Ekip ruhu insandan kurulmuş.
“İnsana Dokunan Ekip Yönetimi”
reklam ve medya dünyasında hızla dönüşen iş akışlarında yapay zekâya rağmen ekip ruhunun insanla kurulduğu vurgulanıyor.
reklam ve medya dünyası hızla dönüşürken, ekip yönetiminin özü hâlâ aynı sorunun etrafında şekilleniyor: i̇nsan odaklı kalmayı başarabiliyor muyuz? occ group head, client & new biz & trading’i barış yalçıner, campaign türkiye için kaleme aldığı bu yazıda; yapay zekânın gündelik iş akışlarına nasıl dahil olduğunu, ancak ekip ruhunun neden hâlâ insanla kurulduğunu kendi deneyimleri üzerinden […] the post “i̇nsana dokunan ekip yönetimi” appeared first on campaign türkiye .
Reklam ve medya dünyası hızla dönüşürken, ekip yönetiminin özü hâlâ aynı sorunun etrafında şekilleniyor: İnsan odaklı kalmayı başarabiliyor muyuz?
OCC Group Head, Client & New Biz & Trading’i Barış Yalçıner, Campaign Türkiye için kaleme aldığı bu yazıda; yapay zekânın gündelik iş akışlarına nasıl dahil olduğunu, ancak ekip ruhunun neden hâlâ insanla kurulduğunu kendi deneyimleri üzerinden anlatıyor.
“İnsana Dokunan Ekip Yönetimi”, teknolojinin hız kazandırdığı bir dünyada liderliğin asıl değerinin nerede başladığını hatırlatan; verimlilikten çok insan ilişkilerine, otomasyondan çok güvene odaklanan samimi ve içgörülü bir bakış sunuyor.
Bu sektörde uzun yıllar geçirdim. Medya planları çizelgelerle yapılır, rezervasyonlar faxla gönderilir, telefonla teyit edilirdi; ofise gelen ilk CD writer bir devrimdi. Bugün toplantı masasına baktığımda ise sandalyesi olmayan ama her toplantıda hazır bulunan bir “kişi” daha görüyorum: yapay zeka. Onu ekibin yeni üyesi saymıyorum, baştan söyleyeyim. Ekip olmak benim gözümde sorumluluk almak, birlikte yorulmak, birbirinden öğrenmek demek. Büyük bir sunumun arifesinde hep beraber ekranın başında kalıp sabaha karşı gülüşebilmek demek. Yapay zeka bunların hiçbirini yapamıyor. Ama şunu da inkar edemem: hayatımda gördüğüm en çalışkan, en sabırlı asistan o. Ne yorulur, ne alınır, ne de “bu iş yine mi bana kaldı” der.
Medya dünyasında zamanla yarışmak işin doğası. Aynı anda birkaç markanın planı yürür; bir sunum müşteri onayı bekler, bir plan mecra onayına takılmıştır, yayın tarihi yaklaşan işler kapıdadır. Bir yanda müşteri, öbür yanda yayıncılar, ajans içi trafik, her gün değişen veriler. Bu tempoda günün büyük bölümü, dürüst olalım, kimseye heyecan vermeyen işlerle geçiyor: toplantı notları, mecra araştırmaları, rekabet raporları, ilk sunum taslakları, rapor özetleri.
Eskiden bunlar saatlerimizi, bazen akşamlarımızı yiyip bitirirdi. Hatta büyük sunumlardan önce gece geç saatlere kadar araştırma raporları, sektör makaleleri ve global örnekler arasında dolaştığımız çok olurdu. Şimdi ilk araştırmayı yapay zeka bizim için derleyip toparlıyor. Biz ise o zamanı farklı kaynaklar arasında kaybolmak yerine, sunumun hikayesini birlikte tartışmaya ve gerçekten fark yaratacak içgörüyü geliştirmeye ayırabiliyoruz. Ama asıl kazanç işin hızlanması değil bence. Asıl kazanç, bize yeniden düşünmeye, birlikte üretmeye ve ekip arkadaşlarıma gerçekten zaman ayırmaya fırsat vermesi.
