Belgesel yapmak beklemeyi öğrenmekmiş.
Rıza Kıraç: Gece ile Gündüz Arasında Erden Kıral Belgeselini Yapmak Ya Da Sonsuza Kadar Beklemek
rıza kıraç, sinema yapmanın sabır ve beklemeyle ilgili olduğunu, ömer kavur belgeselinden yola çıkarak erden kıral belgeselinin de bu süreci anlattığını yazdı.
sinema yapmaya çalışmak -kurgu ya da belgesel- biraz da sabrı, beklemeyi bilmekle ilgili. 2002 yılında çekimlerini yaptığım ve yaklaşık iki yılda bitirdiğim ömer kavur’la yola çıkmak belgeseli de bana beklemeyi öğretmişti biraz. belgeselde kavur’a sorduğum can alıcı sorulardan biri; “ne demek beklemek?” idi. uzun bir sessizlikten sonra, “ne demek beklemek? beklemenin bir cevabı var mıdır, yok mudur […] riza kiraç yazdi: gece i̇le gündüz arasinda erden kiral belgeseli̇ni̇ yapmak ya da sonsuza kadar beklemek yazısı ilk önce marjinal sinema kültür üzerinde ortaya çıktı.
Sinema yapmaya çalışmak -kurgu ya da belgesel- biraz da sabrı, beklemeyi bilmekle ilgili.
2002 yılında çekimlerini yaptığım ve yaklaşık iki yılda bitirdiğim Ömer Kavur’la Yola Çıkmak belgeseli de bana beklemeyi öğretmişti biraz. Belgeselde Kavur’a sorduğum can alıcı sorulardan biri; “Ne demek beklemek?” idi.
Uzun bir sessizlikten sonra, “Ne demek beklemek? Beklemenin bir cevabı var mıdır, yok mudur bilmiyorum. Beklemeyi bilmekte bir erdemdir. Beklemek şeyle ilgili bir şeydir, fiziki bir şey değildir beklemek. Bana sorarsanız tamamen duygusal bir şeydir, biraz da entelektüel bir şeydir” diye yanıtlamıştı.
Film çekimi sırasında setin hazırlanmasını beklemekten bahsetmiyordu ya da hiç bitmeyen film hazırlıklarının tamamlanıp setin başlamasından da bahsetmiyordu Ömer Kavur. Sonra, sonra anladım, bir bütün olarak üretim sürecinden bahsediyordu Ömer Kavur. Bazen bir hikâyeyi çözmek, bazen hikâyeyi bağlamak bazen de bir hikâyeden senaryo çıkartmaya çalışmaktan ve bunun için gösterdiği sabırdan bahsediyordu.
Aradan yaklaşık on yıl geçmişti ve bu kez Ömer Kavur’un bir dostunun Erden Kıral’ın belgeselini yapmaya başlamıştım.
Dilan filmi hakkında sorduğum soruyu Ömer Kavur’un yanıtına benzer bir biçimde cevaplamıştı: “Dilan filminde zamanı durdurmak istedim. Zaman sanki durmuştu. Romanı okuduktan sonra beklemek üzerine bir film yapmak istedim. Kız sevgilisini bekliyor ama aslında beklemek onun öznesi haline geliyor. Filmin sonunda da bindiği at boş geliyor ve öldürüldüğü anlaşılıyor. Romanı okurken, Godot’yu Beklerken eserini ilham aldım. Dolayısıyla zamanı kullanışım, zamanı yavaşlatıp durdurmam tamamen anlatılan öyküyle örtüştü. O yüzden, Cannes Film Festivali’nde gösterildiğinde çok büyük bir film denildi. Ben ona katılmıyorum ama öyle gördü Batılılar.”
Batılılarla Doğuluların zaman algısının farklı olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok ama zaman aynı coğrafyadaki insanlar içinde farklı hızda aktığı kesin. Beklemenin zamanla ilişkisi kuşkusuz bizi doğrudan “sabır” fiiline sevk ediyor. Sinema yapmak sabırlı insan işi!
İki yönetmenin de “zaman” ile derdi vardı, Ömer Kavur’la Yola Çıkmak belgeselinin son sorusu, “Zaman nedir?” idi.
