanmış olur.
Annesinden gelen bir telefonla babasının ilçedeki o gölün sularında boğulmuş halde bulunduğunu öğrenen Kaan, cenazeye sahip çıkmaları gerektiğini söyleyen annesinin isteği üzerine ve biraz da gönülsüzce Türkiye’ye gelir. Annesi, ayrıca “babasının mirası”ndan söz eder oğluna. Kaan, içinde, kendi babasına karşı herhangi bir duygu taşımaz. Çok yıllar önce annesiyle babası ayrılmıştır, annesi onu Ankara’ya, kendi ailesinin yanına götürmüş, babasıyla görüştürmemiştir. Böylece bir sevgisizlik ve uzaklık oluşmuştur Kaan’da. Belki romanda okura kapalı kalan başka acı gerçekler de vardır…
Anne ile oğlu, gölde boğulan A’nın otopsi sonuçlarını beklerler. Bir cinayet kuşkusu söz konusudur; çünkü A’nın bacağında bir bıçak yarası da vardır. Sonuçta görgü tanıklarının anlatımları ve Peri’nin yaşadığı ve gördüğü bütün olayları, yıllar sonra buluştuğu çocukluk arkadaşı Hande’ye, yoğun bir keder, utanç ve hüznün içinde anlatmasıyla büyük bir sır perdesi aralanır. Yıllarca susan Peri, sel gibi akan gözyaşları eşliğinde anlatır on yıl önce maruz kaldığı kötülüğü. Üstelik yıllarca süren bir kâbustur yaşadıkları. Menekşe Toprak, Peri romanına dair, Anıl Mert Özsoy’un gerçekleştirdiği ve Evrensel’de yayımlanan söyleşisinde şunları dile getirir: “Ben Peri’de her şeyden önce cinsel ve psikolojik şiddetin kurbanı bir insanın ruh dünyasını yani yaşadığı travmanın neye tekabül edeceğini anlamaya çalıştım. Peri’nin hayat hakkında sahip olduğu ‘iyi ve güvenilir’ dünya tahayyülü bir pedofilin bunu ihlal etmesiyle çatlamaya başlar -ki bu ihlal bedensel tecavüze kadar varır. Aslında buradaki masumiyet ‘bilmemekten’ kaynaklı. Yetişkin bir adamın çocuk bedenini arzulayabilme ihtimalinin bilgisizliğidir bu. Peri bu bilgiyi bedeniyle yaşayarak öğrendiğinde gözünde kendi masumiyetini de yitirmiştir. Failden çok kendini suçlar, bazen de başına gelenlerin “normal” olup olmadığını anlamaya çalışır ya da bunu normalleştirir.” Peri, tam da bu nedenlerle yıllarca utanç içinde yaşamış, susmuş ve kendini suçlamıştır.
Kaan’a e -posta yoluyla ulaşan Peri, babasıyla ilgili acıtıcı, korkunç gerçekleri keşfetmesi için İstanbul’daki evde “ofis”e ait anahtarların çekmecelerdeki yerlerini yazar. Kaan, içten içe sezdiği bu korkunç gerçeklerin izini sürecek, kendi açısından büyük bir sır perdesini aralayacak, babasının gizli “ofis”indeki o ürkütücü mirası keşfedecektir. Bu adam ne yazık ki kendi yeğeni de dâhil pek çok çocuğa zarar vermiştir.
Günümüzde, Epstein skandalıyla, aşırı zengin, orta yaşlı erkek dünyasının korkunç yüzünü bir kez daha gördü insanlık. “Lolita” adlı uçakla taşınan küçük kızlardan söz edildi. İnsanlığın kapanmayan bu derin ve karanlık yarası bir kez daha kanadı.
Menekşe Toprak’ın, yukarıda işaret ettiğim gibi, pedofili gerçeğini Lolita’yı tersine çevirerek, farklı bir bakış açısıyla işlemiş olduğu görülür Peri’de. Lolita romanında Humbert Humbert, kimsesiz kalan küçük kız Dolores’i “superisi” olarak adlandırır. Aynı şekilde fail A da Peri’ye “superisi” der. Peri’nin genç bir çocukla gölde yüzmesini, birbirleriyle oyun oynamalarını uzun uzun izlemiştir A. Zaten gözleri hep çocukların üzerindedir. On iki yaşındaki Peri, gölde kendi gibi bir ergen olan İlya ile yüzerlerken, suda birlikte oyun oynarlarken, ilk dokunuşlarla ilk uyanışı, ilk aşkı yaşamıştır. Bir göçmen olan İlya’nın kısa bir sonra ailesiyle zorunlu olarak ilçeden ayrılıp gitmeleri, Peri’ye büyük bir acı yaşatır. A, bunun farkına varır; İlya’nın hiçbir zaman dönmeyeceğini, ailesiyle birlikte denizin derinliklerinde boğulup gittiğini söyleyerek, bu yalanıyla Peri’nin umutlarını yok eder.
