Türkiye-ABD ilişkileri yeniden şekillenmiş.
NATO 3.0 ya da Türkiye-ABD 3.0
ankara zirvesi, küresel güç ilişkilerinin transatlantik i̇ttifak içinde yeni bir konfigürasyonda şekillenmesinin başlangıcı olarak görülüyor ve türkiye siyasetinin iç ve dış boyutlarıyla yeniden kurgulanmasında kritik bir eşik teşkil ediyor.
ankara zirvesi, küresel güç ilişkilerinin yeni konfigürasyonunun öncelikle transatlantik i̇ttifak içinde şekillendirilmesinin başlangıç momenti olarak okunmalıdır. ve zirve, türkiye siyasetinin iç ve dış boyutlarıyla, bir bütün olarak yeniden kurgulanmasında kritik bir eşiktir.
Ankara’da iki gündür devam eden NATO zirvesinin önemi gerçekten azımsanmayacak düzeyde. Öyle ki gerek gündemi, gerekse yarattığı magazinsel tartışmalar bakımından şimdiden tarihteki yerini aldı. Bilimsel açıdan bakıldığında ise, Ankara Zirvesinin tarihsel önemi şu: 20. yüzyıl boyunca küresel güvenlik ilişkilerini biçimlendiren Soğuk Savaş biteli otuz beş yılı aşan bir süre geçti. Bu süre zarfında, Soğuk Savaş dönemine benzer, aktörleri, kurumları, kuralları, işleyişi, bölgesel yansımaları, savaş ve barış mekanizmaları belirli, yeni bir küresel güvenlik düzeninin oluştuğunu hala söyleyemiyoruz. Dolayısıyla Uluslararası İlişkiler disiplininde genel düşünce, dünya siyasetinin son otuz beş yılının esas olarak bir geçiş dönemi olduğudur. Bu geçişi yönlendiren ve dönemin karakteristiğini belirleyecek olan örneğin Soğuk Savaş’ın nükleer tehdit dengesi, konvansiyonel kuvvetler anlaşmaları ya da BM Güvenlik Konseyi’nin kolektif güvenlik düzeni gibi- ekonomik, teknolojik ve askeri dönüşüm dinamiklerinin sonuçlarını görmek ve net olarak tespit etmek henüz mümkün olmamıştır. Sonuç olarak Uluslararası İlişkiler alanında fikir üretmeye çalışan Batılı ve Batı dışı akademik dünya son otuz beş yılı, basitçe Soğuk Savaş sonrası dönem olarak tanımlama konforunu sonuna kadar kullanmıştır.
Elbette özellikle 2000’lerin başlarından itibaren küresel düzeni etiketlemeye dönük bir çok kavram ortaya atıldı. Alanın önde gelen düşünürleri ya da uluslararası figürler, tek kutupluluk, çok-kutupluluk, kompleks çok kutupluluk, yeni emperyalizm, imparatorluk, ulusaşırı kapitalizm, çok-merkezlilik, hegemonya sonrasılık, Yeni Soğuk Savaş gibi, daha yakın dönemde de gözetim kapitalizmi, tekno-kutupluluk, dijital imparatorluk, dijital kolonyalizm ve platform kapitalizmi gibi kavramlarla yaşadığımız dünya-tarihsel dönüşümü açıklamaya çalıştılar, çalışmaktalar. Bu kavramlar arasında Yeni Soğuk Savaş, Çin ve ABD arasındaki hegemonya mücadelesinin giderek keskinleşmesiyle, tüm yüzeyselliğine rağmen kolay anlaşılır bir kavram olarak yaygınlık kazandı.
TARİHİ BİR SİYASİ MOMENT
Büyük güç siyaseti açısından bakıldığında 2026 NATO Ankara Zirvesi, bir yandan Yeni Soğuk Savaşı, yani ABD ve Çin arasındaki hegemonya rekabetini; diğer yandan ve daha da önemlisi, bu rekabetin keskinleşmesine bağlı olarak Transatlantik güvenlik ilişkilerinde yaşanan dönüşümleri, nihayet askeri-siyasi bir çerçeveye yerleştirecek tarihi siyasi momenttir ve Batı kapitalizminin idaresi açısından tam bir dönüm, hatta kırılma noktasıdır.