Kavur yine uzun bir sessizlikten sonra, “Bazen kendime sorarım zaman nedir diye? Onun da cevabını veremiyorum. Zaman sıradan bir şey midir, kronolojik bir şey midir? Bir ölçüm müdür? Değil, o kadar göreli bir şey ki! Kişiye, ana göre, yaptığınız şeye göre öyle değişebilir ki, hangisi önden gelir, hangisi gelecek zamandır? Neyi yaşıyoruz, bütün bunları düşünecek olursanız ciddi bir düşünce kargaşasına girersiniz. Ama zaman diye bir şey var!” diye yanıtlamıştı soruyu.
Benzer bir soruyu Erden Kıral’a Hakkari’de Bir Mevsim filmindeki zaman akışıyla ilgili sormuştum. Kıral, “Hakkari’de Bir Mevsim’de yine zaman duygusuyla oynadım. Orada zaman çok yavaş akıyordu. Kentten gelen biri için bu çok barizdi… Fark ediliyordu. Dolayısıyla çok yavaş ve sakin görüntüler elde ettim bu iki filmde de. Zaman kavramıyla ilgili sorunlarım olduğu için. Kamerayı kendi haline bıraktım. Uzun planlar aldım. Hitckchock, ‘Eğer seyirci o planı algılayabiliyorsa o sahne uzun değil’ der. Yani seyircilerin algılayabileceği uzunlukta planlar çektim Hakkari’de Bir Mevsim’de. Bu anlattığım öyküye de denk düştü” demişti.
Bana kalırsa Türkiye’de sinemacıların en büyük erdemi “beklemek” ve zamanın acımasız ağır ya da hızlı akışına karşı yılmadan ayakta durabilmesi.
Bir film yapabilmek için verilen mücadele bazen bir ömrü alıp götürüyor. Ama sinemacılar şikâyetçi mi?
Dört yıl önce 17 Temmuz’da yitirdiğimiz Erden Kıral son filminden yaklaşık on yıl sonra yeni bir film çekme hazırlığında. Son filmi Gece filminin senaryosunu Hasan Özkılıç’ın Zahit adlı romanından uyarlamıştım ve filmin çekimlerinden iki yıl önce bir yandan da Erden Kıral ile belgesel filmin çekimlerine başlamıştım.
Erden Kıral’ın evinde ve İFSAK’ta uzun uzun röportaj çekimleri yaptıktan sonra arşiv malzemesi toplamaya başladım.
İşte o andan itibaren “zaman kavramı”, beklemek fiili ve sabır denilen yıpratıcı eylemin girdabına kapıldım!
Erden Kıral ile ilgili belgesel yapmak benim için sinemayı yeniden keşfetmek gibi bir şeydi!
Gece filminin senaryosunu yazmaya başladığımız tarihlerde Emek sinemasının yıkımına başlanmıştı ve sinemacılar eylemdeydi.
Sonrasında yaptığımız sohbetlerde Kıral, Gezi Olayları’nın habercisinin Emek Eylemleri olduğunu söyledi. Doğruydu. Sinemacıları ve sinema severleri polis ilk kez o eylemlerde gazlamış ve sulamıştı!
Emek sineması eylemlerin Gezi Parkı’na sıçramasının nedeni iki mekânında yok edilmek istenmesiydi ve Emek yok edildi!
Erden Kıral, o eylemde yaptığı konuşmada Emek sinemasının yıkılmasına “vandallık” diyordu.
Vandallar sinemayı yıktı! Bir tarihi, kültürü, film izleme biçimini yok etti.
O eylemler sırasında Erden Kıral’ın kurduğu çok güzel bir cümle vardı; “Bir film izleyip sinema yapmak istediğimiz yerdir burası!” diyordu.
Kültürel tarihine sahip çıkmayan halklar hafızasızdır.
Nitekim uzun süredir Türkiye halklarının “alzheimer hastası” olduğunu tescil edilmiştir. Hafızasını kaybeden Türkiye kültürel, politik ve sanatsal olarak sürekli yolunu kaybeden bir Alzheimer hastası gibi yalın ayak şehrin sokaklarında dolaşıyor!
