Sanat mitolojinin kadınlarını işlemiş.
Mitolojinin kadınları
edebiyattan sinemaya, tiyatrodan görsel sanatlara tüm sanat disiplinleri mitolojinin kadın kahramanlarına ilgi duydu. kadın, kimi zaman güzelliğin, kimi zaman kötülüğün simgesi olarak anlatıldı.
edebiyattan sinemaya, tiyatrodan görsel sanatlara tüm sanat disiplinleri mitolojinin kadın kahramanlarına ilgi duydu. kadın, kimi zaman güzelliğin, kimi zaman kötülüğün simgesi olarak anlatıldı.
Mitoloji, tarih boyunca sanatın en önemli ilham kaynaklarından birini oluşturdu. Klasik Yunan, Roma ya da Hint mitolojilerinde kadın kahramanların hikayeleri önemli bir yer tutar. Rönesans’a ve Romantizme uzanan bu gelenek 19. ve 20. yüzyılların sanatına da damgasını vurdu. Yazımın sınırlarını göz önüne alarak, resim sanatındaki sayısız tasviri bir yana bırakıp, sayfalara, sahnelere ve beyazperdeye yansıyan kahramanlara odaklanmak istiyorum.
Edebiyat dünyasında mitolojinin kadın kahramanlarını konu alan ya da onları günümüz dünyasına uyarlayan çok sayıda roman yazıldı. Homeros’un epik şiirindeki kadın kahramanlardan Penelope’yi feminist bir yorumla gündeme getiren Margaret Atwood’un ‘Penelopiad’ı bunların en önemlilerinden biri. Homeros’un bir başka kadın kahramanı Circe de Madeline Miller’in ‘Aşil’in Şarkısı’nın devamı niteliğindeki romanı ‘Circe’ye konu oldu. Miller ‘Galatea’ adlı kısa öyküsünde bir kadın heykelinin canlanarak kendi yaşamına egemen olmasını...
Bir başka kadın yazar, Natalie Haynes Truva savaşı sırasındaki kadınlarını, kraliçeleri, tanrıçaları ve hizmetçileri anlattı; Jennifer Saint ise Theseus tarafından terk edilen Giritli prensesin hikayesini anlattığı ‘Ariadne’ adlı kitabının yanı sıra ‘Elektra’ ve ‘Atalante’de Yunan mitolojisine kadın açısından yaklaştı. Emily Hauser ‘Mytica’da ‘İlyada’ ve ‘Odyssey’in kadın kahramanlarını yorumladı.
Rosie Hewlett, ‘Odyssey’in üzerinde pek durulmayan kadınlarından hizmetkar Melantho’nun hikayesini anlattığı ‘Sweet Bitter Song’un ardından 2024’te ‘Medea’yı yazdı. Nikita Gill’in ‘Cadı Hekate’si yeraltının tanrıçaları üzerinde odaklanırken, Sarvat Hasin ‘The Giant Dark’da Orfeus ve Euridike mitini, Judith Utler ‘Antigone’s Claim’de Sofokles’in kahramanı Antigone’yı konu aldı. Apollon’un lanetine uğrayan kahinin hikayesini anlatan Doğu Almanyalı yazar Christa Wolf’un ‘Cassandra’ adlı yapıtı çağımızın karşı karşıya olduğu nükleer felakete ilişkin bir uyarı olarak yorumlandı. Stephen Fry, Yunan tanrıları ve tanrıçaları üstüne kitabı ‘Mythos’un ardından ‘Odyssey’i kaleme aldı.
