Yüreğin Kabarmış ödül almış.
Mutlu Özçelik yazdı: Yüreğin Kabarmış Üzerine Notlar
nazlı doğan özsöz'ün ilk romanı yüreğin kabarmış, 2026 duygu asena ödülü'nü kazandı. mutlu özçelik, romanı ayfer tunç tadında bir baba-kız hikayesi olarak yorumladı.
yüreği̇n kabarmiş (nazli doğan özsöz) “yağmur yağıyor, seller akıyor; arap kızı camdan bakıyor.” nazlı doğan özsöz’ün ilk romanı olan yüreğin kabarmış, 2026 duygu asena ödülü’nü aldı. her yazar kendine özgüdür; benzetme yapmak çok doğru sayılmasa da romanı okurken ayfer tunç tadı aldığımı söylemeliyim. farklı bir baba-kız hikâyesiyle karşılaşıyoruz. ana karakter defne’nin gözünden bakıyoruz olaylara. yazar […].
“Yağmur yağıyor, seller akıyor; Arap kızı camdan bakıyor.”
Nazlı Doğan Özsöz’ün ilk romanı olan Yüreğin Kabarmış, 2026 Duygu Asena Ödülü’nü aldı. Her yazar kendine özgüdür; benzetme yapmak çok doğru sayılmasa da romanı okurken Ayfer Tunç tadı aldığımı söylemeliyim.
Farklı bir baba-kız hikâyesiyle karşılaşıyoruz. Ana karakter Defne’nin gözünden bakıyoruz olaylara. Yazar kitaba ölüm sahnesiyle başlayıp yine ölümün gerçekleşmesiyle bitirmiş. Romanda anlatılan zaman tek bir ölüm anına yayılıyor. Sonrasında katman katman ilerliyor.
Yüz doksan dokuz sayfalık kitap iki bölümden oluşuyor. Konuşmalar anlatının içine yedirilmiş. Herhangi bir tırnak ya da konuşma çizgisi gibi noktalama işaretleriyle belirtilmemiş. Pekâlâ, bu işaretler olmadan da rahatlıkla anlaşılıyor. “Allah” kelimesi, cümle başına gelmediği yerlerde küçük harfle yazılmış. Bunun sebebini merak ettim.
“Bir” ve “İki” ifadeleri kitapta üç yerde geçiyor. Ölmeden önce verilen iki nefes, kahveyi iki yudumda içerken ve ölürken verilen iki nefes… Alınan ikişer nefesin arasında içilen iki yudum kahveden ibaret bir hayat. Kahvenin falında yüreği kabarmış Defne ve Nefin. Kahvenin falına da iki kez bakılıyor. Birincisinde yüreği kabarıyor, Gülçiçek’in baktığı ikincisinde ise yüreği ferahlıyor. Ferahlık ölümle geliyor. Romanın iki bölümden oluşması ve sayfa sayısının tam ortadan ikiye bölünmesi bunun planlı yapıldığını düşündürüyor. Başlangıçlarda “bir, iki” diye sayarız. “Üç” dediğimizde eylem başlamış olur. O yüzden kitap “bir, iki” diyor; üç demiyor. Üçte iş işten geçmiştir.
Yazar ölüm sahnesini ustaca unutturup okuyucuyu geçmişe götürüyor. Birinci bölümde mekân hastane, ikinci bölümde ise ev seçilmiş. Geçmişin içine yerleştirilen diğer geri dönüşlerle anlatımı hareketlendiriyor. Kitabın sonuna geldiğimizde, “Ben bu sahneyi bir yerden hatırlıyorum.” dedirtiyor.
Nazlı Doğan Özsöz anlatımda oldukça cesur davranmış. Bazı yerlerde duygudan uzak cinsellik doğrudan verilmiş. Bunun yanı sıra en mahrem düşünceleri çekinmeden söyleyiveriyor. Bir kızın, babası ölüyor diye sevinmesi ve bu duyguyu “Yağmur yağıyor, seller akıyor; Arap kızı camdan bakıyor.” leitmotifiyle aktarması cesur anlatıma en güzel örnek. Bazıları diyalog yerine karakterin iç düşüncesi olarak verilse de yine de doğrudan okuyucunun önüne konulmuş. Anlatım sırasında oldukça ilginç benzetmelerle karşılaşıyoruz.
“Salonun ortasında, annemin en sevdiği Isparta halısının üzerinde, avlanmış heybetli bir geyik gibi yatıyor babam.” (s. 7)
Kitabın başındaki bu benzetme buna güzel bir örnek.
Mekânlar, karakterler ve olaylar oldukça ayrıntılı işlenmiş. Kahve pişerken şekerin çökmesi ve kahveye karışması, babasının tıraş olurken fırçayı köpürtmesi ayrıntılı şekilde anlatılmış.
Hayatın içinden gelen, doğal ve cesur anlatımıyla okuyucunun da yüreğini kabartan bir roman.