Erden Kıral belgeselini yapma fikri oluştuktan sonra yani 2013 ile 2022 yılları arasında iki kez Kültür Bakanlığı’na yani Sinema Genel Müdürlüğü’ne belgesele destek vermesi için başvurduk ama ikisinden de olumsuz yanıt aldık.
İki belgesel projesinin de çıkış noktası farklıydı ama ikinci başvurumuzun meselesi Erden Kıral’ın Kayıp Filmleri üzerine bir belgesel yapmaktı. Çünkü Kıral’ın filmlerinin temiz kopyaları yoktu ve bazılarının nerede olduğu bilinmiyordu.
Bir söyleşide Kıral’a, “Ayna filmini nasıl izleyebiliriz?” diye soruyorlardı.
O da, “Valla ben de izleyemiyorum. Bilmiyorum ki 35mm kopyaları nerede” yanıtını veriyordu.
Çünkü Türkiye’nin yeterince sağlam bir sinema arşivi yok. Bu filmlerin yapımcıları ölüp gider, şirketler kapanır ama bir ulusal arşiv olduğunda bu filmler belgelenir, korunur ve çoğaltılarak yeniden ve yeniden insanlara izletilebilir.
Yıllarca -hadi yaklaşık bir tarih veriyim- yaklaşık on yıl filmlerin temiz kopyalarına ulaşmaya çalıştık. Hakkari’de Bir Mevsim, Yolda, Bereketli Topraklar Üzerinde, Ayna, Dilan, Av Zamanı, Avcı ve Kanal filmlerinin izlenebilir temiz kopyalarına ulaşmak için çabaladık.
Elimizde sadece Vicdan, Yük ve Gece filminin temiz kopyaları vardı. Oysa bir sinemacının sinematografisini anlatacağız, görsel malzeme olmadan bunu nasıl yapabilirsiniz?
Zaman, beklemek ve entelektüel bir tavır olarak sabır göstermek sanırım burada devreye giriyor.
2012 ile 2014 yılları arasında çektiğimiz röportajlar, Gece filminin set arkası görüntüleri, İFSAK’ta yaptığımız halka açık uzun röportaj, Gezi Parkı eylemlerinin görüntüleri ve arşivden topladığımız diğer malzemeler yıllarca kurgulanmayı bekledi.
Filmin ekonomisiyle ilgili hiçbir sorunu dert etmiyordum, yıllar içinde harcadığımız paranın önemi yoktu ama finansman bulasak bile belgeseli hakkıyla kurgulayabilmek için beklememiz gerekiyor.
Daha önceki fikrimizden çoktan vazgeçmiştik, yani Erden Kıral’ın Kayıp Filmlerini Bulmak üzerine bir belgesel projesi çoktan boyumuzu aşmıştı.
Her şeye rağmen elimizdeki malzemeyle bir belgeselin kurgusunu yapmaya çalıştığımızda tekerleksiz bir arabayı yürütmeye çalıştığımızı fark ettim. Erden Kıral’ın ise artık belgeseli bitireceğimize dair hiçbir beklentisi kalmamıştı.
Nitekim aramızdan ayrıldığında ne çektiğimiz görüntüleri izlemişti ne de beni arayıp, “Ne oldu Rıza belgesel?” diye bir soru sormuştu.
Zaman her şeyin ilacı değil, beklemek bazen alıp götürür insanı ve ardında pek de umutsuz bir tarih bırakır. Hayatta kalanların yükü sanki daha ağırdır ama onların da ömrü yetmeyebilir!
Gece ile Gündüz arasında bir mıknatısa üşüşen demir tozları gibi bir yıl içinde her şey yan yana geldi.
Hakkari’de Bir Mevsim, Bereketli Topraklar Üzerinde filmlerinin kopyaları bulunup temizlendi, festivallerde gösterildi. Uzun aramalar sonunda kötü de olsa Ayna, Av Zamanı, Avcı ve Yolda filminin kopyalarına ulaşabildik.