Elbette mitolojiye yönelik ilgi yalnızca Yunan kültürü ile sınırlı değil. Mezopotamya, Mısır, Latin Amerika, Afrika mitleri, Uzak doğu kültürleri ve Kuzey Avrupa’nın Germanik mitolojisine ilişkin pek çok kitap yazıldı. Kadınlara ikincil roller biçen yapıtlar çoğunlukla… Ama, Hint mitolojisinde kadına biçilen rol önemli. Çağdaş edebiyatta da bu bakış açısındaki değişimi gözlemlemek olası. Vaishnavi Patel’in Hint mitolojisinin başyapıtı ‘Ramayana’nın kötülüğü ile tanınan ünlü kraliçesini farklı bir gözle yorumladığı ‘Kaikeyi’ adlı romanı dikkate değer. Hint kültürünün büyük destanı ‘Mahabarata’nın kadın kahramanlarından, tek başına çocuklarını yetiştiren, sadakat ve sabır simgesi Kunti Hint kültüründe kadının konumuna ilişkin en güzel örneklerden biri olarak kabul edilir. Doğu kültürlerinde boyun eğmeyen kadınların hikayeleri epeyce fazladır. Sue Lyn Tan ‘Daughter of the Moon Goddess’de Çin kültüründe ay tanrıçası olarak bilinen Chang’i, Costanza Casati ‘Babil’ adlı romanında yetim Semiramis’i güçlü kadın figürler olarak anlatır. Bu yapıtların - çoğunluğu kadın olan- yazarları, erkek egemen bakışın hakim olduğu temel kaynaklardan yola çıkarken, kahramanları feminist bakış açısından yorumluyor. Manas, Dede Korkut gibi Orta Asya destanlarında güçlü kadın kahramanların (Alp Kızlar, Umay Ana, v.b.) yanı sıra, Alkarısı, Kara Kızlar gibi kötücül kahramanlar yer alır.
SAHNEDEN PERDEYE
Sözünü ettiğim kitapların bir kısmı dilimize çevrilmedi henüz ama Yunan tragedyaları ve çağdaş yorumları tiyatrolarımızın (özellikle Devlet Tiyatrolarının) gözdeleri arasında… Sofokles’in en ünlü trajedilerinden ‘Antigone’, Euripides’in ‘Medaa’, ‘Truvalı Kadınlar’, ‘İfigenia’ trajedileri en popüler olanları. Hepsi de, farklı dönemlerin yazarlarınca yeniden yazıldı. İlk uyarlamalar arasında, Jean Racine’in 1674 tarihli ‘İfigenia’sı ve Goethe’nin ‘İfigenia ve Tauris’i öne çıkar. 20. yüzyıl yazarlarından Gary Owen’in ‘İfigenia Splott’da’ oyunu ülkemizde sergilendi mi emin değilim ama Serdar Biliş’in önce Londra’da Arcola Theatre’da, sonra Devlet Tiyatrosunda sahnelediği ‘İfigenia’ sahnelerimizde izlediğim en başarılı uyarlamalardan biriydi.
Sofokles’in ‘Antigone’si ve Jean Anouilh’in çağdaş uyarlaması da sahnelerimizin gözde yapıtları arasındadır. Ankara’da Petek Oyuncuları’nda Mehmet Keskinoğlu’nun sahnelediği Anouilh uyarlamasında Koro’yu oynamıştım (Koroyu tek kişi olarak yazmış Anouilh). Artık aramızda olmayan Rana Cabbar’ın Kreon, Serpil Gence’nin Antigone rolünü üstlendiği oyunun benim kişisel tarihimde özel bir yeri vardır. Bu trajedilerin yanı sıra, Aristophanes’in komedilerinde de güçlü kadın kahramanlar yer alır. Geleneksel kadın rollerini dışlayarak, kadınları barış kurucusu ve güvencesi olarak ele alan yapıtların en önemlileri, ülkemizde özel tiyatrolar ve Devlet Tiyatrolarınca sahnelenen ‘Lysistrata’ (Kadınlar Savaşı) ve ‘Kadınlar Meclisi’dir. 1967 yılında Lale Oraloğu Tiyatrosu’nda ‘Kadınlar I-ıh Derse’ adıyla sahnelenen ‘Lysistrata’ 1967 yılında yasaklanmış, uzun süren bir yargı süreci sonunda serbest kalarak büyük ilgi görmüştü. Oyun günümüzde Devlet Tiyatrolarınca sergileniyor. Buna da şükür…
Günümüzde genellikle feminist bakış açısından yorumlanan klasikler tiyatro sahnelerinden beyazperdeye uyarlanmakta gecikmedi. Nolan’ın ‘Odyssey’i bir yana, en başarılı uyarlamalar arasında, Yunan yönetmen Michael Cacoyannis’in trilojisi (Elektra, Truvalı Kadınlar ve İfigenia) ile Pier Paolo Pasolini’nin bir bölümü ülkemizde çekilen ‘Medea’sı ilk akla gelenler. ‘İlyada’ ve ‘Odyssey’in klasik uyarlamalarındaki kadınlar güzellikleri, edilgenlikleri, fedakarlıklarıyla öne çıkarken (örneğin Silvano Mangano’nun Penelope ve Circe rollerinin ikisini birden canlandırdığı ‘Odyssey’in ilk uyarlamalarından, İtalyan yönetmen Mario Camerini’nin 1954 yapımı ‘Ulysses’), Christopher Nolan’ın kadınları zeki ve güçlü varlıklar. Kötü güçleri simgeleyen Medusa figürü gerek klasik, gerekse çağdaş yapıtlarda yer aldı. Sinema tarihi boyunca, antik dönemlerin tanrıçaları, kraliçeleri ve savaşçıları pek çok Hollywood yapımının kahramanlarını oluşturdular. Afrodit/Venüs, Athena/Minerva, Artemis, Helen, Penelope, Calypso, Hekate, Pandora, Amazon kraliçesi Hippolyta, Sirenler v.b… Antik Greko-Roman kültürünün ünlü isimlerinden, tarihin ilk matematikçi, astronom, felsefeci kadını İskenderiyeli Hypathia’nın hayatını anlatan Alejandro Amenabar’ın ‘Agora’ adlı filmi antik kültürlere ilgi duyanların kaçırmaması gereken yapıtlar arasındadır.
