Cezaevlerinde işkence ve tecrit varmış.
İç Anadolu Bölgesi’ndeki 16 cezaevi için rapor: İşkence, ince arama, tecrit…
öhd ankara şubesi, i̇ç anadolu'daki 16 cezaevinde incelemeler yaptı; raporda işkence, tecrit ve ince arama gibi hak ihlallerinin yaşandığı belirtildi.
öhd ankara şubesi, i̇ç anadolu bölgesi’nde bulunan 16 farklı cezaevinde gerçekleştirdikleri ziyaretler kapsamında açıkladıkları altı aylık cezaevi hak ihlalleri raporunda, tutsakların temel hakları dahi ihlal edildiğine dikkat çekildi özgürlük i̇çin hukukçular derneği (öhd) ankara şubesi hapishane komisyonu, i̇ç anadolu bölgesi’nde bulunan 16 farklı cezaevinde gerçekleştirdikleri ziyaretleri, tutsak aileleriyle görüşme ve yazılı başvurular sonucunda hazırladıkları 6 […].
ÖHD Ankara Şubesi, İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan 16 farklı cezaevinde gerçekleştirdikleri ziyaretler kapsamında açıkladıkları altı aylık cezaevi hak ihlalleri raporunda, tutsakların temel hakları dahi ihlal edildiğine dikkat çekildi
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi Hapishane Komisyonu, İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan 16 farklı cezaevinde gerçekleştirdikleri ziyaretleri, tutsak aileleriyle görüşme ve yazılı başvurular sonucunda hazırladıkları 6 aylık hak ihlalleri raporunu dernek binasında yaptıkları basın toplantısıyla açıkladı. Basın metnini, ÖHD Ankara Hapishane Komisyonu’ndan Berfin Babaoğlu okudu.
Raporun, Türkiye cezaevlerinde ağır, yaygın ve sistematik hak ihlallerinin sürdüğünü bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Berfin Babaoğlu, “Afyon, Bolvadin, Çorum, Sungurlu, Eskişehir, Karabük, Kırıkkale, Kırşehir, Sincan ve Yozgat’ta bulunan farklı tipteki ceza infaz kurumlarında yaşanan ihlaller belgelenmiştir” dedi.
İdare ve Gözlem Kurulları’nın tutsakları düşünce ve kanaatlerini sorgulayan adeta ikinci bir mahkeme gibi işlev gördüğüne dikkat çeken Berfin Babaoğlu, “Pişmanlık” dayatmasını kabul etmeyen tutsakların şartlı tahliyelerinin üç aydan bir yıla kadar soyut ve hukuka aykırı gerekçelerle ertelendiğini kaydetti. Berfin Babaoğlu, “İnfazlar çok kitap okuma, selam vermeme veya ‘toplumla bütünleşmeye uygun olmama’ gibi keyfi değerlendirmelerle uzatılmaktadır. Yine bazı hapishanelerde mahpuslar sadece kurum psikoloğu ile görüştürülmekte, çoğu zaman kurula bile çıkarılmamaktadır. İç Anadolu’daki neredeyse tüm hapishanelerde onlarca mahpusun infazı defalarca uzatılmıştır” dedi.
Hastane ve revir sevklerinin “personel ve ring aracı yetersizliği” gerekçesiyle aylarca geciktirildiği veya iptal edildiğine dikkat çeken Berfin Babaoğlu, “Sevkler 8-12 ay, diş randevuları 6-8 ay, fizik tedavi sevkleri ise 1-1,5 yıl gecikmektedir. Kalp hastalıkları, kanser, şarapnel yaraları ve ortopedik engelleri bulunan çok sayıda ağır hasta mahpusun tedavisi aksatılmakta, orijinal ilaçlarına erişimleri engellenerek muadil ilaç dayatılmaktadır. Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde vücudunda 10 yıldır şarapnel parçaları bulunan bir mahpusun nefes darlığı ağırlaşmasına rağmen tedavisi yaptırılmamış; enfeksiyon tespit edilen sürgün bir mahpusun tedavisi ağız içi arama dayatması nedeniyle engellenmiştir” diye konuştu.
Hastane sevklerinde ve kurum girişlerinde dayatılan ağız içi arama ve kelepçeli muayene uygulamalarının, tedaviye erişimin önünde sistematik bir bariyer haline geldiğini kaydeden Berfin Babaoğlu, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde üç tutsağın gardiyanlar tarafından yerde sürüklenerek süngerli odaya götürüldüğü, elbiselerinin yırtılarak çıkarıldığını tespit ettiklerine rağmen açılan suç duyurularının sonuçsuz kaldığını söyledi.
Berfin Babaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne sürgün edilen bir mahpus, çıplak arama dayatmasına direnmesi üzerine kaba dayağa maruz kalmış ve 32 gün mevzuata aykırı biçimde gözlem odasında tutulmuştur. Gece saatlerinde yapılan baskın aramalar, ışık yakıp söndürme suretiyle uygulanan uyku işkencesi ve provokatif muameleler raporun tüm bölgesinde tekrarlanan bir örüntü olarak tespit edilmiştir. Kırşehir S Tipi Hapishanesi’nde adli mahpuslara yönelik ağır kötü muamele sonucu çok sayıda intihar vakası yaşandığı, bir mahpusun ise bileklerini keserek yaşamını yitirdiği bildirilmiştir. Onur kırıcı muamele mahpus yakınlarına da keyfi bir biçimde uygulanmaktadır. Ziyarete gelen mahpus yakınlarına ince arama adı altında çıplak aramaya varan aramalar yapılmaktadır.”
