Edebiyat dünyası bir bir boşalıyormuş.
Mertcan Karacan yazdı: Yazıldı Vedâ Divânı
mertcan karacan, telefon rehberindeki edebiyatçı dostlarının bir bir eksilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi; sevdiği isimleri kaybetmenin acısını paylaştı.
yazıldı vedâ divânı daha kaç yaşındayım ki birikti bu böyle? telefon rehberim, arasam artık boşluğa çalacak isimlerle doldu taştı. benim o iyi şairlerimle, benim o güzel yazarlarımla… hele ki en çok “sevim (yazar) teyze” adını gördükçe burkuluyor içim. hüseyin avni cinozoğlu, enver ercan, hüseyin özmen derken bir başladılar bir bir eksilmeye, benim için yarattıkları bu […].
Daha kaç yaşındayım ki birikti bu böyle? Telefon rehberim, arasam artık boşluğa çalacak isimlerle doldu taştı. Benim o iyi şairlerimle, benim o güzel yazarlarımla… Hele ki en çok “Sevim (Yazar) Teyze” adını gördükçe burkuluyor içim. Hüseyin Avni Cinozoğlu, Enver Ercan, Hüseyin Özmen derken bir başladılar bir bir eksilmeye, benim için yarattıkları bu acı anıtla baş başa kaldım. Ve şimdi de, “kimliğe eklenen bir gülüş gibi, Ahmet Telli eklendi onlara…
KE dergisi için “Şükrü Erbaş Dosyası”nı hazırlarken aramıştım kendisini en son. Daha doğrusu Şükrü hocam sunmuştu bu öneriyi bana, “Ahmet ağabey de yazabilir” diye. Ben de “şairin bana verdiği yetkiye dayanarak” Ahmet Telli’yi de aramış, kendisine durumdan bahsettikten sonra Şükrü Erbaş konulu bir yazı kaleme alıp alamayacağını sormuştum. Ancak fazlasıyla yorgundu sesi ve sanki o sona giden yolun ilk haberini verir gibi bir ses tonuyla “Üzgünüm, yazamayacağım, hastane sürecim olacak önümde” demişti. Meğer “vedâ divânı”ymış bu dediği de…
Şimdi bütün kitapları masamın üstünde, genç bir şairin acısını sıvazlamak ister gibi yüzüme bakıp duruyorlar ama içimdeki hüznü daha da alevlendirmekten başka bir işe yaradıkları yok açıkçası. Öyle ki hangi şiirini açıp okusam daha da hissediyorum biz sevenlerine bıraktığı boşluğu. Sahi, kim ses verecek sesimize bundan böyle Ahmet Telli kadar? Kim kaldıracak peki ayrılık ayraçlarını aramızdan? Ya kim sulayacak fesleğenleri? Ya kim çekecek temize geçmişimizdeki geleceğimizdeki o yangın yıllarını?
Böyledir işte şairler, hele ki büyük şairler istisnasız böyledir: Giderken bir yığın soru da bırakırlar arkalarında. Söz gelimi İskender göçüp gittiğinde “Rutubetli bodrum katlarının şiirini kim yazacak şimdi?” diye sormuştum ilk, kendi kendime. Ahmet Telli için de, ne yalan söyleyeyim, şu az yukarıda sıraladıklarımın dışında bir soru düşüverdi aklıma ilk anda, yani ölüm haberini alır almaz. Hem de başka bir şairden mülhem, Edip Cansever’den ödünç, şu soru, daha o anda: “Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar / Diş değil tırnak değil bir mendil niye kanar?” O büyük şiirinden işte, “Mendilimde Kan Sesleri”nden Edip Cansever’in…
İtiraf etmeliyim ki Edip ustanın bu şiirini şu vakte kadar ne zaman okumuşsam şiirde geçen Ahmet Abi’nin Ahmet Telli olduğunu düşünmüşümdür hep. Değil, elbette değil ama öyle düşünüp dururdum işte! Sanki Edip ustanın bu sorusuna yanıt verebilecek tek Ahmet, Ahmet Telli’ymiş gibi gelirdi çünkü bana. Öyle ya, dilinin ucunda her sözcük küfre dönüyor diye yani artık dönmesin diye dudaklarını günlerce kanatanlardandır o. Tükürse cinayet sayılanlardandır. E bir yanıyla da büyük şairlerden… Bunları bildiğim için olsa gerek, mendildeki o kanı da en iyi Ahmet Telli’nin bilebileceğini, bu yüzden Edip ustanın sorsa sorsa ona sormuş olabileceğini düşünürdüm işte! Ah, Ahmet Abi…
Tıpkı bunun gibi şu detay da mı acaba bir bana öyle geliyor bilmiyorum, şiirimizin Ahmetlerinde diğerlerine nazaran çok daha başka bir hüzün var sanki. Ahmet Hâşim’de olsun, Ahmet Erhan’da olsun, Ahmet Telli’de olsun, “d” ile yazılıyor bile olsa Ahmed Arif’te olsun… Hakikaten bambaşka, böyle hakiki, böyle hakikaten mazlum, böyle sorulmasa söylenmeyecek bir hüzün saklı gibi onlarda. Adları “Ah” ile başladığı için de olabilir gerçi bu, hani Didem Madak diyor ya bir şiirinde, “Ne diyecektin, ne söyleyecektin / Şairlerin şahı olsan, / Bir AH’dan başka” diye. İlk hecelerinden şair oldukları için de böyle geliyor olabilir bana bu, bilmiyorum…
Her neyse! Dağıttım lafı, toplayayım. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş gibi, ölümden bahsetmeyeyim, kaçayım dedim ama istemeden de olsa geldim yine hüzne! Bu defa Ahmetlerden olduğu için değil basbayağı göçüp giderek yaşattı bu hüznü bize Ahmet Abi, pardon, Ahmet Telli. “Ömrümüzse ayrılıklar toplamıdır” demişti ya zaten gitmeden, giderken bir ayrılışla ispatladı işte bunu bize: Yaşarken ömrümüze ömür kattı, giderayak bir bir eksiltti hepimizi. Sahi, “Belki yine gelirim” de diyordu, bunu da ispatlaması yok mu şimdi!