Mamdani, Wall Street'i sollamış.
NYT röportajı | Kapitalizmin merkezinde bir sosyalist: New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ile söyleşi
"siyaset, zenginlerin hobisi değil, emekçilerin geçim mücadelesidir" diyen new york belediye başkanı zohran mamdani; wall street'in merkezinde milyonerleri vergilendirmeyi, halka ücretsiz sosyal hizmetler sunmayı ve emperyalist dış politikaya karşı durmayı savunan radikal yönetim modelini new york times'a (nyt) verdiği röportajda anlattı.
"siyaset, zenginlerin hobisi değil, emekçilerin geçim mücadelesidir" diyen new york belediye başkanı zohran mamdani; wall street'in merkezinde milyonerleri vergilendirmeyi, halka ücretsiz sosyal hizmetler sunmayı ve emperyalist dış politikaya karşı durmayı savunan radikal yönetim modelini new york times'a (nyt) verdiği röportajda anlattı.
Dünya kapitalizminin kalbi sayılan New York, alışılmışın dışında bir dönemden geçiyor. Demokratik sosyalist Belediye Başkanı Zohran Mamdani, kamuoyu nezdinde popülaritesini artırırken, hayata geçirdiği kamucu ve halkçı politikalarla dikkat çekiyor.
New York Times yazarı Lulu Garcia Navarro’nun Mamdani ile gerçekleştirdiği kapsamlı röportajda, ABD’nin en büyük metropolünde sosyalist bir yönetimin neleri değiştirebileceği sorusuna yanıt arıyor.
Ücretsiz kreşten, kira dondurma kararlarına, Gazze’deki soykırım karşısındaki tavırdan göçmen haklarına kadar pek çok konunun masaya yatırıldığı söyleşi, ABD siyasetindeki sol dalganın geleceğine de projeksiyon tutuyor.
“2028 şimdiden başlıyor”: Solun yükselişi ve parti içi mücadele
Zohran Mamdani: Çok uzun zamandır Demokrat Parti’nin tek cevabı “Biz Cumhuriyetçi Parti değiliz” demekten ibaretti. Federal yönetimin acımasızlığına karşı sadece reaksiyon gösteren bir pozisyondaydık. Ancak bizim bu yönetimden sonrası için bir vizyonumuz olmak zorunda. Bu vizyonun merkezinde de emekçiler yer almalı. Bu mesajı sadece New York’ta değil, geçim mücadelesi veren her yerde seslendirmek kritik önemde. New Yorklular Darializa Avila Chevalier, Claire Valdez ve Brad Lander gibi isimlere oy vererek entelektüel tartışmaların ötesinde, kendi maddi gerçekliklerini değiştirecek bir siyaseti seçtiklerini gösterdiler.
Her ikisiyim. Beni bir Demokrat olmaktan gururlandıran şey, partinin geçmişte savunduğu değerlerdir. Roosevelt dönemini, “Dört Özgürlük” ilkesini ve “New Deal” (Yeni Mutabakat) politikalarını düşünün. Partinin özü buydu ancak bugün bunlara ancak kitaplarda rastlayabiliyorsunuz. Bunu kabul etmiyorum.
Kesinlikle bir ortaklık ve o benim için bir ilham kaynağı. Uzun süre siyaset sadece bireyler üzerinden okundu, oysa bu ortaklığın temelinde kolektif inanç var. New York tarihinin en büyük belediye başkanı Fiorello La Guardia, Roosevelt’in ortaklığı olmadan o başarıları yakalayamazdı. Ülkenin en pahalı şehrinde halkçı bir bütçe ve yaşam gündemi yaratmak istiyorsanız, hükümetin her kademesinde ortaklara ihtiyacınız var. AOC aday olursa ne karar vereceğini hep birlikte göreceğiz; kendisi her pozisyonu layıkıyla yapabilecek bir lider.
“Netanyahu bir savaş suçlusudur, yeri Lahey’dir”
Dış politikada ahlaki bir netliğe ihtiyacımız var. New Yorklulara, onların temel ihtiyaçları bütçesizlikten karşılanamazken, dünyanın öbür ucundaki sivilleri öldürmek için nasıl milyarlarca dolar gönderildiğini açıklayamazsınız. Filistin ve Gazze’de yaşananlar bugünkü siyasetin ahlaki iflasının en net göstergesidir. Bir siyasetçinin koalisyonumuzda yer alması için illa tek bir kalıptan çıkması gerekmiyor ancak işçi sınıfının haklarını savunurken gerçekleri de olduğu gibi söyleme cesaretine sahip olması gerekir.
