Meslek odalarına baskı halk yararına darbeymiş.
Meslek odalarını susturmak halk yararını susturmaktır
tmmob başkanı çakar, meslek odalarına yönelik müdahalelerin örgütleri değil kamusal denetimi hedef aldığını belirterek, baskıların bilim, teknik ve halk yararını susturmayı amaçladığını söyledi.
tmmob başkanı çakar, meslek odalarına yönelik müdahalelerin yalnızca örgütleri değil kamusal denetimi de hedef aldığını söyledi. çakar, meslek odalarına yönelik baskıların artmasına ilişkin “bilim, teknik, kamusal denetim ve halk yararı susturulmak isteniyor” dedi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB), 5-6 Haziran tarihlerinde gerçekleşen 49. Olağan Genel Kurulu'nun ardından Ali Ekber Çakar Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi.
Önceki dönemlerde TMMOB’ye bağlı Makina Mühendisleri Odası (MMO) yönetiminde görev alan Çakar, BirGün’e konuştu.
Çakar, Türkiye'de ekonomik krizin yanı sıra siyasal ve toplumsal bir rejim krizi yaşandığının altını çizdi.
TMMOB'nin kamuculuk, bilim ve halk yararı ekseninde mücadeleyi büyüteceğini belirten Çakar, meslek odalarına yönelik müdahalelerden mühendis ve mimarların yoksullaşmasına, toplumsal muhalefetin gündeminden gençlerin geleceğine kadar pek çok başlığı değerlendirdi. Çakar, "Meslek odalarını susturmak, bilimi ve kamusal denetimi susturmaktır" dedi.
Ülkenin içinde bulunduğu siyasi yol ayrımında TMMOB’nin yeri, önemi ve işlevi ne olmalıdır?
Türkiye bugün yalnızca bir ekonomik krizle ya da sıradan bir yönetim sorunuyla uğraşmamaktadır. Cumhuriyetin temel kazanımlarının, laikliğin, hukukun üstünlüğünün, kamusal planlamanın ve halk iradesinin sistemli biçimde aşındırıldığı çok yönlü bir rejim kriziyle karşı karşıyayız. Sandıkta ortaya çıkan iradenin kayyumlarla, yargı kararlarıyla, tutuklamalarla ve siyasi operasyonlarla ele geçirildiği; anayasal hakların türlü gerekçelerle sınırlandırıldığı, bilimin, liyakatin ve kamusal aklın yerine keyfiliğin, piyasacılığın ve gericiliğin geçirilmeye çalışıldığı bir dönemden geçmektedir.
TMMOB’nin bu tablodaki yeri çok açıktır. Biz bu ülkenin mühendisleri, mimarları ve şehir plancıları olarak yalnızca mesleki çıkarlarımızı savunan dar bir meslek örgütü değiliz. TMMOB, kuruluş yasasından ve tarihsel birikiminden aldığı mirasla bilimi ve tekniği halkın yararına kullanmayı, ülkenin doğal varlıklarını, kentlerini, sanayisini, tarımını, çevresini, kültürel mirasını ve kamusal geleceğini savunmayı görev edinmiş bir örgüttür. TMMOB’nin tarihsel çizgisi; bağımsız, demokratik, laik, kamucu ve toplumcu bir ülke mücadelesidir.
Bugün ülkenin önündeki yol ayrımı da tam olarak buradadır. Bir tarafta her şeyi piyasaya, ranta ve sermaye çevrelerinin çıkarlarına teslim eden; kentleri, doğayı, emeği ve mesleki birikimi yağmalayan bir anlayış var. Diğer tarafta ise planlamayı, kamusal denetimi, laikliği, demokrasiyi, bilimsel eğitimi, üretimi ve halk yararını esas alan bir gelecek seçeneği var. TMMOB bu ikinci hattın, yani emekten, bilimden, kamuculuktan ve halktan yana olan hattın içindedir.
Bizim için depreme karşı güvenli kentleri savunmak da, kamusal planlamayı güçlendirmek de, laik ve bilimsel eğitimden yana olmak da, enerji ve maden politikalarında kamu yararını esas almak da birbirinden kopuk başlıklar değildir. Bunların her biri, halkın insanca yaşam hakkıyla, ülkenin kaynaklarının kimler için kullanılacağıyla ve nasıl bir toplumsal düzen istediğimizle doğrudan ilgilidir.
