İlk halifeler dinden çıkana savaş açmış.
Nassa karşı içtihat olur mu?
gelenekselci i̇slam âlimlerinin karşı çıktığı "nassa karşı içtihat" konusu, ilk halifelerin uygulamalarıyla tartışılıyor; özellikle 'redde' savaşları ve halid bin velid'in affı örnek gösteriliyor.
"kesin hükümler karşısında şahsi yorum" anlamındaki "nassa karşı içtihat" konusu, gelenekselci i̇slam âlimleri tarafından asırlardır tartışılıp durmakta ve kahir çoğunluk tarafından bunun "yapılamayacağı" iddiası öne sürülmektedir. diğer bir ifadeyle gelenekselci fakihler; "bir konu hakkında açık bir dinî metin mevcutken, o konu hakkında akıl yürütmenin ve kendince yorum (içtihat) yapmanın caiz olmadığı" hususunda görüş birliği içerisindedir. fakat her ne kadar bunun caiz olmadığı söylenmiş olsa da tarihî kayıtlara bakıldığında, başta nebi olmak üzere, ona en yakın "râşit halifeler" de nassın karşısında içtihatta bulunmuşlardır. örneğin, birinci halife ebu bekir, "redde" savaşında, "nass" ın mukabilinde içtihat etmiştir. oysaki "redde" (irtidat etme, dönme, kendi mensup olduğu dini terk etme) konusuyla ilgili ne kuran’da ne de sünnette herhangi bir hüküm belirtilmemiştir. hatta nebi'nin kendi döneminde dahi birtakım insanlar irtidat etmiş, fakat nebi onlarla savaşmamıştır. nebi döneminde irtidat eden şahıslar 2 sınıftır: • bir sınıfı i̇slam toplumuna zarar veriyordu, • diğer bir kısmı ise zararsızdı. topluma zarar verenlerden birisi, abdullah b. übey b. selül idi. buna rağmen nebi bununla savaşıp onu ortadan kaldırmamıştır. çünkü kuran’da mürtedin öldürülmesi gerektiğine dair bir hüküm mevcut değildir. kuran, "lâ ikrâhe fiddîn / dinde zorlama yoktur" (bakara: 256) der. fakat birinci halife gelip, redde ehli ile savaşınca, yalnızca onlarla değil, "tüm zekâtı vermeyenler ile savaşıyorum" dedi ve o dönemde şu ünlü sözünü sarf etti: ant olsun allah’a, şayet (zekât olarak allah resulü’ne verdikleri) devenin yularını dahi bana vermezlerse, ben onlarla savaşırım. fakat nebi döneminde zekât vermek, insanların kendi iradesine bırakılmıştı. hatta tarihte "salebe-i ensari" namındaki medineli o sahabe hakkında şöyle bir kayıt da geçer: salebe çok yoksul biriydi. nebi'nin huzuruna gelip şöyle bir ricada bulundu: ‘ya resulallah. dua et de allah bana biraz servet verme lütfunda bulunsun. şayet bunu yapar ise, ben o maldan bayağı tasadduk edeceğim.’ onun bu talebi üzerine nebi onun hakkında duada bulundu ve o adam da hayli zenginleşti. sürüleri öylesine çoğaldı ki, medine’nin otlağı onun davar sürüleri için yeterli gelmedi ve o da medine dışına çıkma mecburiyetinde kaldı. zekât ayeti nazil olunca, nebi ona da zekât toplama memurlarını gönderdi. salebe, gelen memurları reddetti ve şunu söyledi: biz kitap ehli değiliz ki cizye verelim. hayır, biz müslümanız. nebi'nin ‘cizye’ diye tabir ettiği ve kitap ehlinden talepte bulunduğu şeyin aynısını siz benden talepte bulunuyorsunuz. ben de bunu vermiyorum. onun kınanması hakkında ayet nazil olmasına rağmen nebi zekâtı vermeye onu icbar etmedi. ayet şöyledir: onlardan bir kısmı da allah’a ahdetmişlerdi ki, eğer fazlından bize verir ise, elbette tasaddukta bulunacağız ve elbette salih kimselerden olacağız. derken, allah onları lütfu keremiyle zengin kılınca cimrileştiler ve yüz çevirerek sözlerinden gerisin geri döndüler. (tövbe: 75-76) müfessirlere göre bu ayet, salebe-i ensari hakkında nazil olmuştur. ve görüyoruz ki birinci halife hem mürtetler ile hem de zekâtı vermeyenler ile savaştı, bununla da "nassın mukabilinde içtihat yapmış oldu." oysaki halifenin o hareketleri, kuran’ın nassı ve peygamberin sünneti ile çelişmektedir. i̇kincisi; yine ilk halife, nassın mukabilinde içtihat ederek halid