Tarih sinemada nasıl anlatılır, kitapta toplamışlar.
Oğuz Makal’ın “Sinema Tarih-Tarih Sinema: Sinemada Tarihin Görüntüsü” Kitabı Okurla Buluştu
sinema tarihçisi oğuz makal, tarih ve sinema ilişkisini ele aldığı "sinema tarih-tarih sinema: sinemada tarihin görüntüsü" kitabının 3. baskısını okurla buluşturdu. kitap, temsil, bellek, politika ve ideoloji ekseninde sinema-tarih ilişkilerini inceliyor.
tari̇hi̇n si̇nemadaki̇ temsi̇li̇ne kapsamli bi̇r bakiş: sinema tarihçisi, öğretim üyesi oğuz makal, ange yayınları tarafından 3. baskısı yapılan -geliştirdiği ve güncelleştirdiği- bu yeni kitabında “temsil, bellek, politika ve i̇deoloji” ekseninde sinema-tarih ilişkilerine bakıyor. oğuz makal, film aslında “kamusal ve akademik tarih arasındaki boşluğu dolduran ve geçmişteki insanların gündelik yaşamlarına ilişkin bir fikir veren değerli bir ek tarihi kaynak (richard aldgate). olarak görülebilir […] oğuz makal’in “si̇nema tari̇h-tari̇h si̇nema: si̇nemada tari̇hi̇n görüntüsü”ki̇tabi okurla buluştu yazısı ilk önce marjinal sinema kültür üzerinde ortaya çıktı.
TARİHİN SİNEMADAKİ TEMSİLİNE KAPSAMLI BİR BAKIŞ:
Sinema tarihçisi, öğretim üyesi Oğuz Makal, Ange Yayınları tarafından 3. baskısı yapılan -geliştirdiği ve güncelleştirdiği- bu yeni kitabında “Temsil, Bellek, Politika ve İdeoloji” ekseninde sinema-tarih ilişkilerine bakıyor.
Oğuz Makal, film aslında “kamusal ve akademik tarih arasındaki boşluğu dolduran ve geçmişteki insanların gündelik yaşamlarına ilişkin bir fikir veren değerli bir ek tarihi kaynak (Richard Aldgate). olarak görülebilir görüşünün yıllar önce kendini hareket geçirdiğini, sonuçta okura sunulan bu kitapta tarihle buluşan filmler yanı sıra ‘ek bir tarihi kaynağın da’ ortaya çıktığını belirtiyor. Çalışması için “Filmlerdeki tarih anlayışının yansıma biçimini öğrenme çabası, ister yorucu bulunsun ister zevkli, tıpkı “filmin tarihi ve tarihin sinematografik okunuşu”nda olduğu gibi, sonuçta yapılan içerik ve biçimsel sisteme ilişkin bir öğrenme edimi yolculuğu…” açıklamasını yapıyor ve bu yolculuğu paylaşmaya bizleri de davet ediyor.
Robert A. Rosenstone işaret etmişti, yazılı tarihin farklı kategorilere ayrılabilmesi gibi, sinemada tarihin temsili de “drama olarak tarih”, “kişisel tarih”, “sözlü tarih” ya da “postmodern tarih” gibi çeşitli biçimlerde ele alınabilir. Oğuz Makal ise bu çalışmasında kuramsal sınıflandırmaların ötesine geçerek, tarihin sinemadaki somut yansımalarına odaklanıyor.