TMMOB bu nedenle meslek alanlarına dair sözünü ülkenin bütününe ilişkin bir sorumlulukla kurar. Bulunduğumuz her yerde, katıldığımız her etkinlikte ısrarla dile getiriyoruz: Bu ülkenin kaderi emperyal çevrelerin işbirlikçileriyle, şirketlerin yönetim kurullarında ya da sermaye çevrelerinin çıkar hesaplarında belirlenemez. Türkiye’nin yolu; emeğiyle geçinen, üreten, sanayileşen ve ülkesine sahip çıkan milyonların örgütlü iradesiyle açılacaktır.
Artan baskı ortamı, ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkına yönelik müdahaleler TMMOB’yi nasıl etkiliyor? Ayrıca siyasi müdahalelerle meslek odalarının işlevsizleştirilmesi nasıl sonuçlar doğuruyor?
Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, kayyum uygulamaları, gazetecilerin, avukatların, sendikacıların ve siyasetçilerin, yazarların, çizerlerin yargı sopasıyla baskı altına alınması, anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin keyfi biçimde yasaklanması artık istisna olmaktan çıkmış; rejimin ülkeyi yönetme biçiminin parçası haline gelmiştir.
NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da yaşananlar bu tablonun en güncel ve çarpıcı örneklerinden biridir. Emperyalizmin savaş örgütü NATO’nun Ankara’da gerçekleştireceği zirve gerekçe gösterilerek başkentte günlerce toplantı ve gösteri yürüyüşleri, basın açıklamaları, oturma eylemleri, protestolar, stant açma, bildiri dağıtma, afiş ve pankart asma gibi en temel demokratik haklar yasaklandı. Bu haklarını kullanmak isteyenlere gözaltılar, tutuklamalar ve kolluk müdahaleleriyle saldırıldı. Şehir, neredeyse yurttaşların sokakta yürümesini dahi engelleyen kısıtlamalara maruz bırakıldı.
Kent yaşamını kuşatan bu uygulamalar, siyasal iktidarın dış politikada emperyalist savaş politikalarına eklemlenen çizgisinin, içeride baskı ve yasaklarla topluma dayatıldığını açıkça göstermektedir. Geçtiğimiz hafta Oda başkanlarımızla yaptığımız ortak açıklamada da belirtmiştik; NATO bir savaş örgütüdür. Kuruluşundan bu yana halklara ve emekçilere savaş, işgal, yıkım ve istikrarsızlık getirmiştir. Darbelerden kontrgerilla faaliyetlerine, işgallerden bölgesel çatışmalara uzanan sicili bunun en somut kanıtıdır.
Siyasal iktidarın varlığını sürdürebilmek amacıyla ülkemizi NATO’nun saldırgan stratejilerine ortak etmesini, topraklarımızı emperyalist müdahalelerin ve savaş politikalarının üssü haline getirmesini asla kabul etmiyoruz. Bu nedenle sesimizi yükseltmeye, emek ve demokrasi güçleriyle birlikte anti-emperyalist mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.
Ülkenin içerisinde sürüklendiği böylesi bir tabloda elbette meslek örgütümüz TMMOB de payını fazlasıyla almaktadır. Tarihinin her döneminde Birliğimiz siyasal iktidarların hedefinde olmuştur.
Biliyoruz ki bunun sebebi Birliğimizin örgütlü yapısı, kamusal niteliği ve toplumcu mücadele anlayışıdır. Çünkü TMMOB; rant projelerine, plansız kentleşmeye, özelleştirmelere, mesleki denetimin tasfiyesine, doğa talanına, iş cinayetlerine ve bilimin dışlanmasına karşı söz söyleyen kamusal bir örgüttür.
Bu yüzden yıllardır çeşitli mevzuat düzenlemeleriyle meslek odalarının denetim yetkileri kısıtlanmakta, gelir kaynakları budanmakta, örgütlü yapımız üzerinde idari ve siyasal baskı kurulmaya çalışılmaktadır. TMMOB’nin asgari ücret belirleme gücünün zayıflatılması, SGK ile yürütülen protokolün tek taraflı biçimde ortadan kaldırılması, mesleki denetim alanlarının piyasaya açılması bu sürecin parçalarıdır. Bu yalnızca TMMOB’ye dönük idari bir müdahale değildir; doğrudan doğruya mühendis, mimar ve şehir plancılarının emeğini piyasa karşısında savunmasız bırakma girişimidir.
