Milletin iradesiyle devletin bekası bitmiyormuş.
Milletin iradesi, devletin bekası ve bitmeyen mücadele
ak parti grup başkanı abdullah güler, bazı tarihlerin bir milletin geleceğini belirlediğini söyledi.
abdullah güler - ak parti grup başkanıbazı tarihler vardır ki; yalnızca bir takvim yaprağını değil, bir milletin gelece...
Bazı tarihler vardır ki; yalnızca bir takvim yaprağını değil, bir milletin geleceğini değiştirir. Bazı geceler vardır ki; üzerinden yıllar geçse de hafızalardan silinmez, çünkü o gece verilen mücadele yalnızca bugünü değil, yarını da şekillendirir. 15 Temmuz 2016 işte böylesine tarihî bir dönüm noktasıdır.
Çünkü o gece Türkiye, sadece hain bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmadı. Aynı zamanda devletini içeriden ele geçirmeye çalışan, milli iradeyi yok sayan, milletin kendilerini koruması için devletine emanet ettiği silahları alçakça milletimize doğrultan küresel ölçekte organize edilmiş bir ihanet şebekesiyle yüzleşti. Hain terör örgütü FETÖ’nün yıllarca sabırla ördüğü karanlık yapı, o gece gerçek yüzünü bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.
Ancak o gece hesaba katılmayan bir gerçek vardı: Bu millet, tarih boyunca hiçbir vesayet odağına teslim olmadığı gibi, iradesini gasp etmek isteyenlere de asla boyun eğmemişti. Nitekim 15 Temmuz’da da eğmeyecekti.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetli duruşu ve kararlı çağrısıyla meydanlara inen milyonlar, demokrasi tarihinin en büyük sivil direnişlerinden birini tarihe not olarak bıraktı. Tankların önüne yatan gençler, ezan sesleriyle meydanlara koşan analar, çocuklarını vatana emanet ederek sokağa çıkan babalar, omuz omuza saf tutan her yaştan insanımız... işte bu top yekûn direnişle o gece milletimiz, yalnızca bir darbeyi durdurmadı; egemenliğin sahibinin kim olduğunu bütün dünyaya bir kez daha ilan etti.
15 Temmuz’a baktığımızda milletimizin gösterdiği feraset ve basireti görürüz. 15 Temmuz’a baktığımızda; söz konusu istiklal olunca, milletimizin siyasi görüş farklılıklarını, ideolojik ayrılıklarını, sosyal ayrışmalarını bir kenara bırakıp aynı bayrak, aynı istiklal ülküsü, aynı bağımsızlık aşkıyla birleştiğini görürüz. O gece ortaya çıkan milli birlik ruhu; geçmişten geleceğe bağımsızlığımızın garantisidir. O yüzden üstünden 10 yıl değil, 100 yıl geçse de 15 Temmuz’u asla unutamayız, unutmamalıyız.
O hain darbe girişimi üzerinden 10 yıl geçti. Bugün Türkiye Yüzyılı hedefiyle yürüttüğümüz her çalışma, aslında 15 Temmuz gecesi ortaya konulan iradenin devamıdır. Savunma sanayiinden enerji güvenliğine, yerli teknolojiden diplomatik bağımsızlığa kadar attığımız her adım, kendi kararlarını kendisi veren güçlü Türkiye idealinin bir parçasıdır. Çünkü siyasi bağımsızlığın ekonomik, teknolojik ve stratejik bağımsızlıkla desteklenmediği bir dünyada gerçek egemenlikten söz etmek mümkün değildir. Çünkü güçlü devlet, yalnızca sınırlarını koruyan değil; kurumlarını her türlü sızmaya karşı dirençli hâle getiren devlettir.
Peki bitti mi? Tabii ki hayır. Çünkü biliyoruz ki; heves güçlü ise takat bitmez. “Büyük ve güçlü, tam bağımsız Türkiye” istikametinde kesintisiz attığımız her bir adım, aynı zamanda Türkiye’yi tekrar ‘yönetilebilecek’ bir ülke olarak görmek isteyenlerin sinir uçlarına bastığımız adımlardır. O yüzden; göstereceğimiz en ufak bir zafiyet benzer bir ihanet girişimi için birilerine umut verecektir. Şekil değiştirseler de pusuya yatsalar da korkularından başlarını çıkarmaya çekinseler de beklemekteler.
Bugün Türkiye, çok katmanlı ve çok boyutlu yeni sınamalarla karşı karşıyadır. Artık tankların yerini algı operasyonları, işgal girişimlerinin yerini ekonomik manipülasyonlar, örgütsel yapılanmaların yerini dijital dezenformasyon ağları almıştır. Toplumların zihinlerini hedef alan sistematik kampanyalar, sosyal medya üzerinden yürütülen psikolojik operasyonlar ve milli birlik duygusunu aşındırmaya yönelik girişimler, çağımızın yeni vesayet araçları hâline gelmiştir.
İşte bu sebeple 15 Temmuz’u sadece geçmişte yaşanmış bir darbe teşebbüsü olarak okuyamayız. O gece bize bırakılan en büyük miras, sürekli teyakkuz hâlidir. Çünkü bağımsızlık, bir kez kazanılıp sonsuza kadar garanti altına alınan bir hak değildir; her neslin yeniden sahip çıkması gereken kutlu bir emanettir.
Özellikle genç kuşaklarımızın 15 Temmuz’u yalnızca tarih kitaplarından öğrenmesi yeterli değildir. Onlar, bu milletin hangi bedeller ödeyerek bağımsız kaldığını, hangi fedakârlıklarla demokrasisini koruduğunu ve hangi inançla geleceğine sahip çıktığını bilmek zorundadır. Hafızasını kaybeden toplumlar, aynı tuzaklara yeniden düşmeye mahkûmdur.
15 Temmuz’un 10. yılında bir kez daha ifade etmek gerekir ki; 251 15 Temmuz şehidimize olan vefa, yalnızca onları rahmetle anmak değildir. Asıl vefa, onların uğruna can verdiği değerlere sahip çıkmaktır. 2 binin üstündeki 15 Temmuz gazimize duyulan minnet de sadece sözle değil; güçlü, bağımsız ve müreffeh bir Türkiye’yi inşa etme kararlılığıyla gösterilir. AK Parti iktidarı olarak; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde o gece yazılan destanı, Türkiye’nin ikinci asrına taşınan en büyük demokrasi mirası olarak kabul ediyor ve bu mirasa sahip çıkmaya, o gece yaşanan ihaneti de milletimizin gösterdiği feraseti de unutmamaya, unutturmamaya söz veriyoruz. Biliyoruz ki; Milletimizin feraseti, devletimizin kudreti ve ortak geleceğimize olan inancımız var oldukça, Allah’ın izniyle hiçbir ihanet odağı bu ülkenin istiklalini hedef alamayacaktır. Üstad Sezai Karakoç’un da dediği gibi; “Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.” Biz; o geceye yenilmedik… Cumhurbaşkanımızın liderliği ve milletimizin ferasetiyle istiklalimizi hedef alan hiçbir geceye de yenilmeyeceğiz inşallah.