napalm death: yeni albümümüzü 2027’de çıkaracağız
grindcore tarihini kökten değiştiren, ekstrem müziğin pusula albümlerinden biri olan “scum” ile yaklaşık 40 yıldır kült mertebesinde kariyerine devam eden i̇ngiliz grup napalm death, 26 temmuz’da stagepass organizasyonuyla in flames’in açılışını yapmak üzere i̇stanbul’a gelecek. son olarak 2020’de albüm yayınlayan grubun efsane frontman’i barney greenway ile napalm death ve müzik kadar, hayatı, gerçekleri ve aston […].
grindcore tarihini kökten değiştiren, ekstrem müziğin pusula albümlerinden biri olan “scum” ile yaklaşık 40 yıldır kült mertebesinde kariyerine devam eden i̇ngiliz grup napalm death, 26 temmuz’da stagepass organizasyonuyla in flames’in açılışını yapmak üzere i̇stanbul’a gelecek. son olarak 2020’de albüm yayınlayan grubun efsane frontman’i barney greenway ile napalm death ve müzik kadar, hayatı, gerçekleri ve aston […].
Grindcore tarihini kökten değiştiren, ekstrem müziğin pusula albümlerinden biri olan “Scum” ile yaklaşık 40 yıldır kült mertebesinde kariyerine devam eden İngiliz grup Napalm Death, 26 Temmuz’da Stagepass organizasyonuyla In Flames’in açılışını yapmak üzere İstanbul’a gelecek. Son olarak 2020’de albüm yayınlayan grubun efsane frontman’i Barney Greenway ile Napalm Death ve müzik kadar, hayatı, gerçekleri ve Aston Villa’yı konuştuk. Metal müzik tarihinin en özgün figürlerinden birinin John McGinn’in gol sevincini kamerada taklit ettiğini görmek ise unutulmaz bir deneyim oldu bize. Lafı daha fazla uzatmadan sizi Napalm Death ile baş başa bırakıyoruz. Afiyet olsun!
Aslında tam olarak ara vermişiz ve bir şey yapmamışız gibi düşünülmesini istemem. Senin de bahsettiğin gibi Melvins ile ortak bir albüm yaptık ancak sorunu anlıyorum. Tamamen bize ait bir albüm yazmayalı bayağı oldu. Yeni bir şeyler yapmak her zaman heyecanlandırıyor. Özellikle bizim gibi eski bir grupsanız kendinizi daha çok test etmek istiyorsunuz. Yine de bir albüm yapmak için farklı dinamiklerin oluşması gerekiyor. Şu anda net bir tarih vermem doğru olmaz ama şunu söylemekten yana sakınca duymuyorum; sıradaki albümümüz 2027’de sizinle buluşacak. 2027’nin ilk kısımlarında olacağını da sanmıyorum. İkinci yarısı dersek daha doğru olur.
Benim doğduğum evin penceresinden Villa Park gözükürdü. O yüzden doğuştan onların taraftarıyım ve 1982’den sonra ilk kez bir Avrupa kupası kazanınca sevinçten havalara uçtum. Hem de sizin şehrinizdeydi maç. İçimden, “İstanbul’a gidip bir şekilde bilet bulup bu maçı yerinde izlemeliyim” diyordum ama buna gerçekleştirme fırsatım olmadı. Onun yerine evimde mutluluk çığlıkları atıyordum. Özellikle bizim kaptan John (McGinn)! İnanılmaz bir insan, inanılmaz! (John McGinn’in gol sevincindeki el hareketini yapıyor) Harika bir futbolcu olmasının yanında iyi kalpli ve doğal bir insan. Onu sokakta ya da Villa Park’ta sahaya hükmederken görseniz de aynı insancıl gülümsemesiyle karşılıyor sizi. Tüm bu sebeplerle 1982’den sonra 2026 da Aston Villa taraftarları için çok özel bir yıl olarak hatırlanacak.
İşin açıkçası halamın sakalı olsa amcam olurdu gibi bir durum bu. Çünkü Birmingham ile metal müziğin göz ardı edemeyeceğimiz bir bağı ve oradan çıkan insanlarda etkisi var. Ancak Napalm Death’ten Barney olarak bu soruyu cevaplamam gerekirse biz sadece metal grubu olmadık. Punk ve noise, en az metal kadar ön plandaydı bizim müziğimizde. O yüzden Napalm Death, Birmingham menşeili bir grup olmasaydı da böyle bir müzik yapabilirdi ama bu şehir sayesinde hayatımıza kattığımız birçok nüans da var. Bunu yok sayamam.