Burada da Lolita romanının perspektifini değiştiren, onu tersine çeviren bir bakış açısı vardır; Humbert Humbert suda bir peri olarak gördüğü küçük kızı taciz ederken, Peri romanında Peri, ilk aşkın samimi duygularını İlya ile göl sularında yüzerken yaşar.
Lolita romanında Humbert’in kurbanı Dolores hayatını kaybeder, Peri’de ise mağdur değil, pedofil A ölür. Böylece, Menekşe Toprak’ın topluma ve Lolita’ya yönelik eleştirel tutumu net olarak görülür. Yazar hem pedofili olgusunun boyutlarını sergileyerek bu kanayan toplumsal yaraya ve toplumun uğursuz suskunluğuna parmak basar hem de Lolita romanında bu konunun Nabokov tarafından işleniş biçimine itiraz ederek, romana kendi metinsel/metinlararası müdahalesini gerçekleştirir.
Yaşanan gerçeklerin izdüşümü olan edebiyat sanatı içinde bu zorlu ve acıtıcı konuyu mağdur penceresinden cesurca işleyen Peri gibi, eril bakış açısına ve eril dile itiraz eden yapıtların öne çıkmasının anlamlı ve değerli olduğunu düşünüyorum.
Peri’de ustaca oluşturulmuş başarılı bir roman kurgusu söz konusu. Kurgu ipleri, düğümleri iyi atılmış, hepsi başarıyla ve aksamadan birbiriyle ilişkilendirilmiş. Merak unsuru sayfalar boyu başarıyla işlenmiş. Okudukça adım adım ilerliyor, büyük bir gizemin aydınlatılmasını izliyoruz. Yaşadığı travmanın izlerinin Peri’nin yıllar içinde toplumdaki davranış ve tutumunu derinden etkilediğine, yaşamını karabasana dönüştürdüğüne tanık oluyoruz. Peri’nin büyük bir utanç duyduğunu ve yaşadıklarını kimseye anlatamadığını görüyoruz.
Romanda A’nın diğer kurbanlarının yaşadıkları da dolaylı olarak sezdiriliyor. Olaylar sahne sahne ilerliyor, okurun gözünde canlanıyor. Her iki anlatıcının metin içi yolculuğu, sarsıcı bir gerçeğe ulaşılması üzerinden gerçekleştiriliyor. Geçmişten şimdiki zamana gidiş gelişler, zaman atlamaları, aradan geçen on yılın getirdiği ruhsal yük ve yarattığı sarsıntılar, Peri’nin iç konuşmalarıyla şekilleniyor.
Menekşe Toprak’ın Lolita’ya bir başka metinsel itirazı da “umutsuzluk”la ilgilidir bence. Lolita umutlu bitmez, geride kalan, hiçlikten başka bir şey değildir. Peri’de ise yazar, kahramanının gelecek günlerine dair bir umut ışıltısı bırakmıştır diyebilirim.
Peri’de on iki yaşındaki bir kızın yaşadığı acılar ve utanç yıllar boyunca sürüyor; derin izler bırakıyor. Maruz kaldığı kötülük yaşamını çalıyor, hayallerini yıkıyor ve Peri, derin bir suskunluğa gömülüyor. Her şey, Kaan’ın kendi sezgi, düşünce, yorum ve gözlemleriyle ulaştığı gerçeklere ve Peri’nin yıllarca yaşadığı kederi, acıyı, utancı ve hayata uyum sağlama çabalarını içtenlikle dile getirmesi üzerinde temelleniyor. Anlatıcıların seslerini yakından duyuyor, onların, özellikle Peri’nin iç dünyasına derinden nüfuz edebiliyoruz. Anımsamalar, çağrışımlar ve iç konuşmalar aracılığıyla Peri’nin ve Kaan’ın içindeki ruhsal karmaşaya tanık oluyoruz.
Sonuçta Peri, metinlerarası ilişki, eleştirel yaklaşım; bir metne, ona paralel yeni bir metinle eleştirel bir yanıt verme ve itirazda bulunma açısından hayli başarılı olan; okuru, insanın içindeki karanlığı düşünmeye ve sorgulamaya çağıran; ilgiyle, merakla okunan sarsıcı bir roman. Menekşe Toprak, kadın ve çocukları ön plana alan, eril failliğin kötülüğünü, tekinsizliğini ve ürkütücü karanlığını vurgulayan Peri ile, dillendirilmesi zor bir konunun ve üzeri suskunlukla örtülen bir tabunun üstesinden gelmeyi başarıyor.