Yakın zamanda yaşadığımız bir başka örnek ise TMMOB ve TTB’nin Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi’nin asli üyeliğinden çıkarılmasıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanının en temel unsurları olan iş güvenliği uzmanlarının ve işyeri hekimlerinin meslek örgütleri, Konsey’in asli bileşeni olmaktan çıkarılmış; ancak gerekli görülürse davet edilecek kurumlar konumuna itilmiştir. İş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının ve güvencesiz çalışma koşullarının bu kadar ağırlaştığı bir ülkede TMMOB ve TTB’nin böyle bir yapıdan dışlanması bilimi ve kamusal denetimi devre dışı bırakmaya yönelik kuşkusuz siyasal bir tercihtir.
Meslek odalarının işlevsizleştirilmesi toplum açısından her zaman çok ağır sonuçlar doğurur. Özellikle biz mühendis, mimar ve şehir plancılarının meslek alanları ve faaliyetleri toplumun güvenliği, sağlığı ve geleceğiyle doğrudan ilgilidir. Bir yapının güvenli olup olmadığı, bir kentin afetlere hazır olup olmadığı, bir madenin nasıl işletildiği, bir enerji projesinin kamu yararına uygun olup olmadığı, bir sanayi tesisinin çevreye ve işçi sağlığına etkileri teknik bilgi ve kamusal denetim gerektirir. Meslek odalarını etkisizleştirdiğinizde, bu alanları sermayenin kâr hırsına ve siyasi iktidarın keyfi kararlarına bırakırsınız. Bugün yaşadığımız pek çok felaketin arkasında bu anlayış vardır.
6 Şubat depremlerinde gördük, Kartalkaya yangınında gördük, sayısız maden facialarından gördük… Liyakatin yok sayıldığı, kamusal denetimin bilinçli olarak zayıflatıldığı, yapı denetiminden iş güvenliğine kadar pek çok alanın piyasaya terk edildiği bir düzende bedeli halk öder. TMMOB olarak teknik kurultaylarımızda kongre ve sempozyumlarımızda, yayımladığımız teknik raporlarda yıllardır altını çiziyoruz, meslek odalarının anayasal yetkilerinin gasp edilmesi, bilimi ve tekniği halkın yararına kullanmaya bir saldırıdır.
Şunu da ifade etmek istiyorum; elbette yetkilerimiz budandıkça, demokratik mücadele yolları kapatıldıkça, örgütlenme hakkımıza saldırıldıkça TMMOB bu baskılardan etkileniyor. Ancak ne hakkımızda açılan soruşturmalar ne Genel Kurullar sürecinde kamuoyuna da yansıyan Oda seçimlerinde ortaya çıkan tekbirli kutlamalarla örgütlü yapımızı dönüştürme girişimleri, bizim mücadelemizi ortadan kaldırmaz; tersine daha da güçlendirir.
Çünkü biz biliyoruz ki meslek odalarının susturulmak istenmesi, gerçekte bilimin, tekniğin, kamusal denetimin ve halk yararının susturulmak istenmesidir. Hiçbir baskı bizleri meslek alanlarımızı savunmaktan, ülkemizin demokratik, laik, kamucu geleceğini savunmaktan vazgeçiremez.
Bir zamanlar orta sınıfın önemli bir bölümünü oluşturan mühendis ve mimarlar bugün ciddi bir yoksullaşma süreci yaşıyor. Genç mühendisler işsizlik ve güvencesizlik kıskacında. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mühendis, mimar ve şehir plancılarının yaşadığı yoksullaşmayı yalnızca ücretlerin düşüklüğüyle açıklamak eksik olur. Burada daha derin bir dönüşüm var. Türkiye’nin üretimden, sanayileşmeden, kamusal planlamadan ve nitelikli teknik istihdamdan uzaklaştırılması; ekonominin rant, inşaat, finans ve ithalata bağımlı hale getirilmesi; mesleklerimizin toplumsal değerini de mesleğimizin itibarını da emeğimizin karşılığını da aşındırmıştır. Her zaman ülkenin kalkınmasının, sanayileşmenin ve kamusal yaşamın taşıyıcı güçlerinden biri olarak görülen mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı bugün işsizlik, düşük ücret, mesleğin itibarsızlaştırılması, meslek dışı istihdam ve güvencesiz çalışma koşullarıyla anılır hale getirilmiştir.