Aday olmak isteyen herkesin ilk adımı, bugün gördüğümüz yıkım konusunda dürüst olmak ve bunu değiştirmek için ne gerektiğini açıkça ortaya koymaktır. Desteklediğim Kongre adaylarının ortak noktası, İsrail’e silah satışını kısıtlayan “Bombaları Durdurun” yasasını imzalayacaklarını taahhüt etmeleriydi. Ülke genelinde insanların güvenini kazanmak isteyen herhangi bir başkan adayının, mevcut politikamızın nelere yol açtığını kabul etmesi gerekir. Demokrat Parti istisnasız herkes için insan haklarının partisi olmalıdır, buna Filistinliler de dahildir.
Başbakan Netanyahu’nun yeri Lahey’dir. O, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından suçlanmış bir savaş suçlusudur. New York’ta yasaların bana verdiği yetki ve sınırlar neyse, hukuk departmanımızla istişare ederek onu uygulayacağız. Federal düzeydeki gibi hukukun dışına çıkma amacında değiliz ancak adaletin yerini bulması gerektiğine inanıyoruz.
“İnsani bir göçmen politikası güvenlikle çelişmez”
“Güvenli” ve “insani” kavramlarının birbirine zıt olduğuna inanmıyorum. Göçmenlik kontrolünü sağlamanın tek yolunun ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) gibi toplulukları terörize eden bir kurum olmadığını düşünüyorum. ICE, yasallıktan ziyade insanları fişleyen ve bu ülkeyi kendi evleri olarak gören milyonlarca insanı dışarı atmayı amaçlayan bir sınır dışı etme makinesine dönüştü.
New York bir sığınak şehirdir (sanctuary city). Eğer bir kişi 170’ten fazla ağır suçtan birini işlemiş ve mahkum olmuşsa federal hükümetle çalışmaya hazırız. Ancak federal hükümetin, suçunun ne olduğunu bile bilmediğimiz milyonlarca insanı topluca sınır dışı etme operasyonlarına ortak olmayacağız. Meşru sığınma taleplerine saygı duyulmalıdır.
Sosyalist belediyecilik pratiği: Kira dondurma ve ücretsiz kreş
Yine şu an yaptığım şeyleri yapardım, sadece süreç daha hızlı olurdu. En büyük önceliğim kesinlikle tamamen ücretsiz kreş hizmeti sağlamak olurdu. Şu an New York’ta 2 yaşında bir çocuğun kreş masrafını karşılayabilmek için bir ailenin yıllık en az 334 bin dolar kazanması gerekiyor. Bu inanılmaz bir rakam. Bu yıl kreşler için 1.2 milyar dolarlık kaynak ayırdık. Bu sonbaharda 2 bin, önümüzdeki sonbaharda 12 bin çocuğa kreşleri ücretsiz yapacağız ve 4 yılın sonunda şehirdeki tüm 2 yaşındaki çocuklar bu hizmetten ücretsiz yararlanacak. Ayrıca 175 otobüs hattını hızlandırarak toplu taşımayı kullanan 1 milyondan fazla New Yorklunun hayatını kolaylaştırıyoruz.
New York ekonomisi Wall Street, finans ve gayrimenkul üzerine kurulu. Bir demokratik sosyalist olarak özel sektörün rolüne nasıl bakıyorsunuz? Söylemleriniz bazen kapitalist bir belediye başkanını andırıyor.
Güçlü bir ekonominin göstergelerine sadece zenginlik penceresinden bakmayı bırakmalıyız. Evet, New York dünyanın en zengin şehri ama aynı zamanda her dört kişiden birinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir yer. Şehre yapılan yatırımları memnuniyetle karşılıyorum ancak amacım bu zenginliğin faydalarının New Yorklu emekçilere dönmesini sağlamak. Şehri inşa eden işçiler, fahiş kiralar yüzünden komşu eyaletlere taşınmak zorunda kalıyor. Eğer çalışan insanlar bu şehirde yaşayamazsa, New York yaşayan bir organizma olmaktan çıkar, bir müzeye dönüşür. Biz en zengin New Yorkluların vergilerini biraz daha artırarak bütçeyi halk için kullanıyoruz. Şu an kamu eliyle işletilecek belediye marketleri projemiz üzerinde çalışıyoruz.
Siyasetimiz her zaman kimleri dışarıda bırakacağımız üzerine kuruldu. Ben ise içeriye nasıl daha fazla insanı dahil edebiliriz, bunun tartışmasıyla ilgileniyorum. Bizim vizyonumuz; kirasını ödemekte, mutfak masrafını karşılamakta ve çocuğuna bakmakta zorlanan, emeğiyle geçinen tüm insanları bu geleceğin merkezine koymaktır. Siyaset elitlerin elinden alınıp halkın geçim derdine derman olduğu müddetçe bu yürüyüşü durduramazlar.
“Siyaset güç devşirme alanı değil, dürüstlük mücadelesidir”
Bence bugün özellikle çok kritik olan şey dürüstlüktür. Neye inandığınız, ne için mücadele ettiğiniz konusunda dürüst olmak ve bu dürüstlüğü fikir ayrılığı yaşadığınız insanların karşısında bile koruyabilmektir. Çünkü New Yorkluların ve Amerikalıların aradığı şey, sizden hoşlanmasalar veya sizinle aynı fikirde olmasalar bile, neyi savunduğunuz konusunda size güvenebilmektir.
Belediye başkanlığına aday olduğumda, benimle bazı konularda aynı fikirde olmadığını söyleyen ama kampanyamın tam olarak neyi hedeflediğini ezbere sayabilen birçok insanla karşılaştım. Ne yaptığınızı ve neden yaptığınızı açıklayabilmelisiniz. Çoğu zaman siyasetçiler için tek cevap “güç kazanmak” oluyor. Bu iyi bir cevap değil, olamaz da. Asıl soru şu: Kimin için savaşıyorsunuz? Neden ve nasıl? Bu sorular, siyasetçilerin çoğunu köşeye sıkıştıran sorulardır.
Keşke bunu planlı bir siyasi projenin parçası olarak benimsediğimi söyleyebilseydim ama bu özelliğimi çocukken beni buna teşvik eden anne ve babama, büyükanne ve büyükbabama borçluyum. Çoğu zaman siyasetçiler, herkesin üzerini boyayabileceği boş bir tuval gibi hareket ediyor. Bence insanlara şunu göstermenin zamanı geldi: “Ben buyum. Belki beğenirsiniz, belki beğenmezsiniz ama bu benim.”
Eşine yönelik eleştirilere yanıt: “O kendi ayakları üzerinde duran bir sanatçı”
Oldukça yoğun bir süreç ama bunu hayatımın aşkından başka biriyle göğüslemek istemezdim. Sevdiğim şehri yönetirken hayatımın aşkıyla evli olmak, hayattan daha fazlasını isteyemeyeceğim bir durum. Onun yanında adeta bir vaha buluyorum.
Hayır, kesinlikle adil bulmuyorum. Bu durum, bir siyasetçi eşinin nasıl olması gerektiğine dair köhne ve modası geçmiş anlayıştan kaynaklanıyor. Rama kendi ayakları üzerinde duran, bağımsız bir birey. Kendisi inanılmaz bir sanatçı ama bugün dünyayla kurduğu bağın büyük bir kısmı sadece “benim eşim olması” üzerinden çerçeveleniyor. İnsanların yanıma gelip Rama’nın sanatını ne kadar sevdiklerini söylemesi, hayatımdaki en büyük mutluluk anlarından biri. Evet, o benim eşim ama her şeyden önce kendi işini yapan bir sanatçı, ben ise sadece onun sevdiği adamım.
New York’ta “hava” değişiyor: Müze değil, yaşayan bir şehir
Bu şehri, insanların burada yaşarken hissettikleri duygular nedeniyle bağlandıkları bir yer haline getirmeliyiz. Bu şehri bu kadar özel kılan şeyleri dünyanın geri kalanıyla paylaşmak benim için bir onurdur. Biz insanlara sadece “Evinize hoş geldiniz” diyoruz. Emeğiyle bu şehri var edenlerin, burada insanca eğlenebildiği ve yaşayabildiği bir düzeni kalıcı kılmak istiyoruz.