Not tutmak zihni boşaltıyormuş.
Joan Didion’dan Not Tutmanın Gücü
yazar dilan günaçtı, joan didion'a göre not tutmanın zihni meşgul eden düşünceleri somutlaştırma ve duyguları anlamlandırma gücünü yazdı.
yazan: di̇lan günaçti yapılacaklar listesinden sabah sayfalarına, günlük niyetlerden şükür duyduğumuz anlara kadar hepimiz zaman zaman not tutuyoruz. kimimiz için bu, zihnimizi meşgul eden düşünceleri daha somut hale getirmenin bir yolu. kimimiz içinse yoğun duyguları dışa vurabildiğimiz, böylece onlara anlam verdiğimiz bir yöntem. joan didion’a göre not tutmak, bunların da ötesinde bir anlam taşıyor. son […] the post joan didion’dan not tutmanın gücü appeared first on live to bloom .
Yapılacaklar listesinden sabah sayfalarına, günlük niyetlerden şükür duyduğumuz anlara kadar hepimiz zaman zaman not tutuyoruz. Kimimiz için bu, zihnimizi meşgul eden düşünceleri daha somut hale getirmenin bir yolu. Kimimiz içinse yoğun duyguları dışa vurabildiğimiz, böylece onlara anlam verdiğimiz bir yöntem. Joan Didion’a göre not tutmak, bunların da ötesinde bir anlam taşıyor. Son derece kişisel görünen bu eylemi sorgularken, düşüncelerimizi, gözlemlerimizi ve duygularımızı biriktirdiğimiz bu alanın bize neler sunabileceğine birlikte göz atalım.
Not defteri tutmak üzerine
Joan Didion, akıcı dili, güçlü gözlem yeteneği ve içten anlatımıyla hem kendi iç dünyasına hem de yaşadığı dönemin ruhuna etkileyici bir pencere açan gazeteci ve yazarlardandır. Denemelerinde kendi yazma alışkanlıklarına sıkça yer verir; böylece hem son derece kişisel hem de toplumsal anlam taşıyan bu eylemin büyüsüne ışık tutar.
Didion’un denemelerinden “On Keeping a Notebook” tam olarak bu konuyu işlediği yazılarındandır. Ona göre kendimize dair tuttuğumuz notlar, bugün sıradan görünen bir gözlemi ya da duyguyu yıllar sonra yeniden ziyaret etmemizi sağlar. Böylece yazma eylemi hem geçmişimizi hem de o dönemki benliğimizi anlamlandırmanın anahtarlarından birine dönüşür.
Neden yazarız?
Didion, On Keeping a Notebook‘ta not tutmanın hiçbir zaman yaşadıklarını birebir aktarmaya yönelik bir kayıt yöntemi olmadığını söyler. Hatta her gün başına gelenleri düzenli olarak yazmayı başaramadığını ve bunu bilinçli olarak denediğinde bile oldukça sıkıcı bulduğunu itiraf eder. Yaşadığı bir olayı yazıya döktüğünde ise bunun somut gerçekleri yansıtmaktan çok, o anki ruh halini yansıttığını fark eder. Tam da bu noktada, onun için not tutmanın asıl amacının yaşananları kaydetmek değil, kendimiz olmanın nasıl hissettirdiğini kayıt altına almak olduğunu keşfeder.
“Yeterince gör ve yaz, diye kendi kendime söylüyorum. Ve sonra bir sabah dünya bütün sürprizlerden arınmış gibi göründüğünde, bir gün sadece yapmam gerekeni, yani yazmayı, mekanik olarak yaptığımda, o iflas etmiş sabah defterimi açacağım ve her şey orada olacak; birikmiş faiziyle unutulmuş bir hesap, dış dünyaya geri dönüş için ödenmiş bir geçiş….”
Yeniden hatırlamak için bir fırsat
Birçoğumuz hayatlarımızı farkında olmadan başkalarının hikayelerine odaklanarak geçiriyoruz. Kendimizden, gözlemlerimizden ve iç dünyamızdan söz etmek yalnızca çocukken ya da yaşlandığımızda hoş görülüyor. Onun dışındaki zamanlarda ise ilgimizi sürekli başkalarına çevirmemiz bekleniyor. Oysa not defterlerimiz, etrafımızda olup bitenleri en şeffaf, en filtresiz ve en kendimiz olarak kaydedebildiğimiz sayılı alanlardan. Bu yüzden de kişiliğimizin ve hayatımızın bir döneminin en dürüst aynalarından biri.
Zamanında asla unutmayacağımızı düşündüğümüz pek çok şeyi unutuyoruz. Sevdiklerimizi, kırıldığımız anları, uğruna ağladığımız olayları ya da hayatımıza dokunmuş insanları… Buna geçmişteki kendimiz de dahil. On beş yaşındaki halimiz, yirmili yaşlarımızda hayata nasıl baktığımız, dünyayı nasıl algıladığımız ve zaman içinde geçirdiğimiz tüm dönüşümler hafızamızdan siliniyor. Bir not defteri tutmak ise bize bütün bunları yeniden hatırlama fırsatı veriyor. Geçmişteki kendimizle bağ kurmanın, değişimimizi görebilmenin ve tüm evrelerimizle iletişimde kalabilmenin en samimi yollarından biri haline geliyor.
Dijital çağda not tutmanın değeri
Her şeyin teknolojiyle iç içe geçtiği günümüzde, elimize kalem alıp birkaç satır yazmak bile geride kalan bir alışkanlığa dönüştü. Çocukluğumuzdan kalan fotoğraf albümleri yerini telefonlarımızın ve dijital arşivlerimizin hafızasına bıraktı. Bize kendimizi hatırlatacak, yıllar sonra dönüp dokunabileceğimiz somut izlerin giderek azalması, sanki kendi yolculuğumuzu da kaybediyormuşuz hissi yaratıyor. Her şey o kadar hızlı değişiyor ki bazen hayatta hiçbir iz bırakmamışız gibi hissediyoruz. Oysa bir not defteri, tıpkı eski bir fotoğraf karesi gibi yıllar sonra geri dönebileceğimiz sessiz bir tanık olarak kalıyor.
Hislerimizi ve düşüncelerimizi kağıda dökmek, beynimizden elimize uzanan bir komut zinciri oluşturarak düşündüklerimizi işlememize ve sindirmemize de yardımcı oluyor. Zihnimizdekileri somutlaştırıyor, onları cümlelere dönüştürüyor ve bu süreçte onlara yeni anlamlar yüklüyoruz. Bu yönüyle bir deftere yazmak, telefonumuzun notlar uygulamasına birkaç satır ekleyip zamanla onları unutmaktan çok daha farklı bir deneyim sunuyor. Yazılan her sayfa, yalnızca bir not değil; gelecekteki kendimize bırakılmış küçük bir iz haline geliyor.
Günlük yaşamda not tutma alışkanlığı edinmek
Not tutmak son derece kişisel bir alışkanlık olduğu için bunu nasıl edineceğimiz de kişiden kişiye değişiyor. Başlamanın en kolay yolu ise yanımızda her zaman bir defter ve kalem bulundurmak. Düşünceleri kağıda geçirmenin doğru ya da yanlış bir yolu yok; önemli olan, bize en doğal gelen yöntemi keşfetmek. Bir kafede oturup birini beklerken telefonumuza uzanmak yerine birkaç cümle karalamak, gezdiğimiz bir yer hakkındaki ilk izlenimlerimizi yazmak, beğendiğimiz bir tarifi not almak ya da bir arkadaşımızın bize söylediği ve unutmak istemediğimiz bir iltifatı kaydetmek… Bunların hiçbirinin dışarıdan bakıldığında anlamlı görünmesi ya da bir anı kitabı gibi kusursuz bir akışa sahip olması gerekmiyor. Asıl amaç, bize bir şey hissettiren anları ve düşünceleri kişisel bir arşivde biriktirmek. Özellikle yaratıcı bir alanda çalışan ve düzenli olarak üretim yapan kişiler için ise bu arşiv zamanla ilham veren güçlü bir kaynağa dönüşüyor.
The post Joan Didion’dan Not Tutmanın Gücü appeared first on Live to Bloom.