Henüz daha zirve başlamadan açık bir şekilde görülmüştür ki Trump, ABD’nin Batı kapitalizminin liderliğini 21. yüzyıl boyunca devam ettirmesi karşılığında, oldukça zorlayıcı koşulları Batılı müttefiklerine artık net bir şekilde dayatmaktadır. Birçok ABD resmi belge ve raporunda belirtildiği üzere, yakın bir gelecekte, tahminen 2035-2040 arasında, Çin’in ABD’yi başta ekonomik ve askeri olmak üzere birçok yapısal güç unsuru bakımından dengeleme ve sınırlama gücüne erişeceğine dair projeksiyonlar, bu netleşmenin ana nedenidir.
Belli ki ABD müesses nizamı 1980’lerden bu yana son derece şiddetli bir biçimde, askeri darbeler, kanlı iç savaşlar, hiçbir sonuç yaratmayan uluslararası müdahaleler, küresel terörizmle mücadele kisvesi altındaki askeri/ emperyalist yayılım ve Afrika ve Filistin’de gözünü yumduğu ve halen devam eden soykırımlar eşliğinde yürütülen ve kapitalizmi tam bir dünya sistemi haline getiren neoliberal/ emperyal genişlemenin, kendisi için böyle bir rakip yaratacağını pek de öngörmemiştir.
ABD’li ve Avrupalı siyasi ve ekonomik elitler 2010’lardan itibaren duruma uyandıklarında, tüm bir kapitalist dünya 2008 küresel finansal kriziyle boğuşmaktaydı ve bu kriz, ardından da Covid-19 pandemisi planlamacı devlet kapitalizmine yönelen Çin’in çok yararına oldu. Bu nedenle Ankara Zirvesi, ABD’nin küresel liderliğinin yeni nitelik ve koşullarını, 1. Trump döneminde son derece saldırganca başlatılan, Biden döneminde tonu düşürülse de sürdürülen ve Trump’ın 2. Döneminde daha da netleştirilen bir şekilde Avrupa, Kanada, Japonya, Avustralya, Körfez vb. gibi müttefiklerine bildirdiği, hegemonik bir taarruz olarak görülebilir. Dolayısıyla Ankara Zirvesi, küresel güç ilişkilerinin yeni konfigürasyonunun öncelikle Transatlantik İttifak içinde şekillendirilmesinin başlangıç momenti olarak okunmalıdır.
YİNE, YENİ, YENİDEN NATO!
Buradan Türkiye’nin konumuna gelecek olursak burada soru şudur: AKP hükümetlerinin 2014-2020 arasındaki Avrasyacı, hatta Rusyacı stratejik özerklik parantezinin ardından, bu arayışın bedellerini 2020-2025 boyunca ödeyerek, süreç içinde ülkenin sürüklendiği ekonomik ve siyasi krizi aşabilmek için ‘‘Yine, Yeni, Yeniden NATO’’ noktasına gelmesinin, bu süreci doğru okumasıyla bir ilgisi var mıdır? Bu sorunun yanıtı hem evet, hem de hayırdır. Evet diyebilmemizin nedeni, gerçekten Ankara’nın, zirve öncesinde atılan pek çok adım – İngiltere’den uçak alımı, İtalyan/ Fransız şirketleriyle savunma sanayii ortaklıkları, Boğazlar ve Adana’da kurulan yeni NATO askeri yapıları, Karadeniz’de NATO çerçeveli askeri işbirlikleri- ve zirve sırasında varılacak anlaşmalarla – milyarlarca dolarlık savunma sanayii işbirliği anlaşmaları, yeni Patriot yerleştirmeleri ve en önemlisi yerli Kaan uçaklarına motor satışı- stratejik yönelimini keskin bir şekilde ABD ve NATO’ya entegre etmesidir. Bu adımlarla, Türk dış politikasında AKP hükümetleri döneminde yaşanan en keskin U dönüşü gerçekleştirilmiştir. Öyle ki, çok yakın bir zamana kadar Rusya’nın askeri genişlemesini ve Çin’in ekonomik yükselişini, anti-Batı bir söylemle, dış politikada denge ve özerklik iddialarının zemini olarak kullanan Ankara, bu zirvede her iki gücü tehdit olarak tanımlamak durumunda kalacaktır. Dolayısıyla bir önceki dönemin bağımsızlık ve stratejik özerklik söylemlerinin ve politikalarının tamamen terkedilmesi söz konusudur.