Mitolojik referanslar içeren, erkeklerin dünyasına direnen güçlü kadın kahramanlar içeren ‘Wonder Woman’, ‘Kara Panter’, ‘The Woman King’ gibi Hollywood yapımları arasında öne çıkan ‘Pan’ın Labirenti’ (Guillermo del Toro) mutlak izlenmesi gereken filmler arasında. ‘Ondine’ (Neil Jordan), ‘Undine’ (Christian Petzold) gibi Avrupa yapımlarının da mitolojinin kadın kahramanlarını konu alan filmler arasında özgün bir yeri var. Latin Amerikan ve Hint mitolojilerinin güçlü kadınları da beyazperdeye yansıdı. Fransa- Lüksemburg-Kanada ortak yapımı animasyon ‘Pachamama’, Venezuella yapımı kurmaca ‘Maria Lionza’, Hint tanrıçaları Sita, Durga, prenses Savitri gibi kahramanları konu alan Bollywood yapımlarından ülkemize ulaşmış olanlar var mı bilemiyorum.
Anadolu mitolojisinin güçlü kadın kahramanları da beyazperdeye yansıdı. Saka Türklerinin ünlü kadın hükümdarını konu alan Kazak yapımı ‘Tomris’ ülkemizde de büyük ilgi görmüştü. ‘Tarkan’, ‘Malkoçoğlu’, ‘Battal Gazi’ gibi tarihi filmlerde de Anadolu mitolojisinin güçlü kadınlarına atıflar vardır. Zülfü Livaneli’nin ‘Şahmaran’, Volkan Volkan Zengin’in ‘Şahmeeran Efsanesi – Tulhan’ filmleri ise doğrudan bu mitolojik karakteri konu alır. Lütfi Ö. Akad, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Başar Sabuncu filmlerinde de güçlü kadın figürler vardır ama bunları Anadolu mitolojisi ile ilişkilendirmek abartılı bir yorum olur. Kartal Tibet’in ‘Lysistrata’ uyarlaması ‘Şalvar Davası’, Bilge Olgaç’ın ‘Kaşık Düşmanı’, Pelin Esmer’in başarılı belgeseli ‘Kraliçe Lear’ ve Emine Yıldırım’ın ‘Gündüz Athena, gece Apollon’ gibi dirençli kadın figürler içeren filmleri kaydetmeden geçmeyelim… Kötülük simgesi cadıları, cinleri ile ‘Siccin’, ‘Dabbe’ gibi korku filmlerimizde Anadolu mitolojisindeki kötülük simgelerine referanslar olduğunu, ama bunun iyi bir film yapmaya yetmediğini söylememe gerek var mı? Kadınları melek ya da fahişe kimliği ile özdeşleştiren ya da doğaüstü güçlerle donanmış birer ‘cadı’ olarak betimleyen Hollywood ve Yeşilçam yapımlarındaki değişimi göz ardı etmek mümkün değil. Toplumsal yaşamda kadının rolü ve direnci artarken, beyazperdenin uysal ve fedakar kadınları yerlerini güçlü kadın karakterlere bırakıyor.