b. velid’i affetti. fazla oku bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (related nodes field) bilindiği gibi halid b. velid, ebu bekir’in emriyle mürtetler ile savaşa görevlendirildi ve "temim" kabilesine mensup olan malik b. nüveyre’nin kabilesi üzerine yürüdü. elbette ki o kabile müslümandı ve nebi döneminde i̇slam dinine girmişti. halid, gece yarısı bir fırsatını bulup onları gafil avladı ve askerlerine onların tümünü katletmelerini emretti. onu ve adamlarını öldürttükten sonra da aynı gece malik’in karısını kendi yatağına aldı. daha sonra dönüp medine’ye geldi. ömer b. hattap, halid’in yaptığı bu işten dolayı çok öfkeliydi. dedi ki, "ant olsun, seni zina ettiğin için recmettireceğim." böylece de onun bu durumunu dönemin halifesi ebu bekir’e haber verdi. halid b. velid’e had uygulanması gerektiğini, zira hem müminleri suçsuz yere katlettiğini hem de aşiret reisinin karısıyla zina ettiğini bildirdi. fakat ebu bekir, halid’i affetti ve onun "allah’ın yalın kılıcı" olduğunu öne sürdü. peki, ebu bekir bunu nasıl ve neye dayanarak affetti? çünkü ebu bekir’in halid’i affetmesi hem kuran nassına aykırıydı hem de adalet ve aklın hilafınaydı. i̇şte bu, allah ve resulü’ne en yakın olan bir halifenin nassa rağmen yaptığı içtihattı. i̇lginç olan şu ki şiiler, bu olay (halid olayı) üzerinden ebu bekir b. ebu kuhafe’yi suçlayıp dururlar. oysaki nebi de önceden bu şahsı affetmişti. zira nebi, halid b. velid’i mekke’nin fethinden sonra etraftaki kabileleri i̇slam’a davet etmesi için görevlendirmişti. halid’in i̇slam’a davet ettiği kabilelerden birisi de "cezime kabilesi" idi. onlar, onun bu davetini kabul edip müslüman oldular. halid de onların silahlarını bırakmaları gerektiğini ve bıraktıkları takdirde de güvende olacakları sözünü verdi. onlar da halid’in sözüne inanıp, "nasıl olsa müslüman kardeşimizdir, verdiği sözü tutar" düşüncesiyle silahlarını bıraktılar. halid, cahiliye dönemindeki onlarla olan düşmanlığını hatırlayarak ani bir saldırı ile (hatta kimi rivayetlerde onlarla cemaat namazı kıldıkları bir esnada) birden onların gafletinden yararlanıp hepsini esir aldı ve askerlerine onların tümünün öldürülmesini emretti. fakat askerlerinden bir kısmı onu dinlemeyip 30 ya da 40 kişiyi serbest bıraktı. peygamber bu olayı duyduğunda halid’in bu yaptıklarına çok üzüldü ve ellerini havaya kaldırıp 3 kez "allah’ım. ben halid’in bu yaptıklarından beriyim." diye yakardı. ve öldürülenlere tazminat ödemesi için i̇mam ali’yi görevlendirdi. yani nebi, cahiliye döneminde bir müşrik kabile ile tartıştığında onların üzerine müfreze gönderir ve onlarla savaşırdı. fakat halid’in katlettiği "cezime kabilesi" , onun kendi davetiyle i̇slam’a girmiş ve onunla birlikte de namaz kılmışlardı. buna rağmen halid, cahiliye döneminden kalma düşmanlığını hatırlayıp onların gafletinden de yararlanarak tümünü esir almış, sonra da büyük bir kesimini katlettirmiştir. buna rağmen nebi halid’i affetmiştir. i̇şte şii âlimlerin, nebi'nin bu sünnetine iyi dikkat edip, ebu bekir’i ona göre yargılamaları gerekir. çünkü nebi'nin kendisi önceden halid b. velid’i affetmiş ve onun aynısını da ebu bekir yapmıştır. bundan ortaya çıkan sonuç şudur: hükümler, toplumsal ihtiyaçlara göre belirlenir. ben, bu türden içtihatların yalnızca hz. nebi ve halife ebu bekir döneminde değil, hatta i̇mam ali’nin kendi hilafeti döneminde de yapıldığını birazdan izaha çalışacağım. ona geçmeden önce şunu belirtmem gerekir: kimi gelenekselci şii ve sünni din adamları, çoğu zaman gerçekleri insanlardan saklamaya çalışıyorlar. şiiler, ehl-i beyt imamları; sünniler ise halife ve sahabeler ile ilgili kimi gerçekleri halktan gizlemekle büyük