Kitabın içeriği fazlasıyla geniş, adeta bir ansiklopedi… Girişte “sinema tarih ilişkisi nedir?” sorusuna yanıt aramış. Geçmişi Öğrenmenin Öneminden Tarihi Filmlerin Beklenmedik İşlevine Politik Sinemada Tarihe, Sinematografik Özgürlüğe beş altı konuyu tartışıyor. Örneğin Politik Sinema kavramı açılıyor ve “Politik sinema, sinemayı yalnızca estetik bir anlatı aracı olarak değil, toplumsal, ekonomik ve ideolojik güç ilişkilerini görünür kılan ve tartışmaya açan bir ifade alanı olarak ele alan sinema anlayışıdır.” saptamasını yapıyor. “Politik sinema” kavramını ilk çağrıştıran Sovyet yönetmen Eisenstein’in Potemkin Zırhlısı ve yine yurttaşı Dziga Vertov’un filmlerinden de yaklaşık 35 yıl sonra politik film tanımını tümüyle hak eden Pontecorvo’nun “insanların birleştiklerinde ne kadar güçlü olduklarını gösteren”Cezayir Savaşı filmidir. Yanı sıra 1800’lerin başında Karayiplerdeki köle isyanlarını anlatan İsyan (Queimada) filmini de Pontecorvo çekecektir. Z (1969, Costa-Gavras) ya da Missing (1982, Costa-Gavras), Yılmaz Güney(in Yol filmi Cezayir Savaşı’nı yalnız bırakmayacaktır. Jean-Luc Godard unutulmuyor ama Angelepoulos’un kendi sözleriyle “sinemaya politikayı sokmak değil, sinemayı politik olarak yapmak” görüşündeki ve alışılmış film kalıplarının dışında, Brechtiyen sanat yaklaşımıyla filmleriyle tanınan Theo Angelepoulos üzerinde de ayrıntılı duruluyor.
Birinci Bölümde “İzleyiciyi Tarihe Katan Bir Sinema” başlığı altında, daha iyi öyküler kurmaya başlayan tarihi fimlere (örneğin Pompei, Truva’yı ya da Roma Cumhuriyeti ile Kartaca arasında gerçekleşen İkinci Pön Savaşı’nı konu edinen Cabiria, Bir Ulusun Doğuşu gibi) bakıyor. Tarihi Dram Arayışları başlığının altında Kleopatra’dan Büyük İskender’e Angelepoulos’un Megalaxandros filmine, Napolyon’dan II.Ludwig’e tarihsel portrelerin beyaz perdeye yansımasını aktarıyor.
Bu bölümde din-peygamberler konu ediliyor. Filmlerde Musa/Yahudillik, İsa Hristiyanlık ve üzerine yapılan Çağdaş Yorumlara bakılıyor; özellikle Costas Gavras’ın Amen ve Mel Gibson’ın İsa’nın Çilesi filmlerine. İslam inancında Hz. Muhammed’in görsel bir tasvirinin (suretinin) yasaklılığı nedeniyle sinemada ortaya çıkan boşluğu tartışıyor, Haçlı Seferleri ve Buda’ya da yine filmler yoluyla bakılıyor.
“Shakespeare’de Tarihsel Kahramanlar” başlığı altında da kapsamlı saptamalar var. Tarihi Oyun Uyarlamalarına (Hamlet, Macbeth, III. Richard, Othello) yer veriliyor. Tarihi fantastik filmler, ‘Başkaldıranlar” yani Jeanne d’Arc, Spartacus, Ben Hur, William Wallace, General Maximus, Zapata üzerinde de duruluyor.
Okur için belki en çok üzerinde durulacak ikinci bölüm “Tarihi Anlaşılır Yapma Yolunda Bir Sinema” başlığını taşıyor. Burada James Monaco’nun devrimin hemen ardından gelen dönem için “1920’li yıllar boyunca Sovyet sineması yalnızca uygulama açısından değil, aynı zamanda kuramsal açıdan da dünyanın en heyecan verici sinemalarından biriydi” açıklaması dikkate alınarak Ayzenştayn, Pudovkin, Vertov filmlerine bakılıyor: “Eisenstein “Yeni düşünceler, ancak yeni toplumsal formlardan gelebilir” demektedir. Bu evrede bir yanda Amerikan sinemasının dev yapımlarını nasıl alt edebileceklerini[1], diğer yanda karşı bir kültür ve sanat anlayışı ortaya koyarak kentsoylu kültüre nasıl bir darbe indirebileceklerini sorguladıklarını belirtir. Kendine Prometevari bir görev biçen Eisenstein, yanıtını şöyle verdiklerini aktarır:
Amerikalılar’ınkinden daha çarpıcı bir öykü mü? Öyküyü tümüyle dışlamaktan daha çarpıcı ne olabilirdi?
Avrupalı ve Amerikalı’larınkinden daha üstün yıldızlar mı? Bugüne kadar yapılması düşünülmemiş bir şey yapmaya -yıldızsız filmler yaratmaya ne dersiniz?