Bu tabloyu biz TMMOB Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Güncel Sorunları ve Çözüm Önerileri Kurultayı’nda bütün açıklığıyla ortaya koyduk. 2025 yılında 29 ayrı yerelde il koordinasyon kurullarımız aracılığıyla yerel kurultaylar düzenledik; ülkenin dört bir yanından meslektaşlarımızla konuştuk, tartıştık, sorunları ve çözüm önerilerini birlikte oluşturduk. Yerel kurultaylardan gelen 527 önerge, saptama ve görüş merkezi kurultayda 34 önerge halinde ele alındı. Bu süreç, meslektaşlarımızın yalnızca ekonomik sorunlarını değil, meslek alanlarımızın ülke geleceği açısından taşıdığı önemi de görünür kıldı.
Bugün kamuda çalışan meslektaşlarımız düşük ve eşitsiz ücretlerle, sözleşmeli istihdamla, özlük hakkı kayıplarıyla ve liyakatsiz atamalarla karşı karşıya. Özel sektörde çalışan meslektaşlarımız yatırımların durması, projelerin iptali, reel sektörün tıkanması, uzun çalışma saatleri ve düşük ücretlerle boğuşuyor. Serbest çalışan, küçük büro ve atölye sahibi meslektaşlarımız ise artan maliyetler, azalan iş hacmi ve borç yükü nedeniyle ayakta kalmaya çalışıyor. Genç meslektaşlarımızın önemli bir bölümü işsizlik, umutsuzluk ve gelecek kaygısıyla baş başa bırakılmış durumda.
Veriler de bu tabloyu doğruluyor. TMMOB'ye kayıtlı üye sayısı 2025 sonu itibarıyla 729 bini aşmış durumda; 108 farklı mühendislik, mimarlık ve şehir planlama disiplinine yönelik bölümlere her yıl 80 binin üzerinde yeni öğrenci kayıt yaptırıyor. Her yıl yaklaşık bu kadar gencin iş yaşamına katıldığı düşünülürse, plansız biçimde açılan bölümlerin, istihdam politikası olmayan eğitim sisteminin ve üretimden kopmuş ekonominin nasıl büyük bir mesleki yıkım yarattığı daha açık görülür. TMMOB'nin çalışmalarına göre bugün en az dört meslektaşımızdan biri işsizdir ya da kendi mesleği dışındaki alanlarda çalışmaktadır.
Üstelik bu tablo yalnızca genç meslektaşlarımızın sorunu değildir. Deneyimli mühendis, mimar ve şehir plancıları da mesleki itibar kaybı, düşük ücret, güvencesizlik ve geleceğini yurt dışında arama eğilimiyle karşı karşıya kalmaktadır. Uzun yıllar boyunca bilgi ve emekleriyle bu ülkenin kalkınmasına, kentlerine, sanayisine ve kamusal hizmetlerine katkı sunmuş emekli meslektaşlarımız ise ülkemizdeki tüm emekliler gibi yok sayılmakta; açlık ve sefalet ücretlerine mahkûm edilmekte.
Biliyorsunuz TMMOB 2026 yılı için ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları bakımından tavsiye edilen taban brüt ücreti 94.500 TL olarak belirledi. Bu elbette mesleki emeğin asgari düzeyde korunması yönünde önemli bir adımdır. Ancak sorun yalnızca bir taban ücret meselesi değildir. Kamu emekçilerinin ve kamudan emekli meslektaşlarımızın hak kayıplarının giderilmesi, mesleki denetimin güçlendirilmesi, liyakatli istihdamın sağlanması, teknik eğitimin niteliğinin yükseltilmesi ve ülkenin yeniden üretim, planlama ve kamuculuk ekseninde yapılandırılması gerekir.
Bugün mühendislerin ve mimarların yoksullaşması, aslında ülkenin yoksullaşmasının aynasıdır. Bilime, üretime, planlamaya ve kamusal denetime değer vermeyen bir düzen, mühendisini de mimarını da şehir plancısını da değersizleştirir. Biz buna karşı meslektaşlarımızın emeğini, mesleğimizin saygınlığını ve halkın nitelikli mühendislik, mimarlık ve planlama hizmeti alma hakkını birlikte savunuyoruz.
Toplumsal muhalefet açısından TMMOB hangi mücadele başlıklarını öncelikli görüyor? Bugün genç mühendis, mimar, şehir plancıya ve aynı zamanda geleceğinden kaygı duyan gençlere ne söylemek istersiniz?