DIŞ VE İÇ SİYASETİN YENİDEN KURGULANMASI
Sorunun yanıtının aynı anda hayır olmasının nedeni ise şudur: Ankara, Türk ordusunun 1950’de NATO üyesi olabilmek için Kore’ye asker gönderilmesinde olduğu gibi, bugün de NATO’nun Orta Doğu ve Pasifik bölgesine yayılımının ana askeri dayanaklarından biri olmasını kabul etmiş görünmektedir. Diğer bir deyişle ABD liderliği, Avrupa ülkelerine dayattığı militarizasyonu, Türkiye ve komşuları Yunanistan ile Güney Kıbrıs’a da dayatmaktadır. Ancak bugünkü süreçte hem ABD hem de Türkiye iç siyaseti açısından bir yenilik söz konusudur. Trump ve Erdoğan liderlikleri, aslında kolektif bir Avrupa güvenliği/ savunması anlayışından hareket etmemekte; en temelde, liderliğini yürüttükleri iktidar bloklarının ekonomik ve yayılmacı çıkarlarını gizli/ örtük bir şekilde değil, açıktan yaşama geçirecek, ortak adımlar atmaktadırlar. Bu nedenle Ankara zirvesi Türkiye siyasetinin iç ve dış boyutlarıyla, bir bütün olarak yeniden kurgulanmasında kritik bir eşiktir. Hükümetin ABD’nin Türkiye’ye NATO çerçevesinde tanımladığı yeni rolleri kabul etmesi, AKP-MHP iktidar bloğunu azalan seçmen desteğine ve yaşanan derin siyasi/ ekonomik krize rağmen iktidarda tutacak, kritik bir adımdır. Benzer bir şekilde, Kasım’daki ara seçimlere İran hezimeti ile girecek olan Trump, ABD müesses nizamına, ‘‘Demokratlarla yıllardır Türkiye’yi kaybetmiştiniz, ben tekrar kazandım. Suriye’yi böyle bitirdim.’’ diyebilecektir.
Çünkü Türkiye’nin bölgede özellikle Suriye’nin yeniden inşası, Hamas’ın kontrol altında tutulması, Ukrayna Savaşı’ndaki görece tarafsız konumunu değiştirerek, gerektiğinde Boğazlarda Rusya’yı zorlayabilecek pozisyonlar alabilecek olması, İsrail’in Orta Doğu’da rahatlamasına bir anlamda destek olması ve uzun zamandır boşlukta kalan hava savunması alanında tekrar Batı şirketlerine ve finans kurumlarına bağımlı hale getirilmesi, kuşkusuz Trump için önemli başarılardır.
TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ 3.0
Bir önceki dönemde Biden yönetimi Türkiye’nin taleplerine soğuk bakarak, Suriye’de karşıt konumda kalarak Türkiye’yi ABD’den uzaklaştırmıştı. Trump’ın 2. döneminde Türkiye’yi bu kadar önemsemesi ve övmesinin temel nedeni, ABD müesses nizamının uzun erimli ekonomik ve askeri önceliklerine Türkiye’yi tekrar entegre edebilmiş olmasıdır. Sonuç olarak bu zirve ilk bakışta NATO 3.0’ın ilan edildiği bir zirve gibi görünse de, aslında Türkiye açısından ilan edilen çok daha önemli başka bir dönüşüm de Türkiye-ABD İlişkileri 3.0’dır.