Herkes tarafından benimsenen film kahramanlarınınkinden daha anlamlı ve önemli nitelikler mi? Ya hepsine arkamızı dönüp tümüyle farklı gereçlerle çalışmaya ne buyrulur? Tüm bunlara karşı koyarak – öyküyü kaldırarak, yıldızları atarak-, öykünün merkezine temel dramatis persona oyuncu olarak kitleyi, oyuncuların tek tek oyunları için fon oluşturan kitleyi yerleştirseydik…
Sonuçta Ayzenştayn’ın Grev (Stachka) filminden Korkunç İvan’a tüm filmleri üzerinde duruluyor. Bu bölümde yer alan İspanya İç Savaşı üzerine açıklama ve encelenen filmler neredeyse başlı başına bir kitap olabilir: Ay Carmela!, Ülke ve Özgürlük, Libertarias, Çocuk Gözüyle Faşizmı anlatan Kelebeklerin Dili ve Pan’ın Labirenti, Hemingway ile İspanya iç savaşı: Hemingway & Gellhorn, Savaşın Gölgesi merak giderici. Önemli bir başlık (Savaş Eleştirisi Filmler) altında da Batı Cephesi 1918ve Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok filminden Unbroken/Boyun Eğmez’e kadar 16 film incelenmiş. Ayrıca Vietnam filmleri üzerinde de durmuş. Kim unutabilir ki “Kıyamet” ya da “Full Metal Jacket” gibi kült filmleri.
Üçüncü Bölüm *Tarihi Anlamak Ve Epik Kuram” Tarihi Anlamada Bertolt Brecht Ve Epik Kuramın Önemi başlığı ile başlıyor Angelepoulos Sinemasında Brecht Etkisi ile devam ediyor. Kitapta, Angelepoulos, Bertolt Brecht’in estetik kuramıyla bazen Godard örneğinde olduğu gibi, filmi yaşamdan kopararak değil, yaşamla bütünleştirebilmek için filmi yaşama yabancılaştırarak, özdeşleşmeyi engelleyen bir sinema yaratarak bağlar kurmuştur. Çağdaş dünyada sanat ve film yapmanın başka bir yöntemi de olabileceğini bu etki ve bağlar ortaya koymuştur. düşüncesi ileri sürülüyor.
Bordwell’in sözleriyle “hem popüler hem seçkin Avrupa sinemasının son nefesini tükettiği bir dönemde” üretici bir gerçekçilik içinde gelişen estetiğini Brecht’ten yararlanarak geliştiren Angelepoulos gibi bir yönetmen sinemanın alanını açabilirdi ve filmleriyle bu gerçekleşir. Onun, “Modern Tarih Üçlemesi”nin Metaxas diktatörlük günlerini anlatan, 36 Günleri (Meres tou, 1973), Kumpanya/Gezgin Oyuncular (O Thiassos, 1975) ve Avcılar (I Kinighi, 1977) Angelepoulos’un Brecht estetik kuram-düşüncesine en yakın yapıtlar olarak gösterilir. Oğuz Makal, Angelepoulos’un yaptığı bir anlamda “Yunanistan’ın 1939’dan 1952’ye kadar çektiği doğum sancılarının sanrısal bir tablosudur”görüşünü okurla paylaşıyor. Bu nedenle Angelepoulos’un açıklamasına kulak vermek gerekir: “İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa süre önce doğduğum için tarihten –özellikle de ülkemin tarihinden- etkilenmemek elimde değildi. Savaştan önce diktatörlük, sonra savaş ve ondan sonra olanlar iç savaş ve sonrasında bir diktatörlük daha. Kendi hayatımdan ve deneyimlerimden kaçmam imkansızdı. Ben, anlama çabasıyla tarihe ya da tarihin yansımalarına dayanan filmler yapıyorum. Bir yerin tarihi içinde kendi hikayemi belirlerken kendi geçmişime dönmem çok doğaldır.”
Eleştirmenlerin en çok üzerinde durduğu film Kumpanya/Gezgin Oyuncular’ın tarihin yerini alan ya da tarihi bir basamak olarak kullanan filmlerden farklı yanını Max Tessier şöyle ortaya koyar:
Gezgin Oyuncular ile, yalnızca Tarih sahneye gelmekle kalmıyor, onu ‘işgal ediyor’, böylece daha önce orada bulunan Tiyatro’nun yerini almış oluyor.
İlginçtir Gezgin Oyuncular albayların (1967-74) diktatörlük rejiminin sona ermesi ve sola yönelik yıllarca süren baskıların ardından ancak gösterime girecektir. Yazar Oğuz Makal, şu saptamayı yapar: “Angelepoulos modern Yunan tarih üçlemesi getirdiği yeniliklerle, müzikal sessizliğin kullanıldığı plan-sekanslar ve sonrasında Eleni Karaindrou katkısıyla Brecht’in “diyalektik sinema” kavramına yakındır. Gezgin Oyuncular ya da Büyük İskender’de olduğu gibi, mitolojiyi yükseklerden halka indirip filmlerinin anlaşılmasını kolaylaştırmıştır.” Üçlemelerinin diğer filmleri yanı sıra Angelepoulos’un ölümüyle tamamlanamayan 20. yüzyıl üçlemesinin sonuncu filmi Öteki Deniz üzerine de kitapta yeterli açıklamalar vardır.
Jean-Luc Godard’ın olmadığı bir sinema dünyasında düşünceler, yeni filmler, tartışmalar kuşkusuz eksik sayılacaktır.
“Godard yalnızca akıllı bir ikon kırıcı değil, sinemanın kasıtlı bir yıkıcısı olmuştu (Susan Sontag)”. Bertolt Brecht epik/diyalelektik sanat anlayışıyla buluşunca, Fransız Yeni Dalga sinemasının öncü filmi A Bout de Souffle/Serseri Aşıklar’ın içinde olduğu oldukça çok sayıda ikonik filmlerine karşın yeni dalgadan koptu. Oğuz Makal bu giriş sonrasıonun Brecht sanat anlayışı-kuramının yol gösterdiği, geniş çaplı, izleyicinin katılıımını gerektiren filmlerine de çalışmasında bakar. Çinli Kız, Hafta Sonu, Bir Artı Bir, İtalya’da Mücadele, Her Şey Yolunda (1972) filmleri örneğinde olduğu gibi Godard’ın Bertolt Brecht’e, diyalektik sanata giderek yakınlaşmasını açıklar. Ona göre bu dönem filmleri de deneyinin sonucudur, onun sözleriyle “Bir deney yapıyorsanız, gerçeği bulmaya çalışıyorsunuz.” demektir. Yine bu yeni döneminde başlangıçtaki gibi öykü anlatmayı sevmemektedir “Öykü, benim için düşüncelerimi üzerine sereceğim bir halıdır, sadece” diyecektir.
Bertolt Brecht’e yakınlaşan diğer sinemacılar Jean-Marie Straub ve Daniele Huillet, Hans-Jurgen Sybergberg ve René Allio’da kitapta kapsamlı incelenecektir.
Sinema Tarih İlişkisi üzerinde Oğuz Makal’ın gerçekleştirdiği kapsamlı, derin okumalı böylesi bir çalışma bu alandaki boşluğu dolduracaktır şüphesiz. Sonsöz olarak şöyle söyler:
“Çalışmada üzerinde durulan filmler, Costa-Gavras’ın işaret ettiği üzere tarih kitabının yerini almasa da izleyiciyi tarihsel sorgulamaya davet etmektedir.
Bu noktada sinemanın, yazılı tarihin yanında duran alternatif bir bilgi ve deneyim alanı yaratan, hem estetik hem politik tarih bilinci üreten bir sanat olduğu doğrulanmış bir gerçek. Tüm filmler farklı düzeylerde politik anlamlar taşırken, tarih de artık yalnızca geçmişe ait sabit bir anlatı değil, bugünün bakışıyla kurulan dinamik -olması gereken ise ‘diyalektik’- bir yorum alanı…
Sinema bu alanın en güçlü araçlarından biri olarak, geçmiş ile şimdi arasında kurduğu temsil/imgeler evreniyle tarihsel düşünceyi canlı tutuyor; miti, belleği, politikayı, ideoloji ve gerçeği aynı anda dolaşıma sokarak modern çağın en etkili anlatılarından biri olduğunu örneklerle gösteriyor.”
OĞUZ MAKAL’IN “SİNEMA TARİH-TARİH SİNEMA: SİNEMADA TARİHİN GÖRÜNTÜSÜ”KİTABI OKURLA BULUŞTU yazısı ilk önce Marjinal Sinema Kültür üzerinde ortaya çıktı.