TMMOB açısından mühendis, mimar ve şehir plancılarının sorunları ülke sorunlarından bağımsız değildir. Bizler bu ülkenin olanaklarıyla okumuş, bu ülkenin birikimiyle yetişmiş mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları olarak kendi mesleki sorunlarımızın halkın yaşadığı sorunlardan ayrı düşünülemeyeceğini çok iyi biliyoruz.
TMMOB’nin haziran ayının başında gerçekleştirdiği 49. Genel Kurulu’nda ortaya koyduğu mücadele başlıkları da bu bütünlüklü bakışın ifadesidir. Parlamentonun etkisizleştirildiği, yargının siyasallaştırıldığı, halk iradesinin kayyumlarla gasp edildiği, “yeni anayasa” tartışmalarıyla Cumhuriyetin kazanımlarının tasfiye edilmek istendiği bir ülkede mesleklerimizin sorunlarını dar bir çerçevede tartışmak mümkün değildir.
Bu nedenle bugün öncelikli mücadele hattımız; bu rejimin yarattığı hukuksuzluğa, üstünlerin hukukuna, gericiliğe, piyasacı yıkıma ve kamusal olanın tasfiyesine karşı halktan, emekten ve bilimden yana bir gelecek mücadelesidir. Laik ve bilimsel eğitimin geriletildiği, üniversitelerin özgür ve özerk yapısının ortadan kaldırıldığı, tarikat ve cemaatlerin kamusal yaşamda güçlendirildiği bir ülkede nitelikli mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı eğitiminden söz edilemez. Aynı şekilde planlamanın, kamu denetiminin ve üretim ekonomisinin tasfiye edildiği bir düzende güvenli kentler, sağlıklı yaşam alanları, sanayileşme ve halk yararına bir kalkınma anlayışı kurulamaz.
Depreme karşı güvenli kentler istemek, iş cinayetlerine karşı etkin kamusal denetimi savunmak, doğanın ve yaşam alanlarının rant talanına açılmasına karşı çıkmak, zeytinlikleri, ormanları, tarım alanlarını, su varlıklarını ve kentleri korumak bizim için yalnızca mesleki ya da teknik sorumluluklar değildir. Bunların her biri halkın yaşam hakkıyla, sağlıklı çevrede yaşama hakkıyla, güvenli barınma hakkıyla ve kamusal hizmetlere erişimiyle doğrudan bağlantılıdır.
Çünkü anti-emperyalizm; bağımsızlığın, barışın, halkların kardeşliğinin, eşit ve özgür yarınların en önemli teminatıdır.
Bu yüzden ülkemizin ve bölgemizin emperyalist güçlerin savaş politikalarının parçası haline getirilmesine karşı çıkmak, TMMOB’nin tarihsel sorumluluklarından biridir. NATO’nun ülkemizdeki faaliyetlerine, savaş politikalarına ve Türkiye’nin emperyalist merkezlerin bölgesel hesaplarına daha fazla bağımlı hale getirilmesine karşı duruyoruz. Halkın kaynakları savaşa, silahlanmaya ve uluslararası sermayenin çıkarlarına değil; eğitime, sağlığa, barınmaya, güvenli kentlere, üretime ve insanca yaşama ayrılmalıdır. Bizim için bağımsızlık, barış ve emek mücadelesi birbirinden ayrı değildir.
Bütün bu tablo içerisinde genç meslektaşlarımıza şunu hatırlatmak istiyorum; Umutsuzluğa teslim olmayın. Nasıl ki bundan 100 yıl önce Cumhuriyet kurulurken meslektaşlarımızın alın teri, bilgisi ve büyük özverisi vardı; bugün de eşit, özgür ve adil bir geleceği kurarken hepimizin emeğine, dayanışmasına ve ortak mücadelesine ihtiyaç var.
Her ne olursa olsun, bu ülke bir avuç sermayedarın, iktidar çevrelerinin ya da şeriat özlemi taşıyanların ülkesi değildir. Bu ülke bizim ülkemiz. Geleceğimizi; emeğine, mesleğine, halkına ve ülkesine sahip çıkan gençlerle birlikte hep beraber kuracağız. İnanıyor ve biliyorum ki doğup büyüdüğümüz bu topraklarda, üreten, sanayileşen, hakça bölüşen, laik, demokratik ve bağımsız bir ülke mücadelesi mutlaka kazanacaktır.