Mevzuatta tanınan sohbet, spor, atölye ve kurs gibi sosyal hakların birçok kurumda ya tamamen yasaklandığını ya da “hoca/personel yokluğu” iddiasıyla fiilen kullandırılmadığını söyleyen Berfin Babaoğlu, tutsakların dört yılı aşkın süredir tek kişilik hücrelerde tutulduğunu ve günde yalnızca bir saat havalandırmaya çıkarıldığını aktardı. Özellikle Yüksek Güvenlikli Kapalı (YGC) ve S Tipi hapishanelerinin hem mimari yapıları hem de uygulanan infaz rejimleri itibarıyla sistematik bir tecrit modeli üzerine kurulu olduğunu söyleyen Berfin Babaoğlu, tutsakların koğuş dışındaki diğer tutsaklarla neredeyse hiçbir araya gelmediğini, tek kişilik veya küçük gruplu hücrelerde yıllarca dış dünyadan ve birbirlerinden izole tutulduğunu ifade etti. Bu tablonun geçici bir uygulamanın ötesinde kurumların fiziki tasarımı ile infaz mevzuatının birlikte ürettiği kalıcı ve yapısal bir tecrit rejimi olduğunu söyleyen Berfin Babaoğlu, bu durumun tutsakların ruhsal bütünlüğü üzerinde telafisi güç sonuçlar doğurduğunu söyledi.
‘İmralı’ya gönderilen mektuplar engelleniyor’
Kürtçe yazıların “tercüman yokluğu” bahanesiyle aylarca bekletildiğini ya da teslim edilmediğini söyleyen Berfin Babaoğlu, “Pek çok hapishanede idare, kurumda Kürtçe bilen personel bulunmadığını gerekçe göstererek Kürtçe mektupların işleme alınmasını fiilen engellemekte, tercüman temin edilmesini ise ücretinin mahpuslarca karşılanması şartına bağlamaktadır; bu uygulama anadilde haberleşme hakkını parasal bir ayrıcalığa dönüştürmekte, Kürtçe savunma yapılmasına dahi izin verilmemektedir. Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde Kürtçe yazılan ve özellikle İmralı Adası’na gönderilen mektuplar ‘sakıncalı’ bulunarak keyfi biçimde iletilmemekte, aynı keyfi uygulama Afyon T Tipi Hapishanesi’nde de tekrarlanmaktadır. Yozgat 2 No’lu T Tipi Hapishanesi’nde mektup okuma birimi, içeriğinde belirli siyasi ve coğrafi kelimeler geçen yazışmaları aylarca incelemede tutmakta; hapishane içindeki bir koğuştan diğerine gönderilen bir mektup dahi ancak 6 ay sonra ulaştırılabilmektedir. ‘Tercüman yokluğu’ ve ‘sakınca’ gibi muğlak, denetlenemez ve keyfi biçimde uygulanan gerekçeler, anadilde iletişim ve savunma hakkını fiilen ortadan kaldıran birer araca dönüştürülmüştür. Bunlara ek olarak Yeni Yaşam, Evrensel, BirGün ve İlke TV gibi yayın ve kanallara erişim sistematik biçimde engellenmekte, hücrelerde bulundurulabilecek kitap sayısına keyfi sınırlamalar getirilmektedir” diye belirtti.
Kırşehir Yüksek Güvenlikli ve S Tipi cezaevlerinde suyun ham petrol renginde, paslı ve kirli aktığını, tutsakların vücutlarında yaralar oluştuğunu tespit ettiklerini aktaran Berfin Babaoğlu, “Sıcak ve soğuk suya erişim günde birkaç saatle sınırlandırılmakta, temizlik malzemesi dahi idare tarafından sağlanmamaktadır. Yemeklerin besin değerinden yoksun olması nedeniyle mahpuslar temel beslenme ihtiyaçlarını kantinden ücretli olarak karşılamak zorunda bırakılmaktadır. Ağız içi arama dayatmaları, kelepçeli muayene, darp iddiaları, ring araçlarında saatlerce kelepçeli bekletilme ve gece baskın aramaları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamında işkence ve insanlık dışı muamele yasağının açık ihlalidir” sözlerini kullandı.
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine karşı tutsakların ve avukatlar aracılığıyla İnfaz Hakimlikleri’ne ve Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılan başvuruların hukuka uygunluğunun tartışılmadığı, yargı mercilerinin idarenin kararlarını birer onay makamı gibi onadığını aktaran Berfin Babaoğlu, “Hapishaneler hukukun askıya alındığı alanlar değildir; mahpusların insan onurundan ve temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
Berfîn Babaoğlu başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm idare ve yargı yetkililerini şu adımları atma çağrısında bulundu: