Roman ödül almış, çok satmış.
Kambur romanı çok satmış, okur yeni baskıyı bekliyormuş
esra kahya'nın ödüllü romanı kambur, çıktığı gibi tükenmiş, okurlar yıllarca yeni baskısını beklemiş.
esra kahya, bir i̇ntihar çok ölüm alt başlıklı kambur romanı ile 2021 yılında ahmet hamdi tanpınar roman ödülü ‘nü alarak edebiyat dünyasına sağlam bir giriş yaptı. baskısı hızlıca tükenen kambur, okurdan okura fısıltı halinde yayılan tavsiyelerle elden ele dolaştı ve okur, romanın yeni baskısını yıllarca bekledi. geçen süreçte benim rüyalarım hep çıkar adlı bir öykü […].
Esra Kahya, Bir İntihar Çok Ölüm alt başlıklı Kambur romanı ile 2021 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü ‘nü alarak edebiyat dünyasına sağlam bir giriş yaptı. Baskısı hızlıca tükenen Kambur, okurdan okura fısıltı halinde yayılan tavsiyelerle elden ele dolaştı ve okur, romanın yeni baskısını yıllarca bekledi. Geçen süreçte Benim Rüyalarım Hep Çıkar adlı bir öykü kitabı ve Tepsideki Melek adlı bir romanı yayımlanan Esra Kahya’nın Kambur’u, kendi sesini tamamen bulmuş yazar sesiyle revize edilmiş olarak geçtiğimiz ay “Bir İntihar Çok Ölüm” adıyla raflarda yerini aldı.[1]
Romanda Birinci Kitap başlığı altında “Tabuttan sesler solosu, Solgun bir gül oluyor dokununca, Gizle sarmaş dolaş, İsmiyle müsemma ya da düştüysem sen ittin, Herkes yoluna veya üç kadın son sahne” adlarını taşıyan beş bölüm bulunuyor. İkinci Kitap başlığıyla romana yeni eklenen kısımda ise “Çekirgenin üçüncü sıçrayışı, İş bu vesika iç cepte bulunmuştur, Yüzünde gemiler yüzdüren bir kadın için, Sana çirkin dediler” adlarını taşıyan dört bölüm mevcut. Birinci Kitap’ta kadın karakterlerin sesi hâkimken romana yeni dahil edilen İkinci Kitap’ta erkek karakterlerin sesini duyuyoruz.
Bir İntihar Çok Ölüm, kambur olarak doğmuş romanın diğer karakterleri Müsemma, Turgut, Meskûr, Neriman, Nazenin, Rasim, Faruk Nafiz kendi sevdaları peşinde koşarlarken hayatı boyunca bir insana uygulanabilecek en büyük ceza olan sevgisizlikle, tek başına saklambaç oynayacak kadar yalnız bırakılmakla sınanmış Acibe’nin romanıdır. Öğrendiği sırlar yüzünden büyük bir intikam duygusu ile bu dünyaya veda etmesinin romanıdır.
Roman edebiyat tarihine girebilecek kadar sarsıcı şu cümlelerle başlar:
Ben dün gece kendi isteğimle öldüm. Otuz beş yıl süren bir kabustan uyanmak için bunu yapmak zorundaydım ve yaptım. Pişman mıyım? Belki biraz… Yaşayan her insan kadar pişman ve ölen her insan kadar eksik işte. (s.7)
Giriş cümlesinden de anlaşılacağı üzere Acibe’nin ruhu roman boyunca bizimledir. Bir İntihar Çok Ölüm‘de aynı Marquez’in Kırmızı Pazartesi’sinde olduğu gibi okur daha ilk sayfadan romanın sonunu bilir. Esra Kahya’nın başarısı bu sona adım adım yaklaşırken okurun merak duygusunu Latin Amerika edebiyatından alışık olduğumuz büyülü gerçeklik anlayışının sınırlarında dolaşarak diri tutmasındadır. Acibe’nin ruhu yeri gelir tabutu başındaki küçük bir kız tarafından hissedilir, yeri gelir Nazenin bir perdenin ardından onu hisseder, finalde ise okuru sürpriz bir son beklemektedir.
Tıpta kifoz olarak adlandırılan kambur, romanda bu gerçek anlamının dışında “dert, sıkıntı, taşınması zor yük” anlamları ile metafor olarak da kullanılmıştır. Adının anlamı gibi acayip bir görüntü ile dünyaya gelen Acibe’nin kamburu annesi Müsemma’nın da kamburu olur. Müsemma, Acibe’yi hiçbir zaman evladı gibi hissetmez. Onu kendisine yakıştıramaz. Neredeyse romandaki tüm karakterlerin kimi zaman kızdığımız kimi zaman hak verdiğimiz kimi zaman iç hesaplaşmalarına şahit olduğumuz kamburları vardır. Örneğin; Nazenin de Acibe gibi anne sevgisinden yoksun büyümüş, ilgi eksikliği ona hayatında bambaşka bir rota çizdirmiştir. Anne olmayı fizyolojisi bile reddeder. Faruk Nafiz ise Acibe’yi görmediği için kendince haklı sebeplere sığınır ama sonradan onu büyük bir iç muhasebesi yaparken buluruz. Turgut’un dava ile aşk arasında kalışı, Meskûr’un beklediği edebî çıkışı yapamaması ile alkole sığınışı romandaki diğer karakterlerin kamburlarındandır.