Çünkü yöneticilik hiçbir zaman sadece işleri takip etmek olmadı. Gün sonunda ekip arkadaşlarımla iki kelime konuşacak vaktim kalmıyorsa, birinin motivasyonunun neden düştüğünü göremiyorsam, genç bir arkadaşımın önünü açamıyorsam, ne kadar verimli; çalıştığımızın bir anlamı yok. Raporlar kusursuz olabilir; ama ekip yorgunsa, kırgınsa, o raporlar kimseyi kurtarmaz. Yapay zeka bana tam burada nefes aldırıyor. Sabah müşteri toplantısından çıkıyorum, notları ona bırakıyorum; ben o sırada ekipten biriyle kahve içip yeni projeyi konuşuyorum. Yeni bir sunum hazırlanırken o ilk taslağı hazırlıyor; ama hangi içgörünün gerçekten kıymetli olduğuna hala masa başında, tartışarak, bazen sesimizi yükselterek biz karar veriyoruz. Bir medya planını ya da sunum taslağını artık sıfırdan hazırlamıyoruz. Yapay zekanın oluşturduğu ilk çerçeveyi birlikte geliştiriyor, markaya gerçekten değer katacak hale yine ekip olarak biz getiriyoruz. Bir plan için onlarca mecra kombinasyonu, onlarca senaryo sıralayabiliyor; ama hangi planın markaya yakıştığını, hangi mecranın o markanın duruşuna uyduğunu yine insan seziyor. Çünkü rakamlar çok şey söyler ama her şeyi söylemez. Bazen iki medya planı rakamsal olarak birbirine çok yakın görünüyor. Ama markanın geçmiş iletişimini, müşterinin risk iştahını ya da o toplantıdaki ruh halini bildiğiniz için üçüncü bir yolu seçiyorsunuz. O karar çoğu zaman Excel’de görünmüyor ama kampanyanın kaderini değiştirebiliyor.
İşin sonunda şunu fark ettim: Eskiden günümün büyük kısmı işleri yetiştirmekle geçiyordu. Şimdi aynı zamanı ekip arkadaşlarımın gelişimine ayırabiliyorum. Yapay zekanın bana kattığı en büyük değer de bu.
İşin felsefesi güzel de, gün içinde bir karşılığı yoksa lafta kalıyor. Zamanla birkaç alışkanlık edindim. Her hafta ekipteki herkesle en az on beş dakika baş başa oturmaya çalışıyorum. Bu görüşmelerde çoğu zaman iş konuşmuyoruz. O hafta nasıl hissettiğini, neyin zorladığını, neyin heyecanlandırdığını konuşuyoruz. Yapay zeka isterse toplantıdan önce geçen haftanın kusursuz bir özetini çıkarsın; o on beş dakikalık sohbeti kimseye devredemem.
Delegasyon anlayışım da değişti. İşi kime vereceğime karar verirken artık sadece kim müsait diye bakmıyorum;kimin hangi kası geliştirmek istediğine bakıyorum. Yapay zekanın hazırladığı ilk taslakları bilerek gelişmesini istediğim arkadaşıma veriyorum ve tek bir şey istiyorum: Bunu kendi sesinle yeniden yaz. İş hızlanıyor, evet; ama daha önemlisi, o taslak gerçek bir öğrenme fırsatına dönüşüyor.
Bir şey daha fark ettim ve itiraf edeyim, beni şaşırttı: Yapay zeka kullanmaya başladığımızdan beri ekip içinde daha az değil, daha çok konuşuyoruz. Rapor hazırlamaya ayırdığımız saatler azaldıkça fikir tartışmaya ayırdığımız saatler arttı. Daha çok geri bildirim veriyoruz, daha çok birlikte düşünüyoruz. Teknolojinin gerçek değeri de galiba tam burada saklı: insanları birbirinden uzaklaştırdığında değil, birbirine yaklaştırdığında.
Çünkü medya işi, ne kadar veri konuşursak konuşalım, hala bir insan işi. Bir brief’i gerçekten anlamak, müşterinin söylemediği endişeyi sezmek, bir planın hayatın içinde nasıl karşılık bulacağını öngörmek ve ekipten birinin iyiyim derken aslında iyi olmadığını gözlerinden okumak… Bunların hiçbirini bir makineye devredemeyiz. Önümüzdeki yıllarda çok daha güçlü teknolojiler göreceğiz. Ama ekip yönetiminin özü değişmeyecek. İnsanlar kusursuz hazırlanmış sunumları unutur; ama kendilerine güvenen, onları gerçekten dinleyen yöneticiyi unutmazlar. Ben yıllar önce bana güvenen yöneticilerimi hala hatırlıyorum, sunumlarını değil.
Bu yüzden yapay zekayı bir yönetim aracı olarak değil, bir destek aracı olarak görüyorum. Bana hız kazandırıyor, düzen sağlıyor, tekrar eden yükleri sırtımdan alıyor. Ama ekibimin güvenini kazanmak, onları büyütmek, doğru zamanda doğru soruyu sormak ve gerektiğinde sorumluluğu üstlenmek hala benim işim. İyi ki de öyle.
Geleceğin başarılı ekipleri, insanla yapay zeka arasında seçim yapan ekipler olmayacak. Teknolojiyi akıllıca kullanan ama insanı hiçbir zaman merkezden çıkarmayan ekipler olacak. Çünkü sonuçta hepimiz duygularıyla karar veren, duygularıyla bağ kuran varlıklarız. Teknoloji değişecek. Araçlar değişecek. Ama insanı gerçekten anlayan yöneticilere her zaman ihtiyaç olacak.
Barış Yalçıner OCC Group Head, Client & New Biz & Trading | OCC Group
The post “İnsana Dokunan Ekip Yönetimi” appeared first on Campaign Türkiye.