Eski usul tahta kapaklar geri gelmiş.
Köy evine tahta kapak yaptırıldı
köydeki evine üç küçük pencere için tahta kapak yaptıran vatandaş, eski usul çözümleri tercih etti.
köydeki evin üç küçük penceresine “tahta kapak” yaptırayım dedim.
YAZI İÇİN TIKLAYIN
Köydeki evin üç küçük penceresine “tahta kapak” yaptırayım dedim.
Şehre dönerken kapatıp gidiyorsun hani, bir de eve giren güneş fazla geldiği zaman örtüyorsun.
Fiyat almak için bizim muhtardan ricacı oldum.
“Tanıdık işi”, 28 bin lira fiyat çekmiş marangoz efendi.
Üstelik burası Kastamonu, evliyalar ve ormanlar diyarı!
Başka ustalara sorsan, kaç usta var ki memlekette!
Buralarda her iş böyle, aslında her yerde böyle.
Usta yok, olanlar da ne kadar usta belirsiz zira zor belâ iş yaptıracak adam bulanlar da bin pişman.
Genellikle yarım yamalak yapıyorlar işleri, zamanında da yapmıyorlar.
Bizim “kapak” işi mesela, sanat eseri değil, dört köşe bir şey.
Benim emekli maaşı kapak işine yetmiyor.
İGS mağazasına uğradım, fiyatlara bakmak için, indirim yapmışlar, üç adet takım elbise 14 bin lira.
İGS marka kaliteli 6 takım elbise alabiliyorsun, üç kapak fiyatına.
Geçenlerde Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı ile sohbet ederken, “Büromuza davet ettim, eksik olmayın teşrif ettiniz. Ben sayın bakanları getirmekte zorluk çekmiyorum da köyde bir sıhhi tesisat ustası getirmekte zorluk çekiyorum!” dedim.
Buralarda bir sıhhi tesisat ustası var, başını kaşıyacak vakti yok.
Uzaktan da olsa akrabamız kendisi yani torpilliyiz!
Buna rağmen randevu almakta zorluk çekiyorum, aradığımda “Bu hafta çok yoğunum ağabey, haftaya bir vakit bulabilirsem, bir bakarım!” diyor.
Akraba da olmasa hiç şansım yok yani, çok kapsamlı olmayan işler için mümkün değil gelmez.
Bu işler evlendiğim zaman böyle değildi.
O dönemlerde çocukların okumayacak ya da okuyamayacak olanları mesleğe yönlendirilirdi.
Çıraklar üç senede kalfa, altı senede usta oluyorlardı.
“Kesintisiz eğitim” denilen bir şeyi icat etti 28 Şubatçılar…
Rahmetli Hasan Celal Güzel Ağabey, bu model için “Kesin dinsiz eğitim!” demişti de yargılanmış, hatta ceza almıştı.
28 Şubatçılar, bizim zamanımızda 5 yıl olan mecburi eğitimi 8 yıla çıkarttılar, kesintisiz tarafından.
Kesintisiz eğitim ve katsayı haksızlıklarına son verdi ama onlar da mecburi eğitimi 12 yıla çıkarttı.
Bir de her tarafa üniversite yaptı, üniversite öğrencisi sayısını 7- 8 milyona çıkarttı.
Mesleksiz diplomalıların sayısı çığ gibi arttı.
Usta sayısı hızla düştü, nüfus artış hızı yere çakıldı.
E, nasıl çakılmasın; üniversite mezunu mesleksiz genç evini kurabileceği ve geçindirebileceği bir iş bulabilecek de hayata atılabilecek…
“Bu son faslıdır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!”
Mevcut durumda ‘en az 3 çocuk’ yeni nesiller için hayal gibi bir şey oluyor…
Bir de kanunlar var, adeta “yuvalar kurulmasın ve kurulmuş olanlar da bir an evvel yıkılsın” diye yapılmış kanunlar!
Bazı gençler de ailelerinin, kendilerinin maddi durumları evlenebilmeye, geçinebilmeye hatta “en az 3 çocuk yapabilmeye” müsait olsa da…
“Başımı belaya sokmayayım!” diye evlenmeyi geciktiriyorlar.
Biz yine iyi kötü evlenebiliyor, çoluk çocuğa kavuşmayı düşünebiliyorduk.
Şimdiki nesiller bu bakımdan çok sıkıntıda.
“Ya Allah aşkına şu 12 yıllık mecburi eğitime son verin, mecburiyeti 5 yıla indirin!” diyoruz…
“Şu süresiz nafaka haksızlığına son verin!” diyoruz…
Yeni nesiller sıkıntıda yani, büyük sıkıntıda.
Yalnızlık arzusu ya da mecburiyeti de hızla artıyor, 1+1 konut talebindeki ve üretimindeki patlama da bunu gösteriyor.
Biz eski nesillere kapak üstüne kapak yapıyor hayat!