hata yaptıklarını fark etmiyorlar. örneğin şiiler, i̇mam ali ile ilgili bu gerçeği şu şekilde gizlemeye çalışıyor ve diyorlar ki, "3. halife osman b. affan’ı öldürenler amr b. hamik el-huzai, muhammed b. ebu bekir, kinane b. bişr el-huzai, sudan b. humran el-muradi gibi şahıslardır. peki denilmez mi ki: ya ali. sen halife olduktan sonra neden osman’ın kanını almadın? onun kanı neden heder oldu? şayet osman ölümü hak ettiyse, peki onu neden müdafaa ettin? zira şiilerin iddialarına göre, i̇mam ali (as) osman’ı müdafaa etti ve sürekli i̇mam hasan ile i̇mam hüseyin’i onun kapısına dikti. çünkü osman’ın evi kuşatma altındaydı ve isyancıların onun evinin kapısından içeri girmelerine i̇mam hasan ile i̇mam hüseyin engel oluyorlardı. i̇mam ali’nin en büyük insani özelliklerinden birisi de hasan ile hüseyin’i osman’ın kapısına gönderip onu savunması oldu. demek ki halifelerin tümü de nassın mukabilinde içtihatta bulunmuşlardır. sünniler ise halifeler ve özellikle de halife ömer b. hattab ile ilgili, onun nassın mukabilinde hem de birçok kez içtihatta bulunduğunu gizlemeye çalışmaktadırlar. oysaki halife, 3 yerde nassın mukabilinde içtihatta bulunmuştur: 1- ömer b. hattab, muhacirler ile ensar arasında ikram yönünden ilk ayrımcılık yapan şahıstır. her zaman muhacirleri ensar’a tercih ederdi. yani devletin gücü arttıkça, ömer de ensar’a nispeten muhacirlerin ekonomik gücünü daha fazla artırır ve böylece de onlar arasında ayrışma yoluna giderdi. 2- halife ömer, 8 sınıf insandan biri olan "müellefetü’l-kulûb (kalpleri isındırılan)" (tövbe: 60) kesimin zekâttan tüm haklarını iptal etti ve dedi ki: "evet, bir zamanlar müslümanlar zayıftı ve müşriklerden ‘müellefetü’l-kulûb’ olanlar, savaşlarda müslümanlara yardımcı oluyorlardı. fakat şimdi artık müslümanlar güçlendi, dolayısıyla artık onların yardımlarına ihtiyaçları kalmadı." halifenin, onların haklarını iptaldeki gayesi, sistemin artık güçlü olduğunu vurgulamaktı. yani demek istiyordu ki, nebi'nin zamanında biz onlara muhtaçtık, çünkü zayıftık. ama şimdi güçlüyüz. oysaki kuran’ın kendisi der ki, zekâtın verilmesi gereken yerlerinden birisi de "müellefetü’l-kulûb/müşriklerin kalplerini i̇slam’a ısındırmak" tır. fakat ömer gelip, bu nassın mukabilinde içtihat yaptı ve kendi görüşüne göre hareket etti. 3- halife ömer’in, nassın mukabilinde içtihat ettiği yerlerden biri de "iki muta" konusudur. ömer, kendi şahsi görüşüne dayanarak bu mutaların ikisini de iptal etmiştir. bunlar; "hac mutası" ile "nisa mutası" dır. hac mutası; hac için ihram giydikten sonra onu umre haccına niyetlenmek ve umre haccı olarak yerine getirmektir. nisa mutası ise, bilinen şeydir. ömer, muta konularını iptal edince şu ünlü sözünü sarf etmiştir: resulullah döneminde yürürlükte olan o iki mutayı ben yasaklıyorum ve onları yapanları cezalandıracağım. yani peygamber zamanında bunlar helaldi, fakat ben bunları haram ediyorum. halife osman b. affan’a bakıyoruz, o da bir noktaya kadar nasların mukabilinde içtihatta bulunmuş ve bundan dolayı da müslümanlar onun aleyhine kıyam edip onu öldürmüşlerdir. yoksa nasların öngördüğü doğrultuda hareket etseydi, onu kimse öldürmezdi. kimi rivayetlere göre osman, afrika bölgesinden topladığı tüm humus vergisini kendi akrabası olan mervan b. hakem’e veriyordu. yine kabilecilik yapıp emevîlerin fasıklarını kendi etrafında toplamış ve ümmetin başına musallat kılmıştı. ayrıca onların tümüne, devletin yüksek makamlarında payeler vermişti. aynen günümüzdeki kimi şii müçtehitlerin ve tarikat şeyhlerinin kendi yakınlarını etrafında toplayıp humus ve mal varlıklarını onların emrine bırakması gibi, bunların yaptıkları da aynen osman’ın yaptıklarına benzemektedir. hasılı osman’ın bu durumu karşısında müslümanlar ona baş kaldırmış ve onu öldürmüşlerdir. şiiler der ki, bunlar (halifeler) kuran’a sadık kimseler değillerdi. peki sormak lazım: acaba i̇mam ali’nin allah tarafından nass ile tayin edildiğini ve nebi'nin onu gadir-i hum’da nass ile tayin ettiğini öne sürmüyor musunuz? peki i̇mam ali’nin tayini şayet nass ile yapılmış ise, o hâlde acaba i̇mam ali, biatı kabul etmeye neden karşı çıkıyor ve şöyle diyordu; ‘benim vezir olmam, size emir olmamdan daha iyidir.’ (bu sözü, i̇mam ali’ye nispet edilen "nehcü’l-belağa" isimli kitapta geçiyor.) tarihin kayıtlarına göre müslümanlar biat etmek için tam 3 gün i̇mam ali’nin evini muhasara altına aldılar, buna rağmen i̇mam onlara hep şunu söylüyordu: ben biatı kabul etmiyorum. peki ya ali. şayet şii din adamlarının dediği gibi sen allah tarafından nass ile tayin edilmiş isen, neden nassın mukabilinde içtihat yapıyorsun ve "hayır, ben halife olmak istemiyorum" diyorsun? oysaki allah seni bu işe tayin etmiştir. nasıl oluyor da "bırakın beni, benim vezir olmam, size emir olmamdan daha hayırlıdır" diyorsun? oysaki (gelenekselci şii din adamlarına göre) şayet allah seni bu işe tayin etmiş ise, sen kendi başına buyruk olamazsın. osman’ın öldürülme hadisesi de öyle. yani şayet haklı olarak osman öldürüldüyse, peki sen neden onu savundun? şayet haksız yere öldürüldüyse, onun katillerinin ölümüne hükmetmen gerekmez miydi? katillerini kısas etmek için neden osman’ın yakınlarına ya da yakınlarından olan muaviye’ye yetki vermedin ve "osman’ın kanlı gömleği" diye meşhur olan o gömlek ile muaviye’ye, onun hakkını savunma imkânı verdin? böylece de muaviye, osman’ın o kanlı gömleğini bayraklaştırdı ve "ben, onun kanını almak için onun velisiyim." dedi. şayet i̇mam ali ona bu fırsatı vermeseydi ve kendisi ya da onun velisine onun katillerini öldürme fırsatı tanısaydı, muaviye bu işi bayraklaştırabilir miydi? katillerin öldürülmesi hususunda da kuran şöyle buyuruyor: haklı olmadıkça allah’ın haram ettiği cana kıymayın ve kim, zulümle öldürülürse mirasçısına, öldürene karşı bir kudret ve salahiyet verdik, ancak öldürmede aşırı gitmemeli; şüphe yok ki yardıma da mazhar edilmiştir. (i̇sra: 33) peki, osman’ın çocukları yok muydu? (tarihî kayıtlara göre 9 oğlu, 6 ya da 7 tane de kızı vardı.) yakınları yok muydu? oysaki yakınlarından birisi de muaviye idi. o takdirde kuran’ın emri gereği onlara haklarının verilmesi gerekmez miydi? dolayısıyla demek oluyor ki, burada i̇mam ali nassın mukabilinde içtihat etmiştir. yani nas mevcut idi, fakat i̇mam ali nassın mukabilinde içtihatta bulunmuştu. çünkü katilleri teslim etmek maslahat değildi ve bu konuda i̇mam ali haklıydı da. çünkü şayet osman’ın katillerini teslim etseydi, isyancı ve osman’ın aleyhine baş kaldıran o kesim ve yine i̇mam ali’ye biat edenlerin tümü, bu sefer de i̇mam ali’nin aleyhine baş kaldırıp ortada hiçbir şey bırakmayacaklardı. *bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve independent türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. nass içtihat hasan kanaatlı hasan kanaatlı independent türkçe için yazdı hasan kanaatlı cumartesi, ağustos 1, 2026 - 10:45 main image: <p>i̇slam âlimlerinin medrese dersini tasvir eden oryantalist bir tablo. hasan kanaatlı bu makalede, ilk dönem i̇slam tarihindeki içtihat tartışmalarını inceliyor / görsel: rudolf ernst<!--tgqphd|||[]--><!--tgqphd|||[]--></p> <p><!--tgqphd|||[]--></p> <p><!--tgqphd|||[]--></p> türki̇ye'den sesler related nodes: allah geleceği bilir mi? eğitimdeki farklı yöntemler devleti kimler yönetir? type: news seo title: nassa karşı içtihat olur mu? copyright independentturkish:.