Napalm Death’ten Barney olmanın ötesinde Astonlı Barney olarak konuşmam gerekirse de bu bahsettiğimiz nüanslar beni ben yapan özelliklerin sadece birkaçı. Çünkü ben veya herhangi birimiz sevdiğimiz, etkilendiğimiz şeylerden çok daha fazlasıyız. Sen bir gazetecisin, metal müzik dinliyorsun ve Napalm Death seviyorsun, İstanbul’da yaşıyorsun. Bunlar senin özelliklerinin muhtemelen binde biri bile değildir. Benim için de durum tam olarak bu. Birmingham’dan gelmesek hayatımda ne değişirdi bilmiyorum. Aston Villa taraftarı olamamak dışında. Buranın en büyük katkısı Aston Villa diyebilirim. (Gülüyor)
O albüm birçok insanı değiştirdi ve dönüştürdü. Ben Napalm Death’e girmeden önce de sıkı bir hayranıydım grubun. Birçok konserlerine gider, grup üyeleriyle konserlerden sonra konuşurdum. Onların yaptığı şeyin, birçoğumuzun hayatı algılama şekline dokunduğunu aktarırdım. “Scum”, bunların hepsinin zirve noktası. Napalm Death’te olmak ve bu albümün senin olması… Sana bundan daha iyi hissettiğim kaç şey sayabilirim bilmiyorum. Çünkü şunun farkındayım, muhtemelen bu röportajı okuyacak Türkiye’deki dinleyicilerimizin tamamına yakını için “Scum” önemli bir albüm. Napalm Death’i bilmelerini sağlayan albüm. Hatta 26 Temmuz’da konserimize gelmelerini de sağlıyor. Neredeyse 40 yaşına gelecek bir albümden bahsediyoruz. Bu albüm kaç farklı milletten kaç farklı nesle dokundu düşünebiliyor musun? Bir kere bir konserimizden sonra hayranlarımız yanımıza gelmişti ve “Scum, ekstrem müzik tarihinin Harry Potter’ıdır ve bizi büyülediğiniz için teşekkür ederiz” demişti. O günden beri bu analojiyi düşünüyorum ve haklı olduğunu söylemeliyim.
Sana karşı dürüst olacağım dünya her zaman bok gibi bir yerdi. Yarın daha da bok gibi olacak ve bunun değişeceğini düşünmek artık hayalperestliğe giriyor. Dünyada her zaman müthiş hayat yaşayanlar yüzünden günü bile tamamlamakta zorlanan insanlar oldu. Lakin son yıllarda dünyanın iplerini elinde tutan insanlar gerçek ruh hastaları ve bunun farkındalar. İnsanların, onlara güçlerinin yetmeyeceğini düşündükleri için de her şeyi yapmayı hak görüyorlar kendilerine. Tuhaf ve gerçek dışı şeylere maruz kalıyoruz. Dünyanın mutsuz kısmının canı cehenneme diyen psikopatlar yüzünden belki de tarihin en tehlikeli dönemini yaşadığımızı da kabul etmem lazım.
Düşünsene 100 yıl önce doğduğunu… Sadece doğduğun yıl yüzünden gençliğin savaşa denk gelecek. Haritada yerini bile gösteremediğin ülkelerdeki insanları düşman (!) belleyerek öldürmeye çalışacaksın. O da eğer şanslıysan ve onlar senden önce davranmadıysa. Üzgünüm, dünya bok gibi. Müzik yaparak öfkemizi sizinle paylaşmaya çalışıyoruz ki belki o öfkedeki bir kelime sizin de hayatınıza dokunur. Dokunduğu nokta, size bir dünya görüşü katar ve sonra o öfkeyi müzik aracılığıyla birbirimizle paylaşırız.
Bugüne kadar birkaç kere Türkiye’ye gelme şansına eriştik. Tutkulu olduğunuz gerçeği aklımdan çıkmıyor. Yoğun bir konser sizi bekliyor. Kan, ter, gözyaşı ve kulak ağrısına hazırlıklı olun. 26 Temmuz’dan sonraki birkaç gün kulaklarınız net duymayabilir.
Acı çekiyoruz çünkü hak etmeyen insanlara tüm gücü verip onların her şeyi bok etmesine olanak sağlıyoruz. Bu arada bu söylediğim şey sadece politikayla alakalı değil, günlük hayatta kurduğumuz insan ilişkilerinde de geçerli. Acı çekiyoruz çünkü acı çekmemizin temel nedenini anlayamayacak kadar çok sorunla baş etmeye çalışıp altında eziliyoruz. Sonrasında yola devam etmeye çalışıyoruz ama kötü bir haberim var: Neden acı çektiğini bilmezsen, ondan nasıl kurtulacağını da bulamazsın.
Bu dengesizliğin çözümünü bulamazsak hayatımızı hiçbir zaman hak ettiğimize inandığımız şekilde yaşayamayız. En basiti, haksız yere birini öldürsen hapse atılırsın değil mi? Peki, devlet haksız yere birini öldürürse ne olur? Öldüren kahraman, ölen suçlu. Çünkü, güç kimin elindeyse anlatıyı da o kurar. İnsanlar olarak gücümüzün farkına varmazsak neden acı çektiğimizi kara kara düşünmeye devam ederiz.