Romanda dikkat çeken yönlerinden biri yazarın gözlem yeteneğidir. Cenaze ritüellerini çok iyi bilen Esra Kahya’nın gözlemlerini okura gerçekçi bir biçimde aktardığını söyleyebiliriz. Ölüm ritüellerini belirleyen en önemli olgu “din”dir. Her ne kadar Ayvaz ailesinin yaşam tarzı dinlerinin gerektirdiği şekilde olmasa da romanda cenaze prosedürü sosyolojik açıdan toplumun değerlerine ters düşmeyecek şekilde gerçekleşir. Tabii bunda komşularının mahalle imamı Muhsin Hoca ve eşi Mukadder Hanım olmasının etkisi büyüktür. İlahî dinlerde her ne kadar intihar eylemi hoş karşılanmasa da Acibe’nin toplumca kusur olarak görülen kamburu hafifletici bir sebep olarak görülür. Cenaze evinde okutulan Kur’an, kavrulan ve gelenlere ikram edilen helva, cenazede dağıtılanlar, cenaze töreninin dinî vecibelere uygun olarak gerçekleştirilmesi yazarın gözlem gücünün başarılı yansımalarıdır. Yazar, evlenmemiş kadınların tabutu üstüne gelinlik koyma geleneği bile romanda bir parodi unsuru olarak kullansa da es geçmemiştir.
Bir İntihar Çok Ölüm anlatımın zenginliği ile de dikkat çeker. Romanın birçok yerinde bilinç akışının yetkin örneklerini okuruz. Yazar, bazı bölümlerde karakterlerin zihninden geçenleri kısa cümlelerle aktarmış, zaman zaman durumun gereğine uygun kopuk bir anlatımı yeğlemiştir. Yansıma sözcükler yazarın gösterme tekniğindeki başarısını artıran yardımcı unsurlardandır. Mektup ve günlük formunun yer aldığı bölümlerde iç monologtan bilinç akışına kayan anlatımın yanı sıra edebî lezzetine doyum olmayacak uzun cümleler de anlatma tekniğinin eşlikçisi olarak yer almıştır. Ayrıca epigrafların dışında Meskûr Bey’in şiirleri olarak okuduğumuz şiirlerin Esra Kahya’nın kaleminden çıktığını ifade etmeye gerek yoktur sanırım:
Ve topraksız gömecekler kuzum beni.(s. 56 )
Ah Neri, görüyor musun sana da, kızıma da hasret gideceğim.
Kıytırık bir siroz yüzünden öleceğim Neri öleceğim… (s.180)
Yazarın Kambur’u revize ettiğini, Bir İntihar Çok Ölüm’e yeni bölümler eklediğini belirtmiştim. Bir İntihar Çok Ölüm’de yazarın metin içinde gerek Tepsideki Melek romanının adına yer vermesi gerekse Güliş’in anneannesi Zehra Hanım ile Müsemma Hanım arasında yaşanan krizden iki romanda da bahsetmesi metinler arasılık bağlamında iki romanın birbirine selamı olarak okunmalıdır.
Esra Kahya, yazarlık kariyerinde manevi destekleriyle yanında olan yazarları eserlerinde bir vefa borcu olarak anmadan geçmiyor. “Fuat, Ethem ve Fırat” [2] Meskûr Bey’in edebiyat söyleşileri yaptığı dostları olarak bu romanında da yer buluyor.
Sırlarıyla, isimleri kaderleri olan karakterleriyle, bu karakterlerin iç dünyalarını, yaşadıklarını ve yaşattıklarını merak duygusu hiç azalmayacak şekilde okura aktarmasıyla öne çıkan bir roman Bir İntihar Çok Ölüm. Geleneksel ve modern anlatımın iç içe geçtiği, olay örgüsündeki bağlantıları güçlü, artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim “Esra Kahyaca” bir dille estetik bir şölen diyebiliriz roman için. Kamburluk, insanın fiziksel kusuru mudur yoksa düşüncelerin sığlığı mıdır asıl kamburluk? Bizlere roman boyunca bu soruları sordurtan edebiyatımıza “ölümsüz” bir karakter olarak adını yazdıracağını düşündüğüm Acibe artık okuruna emanet.
[1] Esra Kahya, Bir İntihar Çok Ölüm, İletişim Yayınları, İstanbul, 2026.
[2] Fuat’ın Fuat Sevimay’ı, Ethem’in Ethem Baran’ı, Fırat’ın da M. Fırat Pürselim’i bir yad ediş olduğunu söyleyebiliriz.