Burada Erden Kıral’ın birkaç filminin görüntü yönetmeni Zekeriya Kurtuluş’a, Fono Film ve Cemal Okan’a, Yük filminin yapımcısı Ayfer Özgürel’e özel teşekkür etmek istiyorum. Sahip oldukları kopyaları hiç tereddüt etmeden bila ücret benimle paylaşıp belgeselde kullanmam için izin verdiler.
Her şey olmasa bile birçok şey belgeselin kurgusunu yapmak için yan yana gelmişti ama yağmur yağmasını beklemem gerekiyordu. Ekinlerin yeşermesi ve hasat mevsiminin başlaması en doğru zamandı.
Bu yüzden, bir zamanlar öğrencim olan belgesel yönetmeni Tolga Oskar, “Hocam, Erden Kıral belgeselini ne yaptınız? Birlikte kurgulayalım mı?” diye sorduğunda, “Yağmur yağmasını bekliyorum!” dedim.
Ömer Kavur’un dediği gibi, “Beklemek biraz da entelektüel bir şeydir!”
Tolga sorduktan yaklaşık bir yıl sonra, yani geçen yıl tam bu zamanlarda, yani temmuz aylarında hasat bitti ve belgeselin kurgusuna başladık. X
Yaklaşık altı ay sürdü kurgu. Toplanan arşive yeni arşivler eklendi, yazılan bütün metinler çöpe atıldı, yaklaşık beş saatlik röportaj yeniden, yeniden ve yeniden çözümlendi.
Gece ile gündüz arasında yaptığımız kurguyu defalarca bozup yeni malzemeler aradık. Kimi zaman bulduk, kimi zaman yapıyı bozduk.
Zaman ve sabırla ama daha çok tevekkülle, bekleyerek Gece ile Gündüz Arasında Erden Kıral belgeselinin kurgusunu bağladık.
88 dakikalık belgeseli bekletmeye karar verdik, sonra yeniden izledik, yeniden izledik ve yeniden düzelttik, bazı sahneleri attık, bazı sahneler ekledik.
İstanbul Film Festivali’ne gönderdik belgeseli. Ama programımızda bu yoktu! Ancak bir yıl sonra göndermeyi düşünüyorduk İstanbul Film Festivali’ne.
Yani filmi önce uluslararası bir festivalde göstermek istiyorduk. Nitekim, Berlin Film Festivali bizi kısa listesine aldı ve kendilerinden haber beklememizi istedi.Gece ile Gündüz Arasında Erden Kıral belgeselinin ilk gösteriminin Berlin Film Festivali’nde olma olasılığı bizim için büyük bir nimetti ama 2025 yılının Aralık ayında olumsuz bir yanıt aldık.
Bunun üzerine İstanbul Film Festivali’ne göndererek bir deney yaptım.
Belgeselin ret edileceğine dair düşüncem %80’di.
Niye böyle bir oran belirledim bilmiyorum!
%20 bile bütün olumsuzluklara rağmen güçlü bir ihtimal!
Beklediğim oldu, %80 gerçekleşti. Erden Kıral bir belgeselinin vasat olsa bile -festivalde gösterilen diğer vasatların çok üstünde bir belgesel yaptığımızı biliyorum- onun anısına göstereceklerini biliyordum.
Tüm iyi yanlarına rağmen Ömer Kavur’la Yola Çıkmak belgeselinin çok üzerinde bir belgesel film yaptığımız farkındayım ve bunu biliyordum.
Çünkü yıllar önce Ömer Kavur’la Yola Çıkmak belgeseli İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti.
Ama bu kez İstanbul Film Festivali beklentimi doğru çıkartıp filmi programa almadı.
Çünkü filmin hikâyesinde Erden Kıral’ın Emek sineması eylemlerinde yaptığı konuşma vardı. O eylemlerde başka kimler konuşuyordu?
Costa Gavras konuşuyordu, Ahmet Mümtaz Taylan, Derya Alabora konuşuyordu, hâlâ hapishanede tutulan ve milletvekilliği düşürülen ama Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı “yok hükmünde” saydığı Can Atalay konuşuyordu.
Başka bir deyişle, İstanbul Film Festivali de Erden Kıral’ı “yok hükmünde” sayarak filmi programa almadı.
Zaman, beklemek ve sabır elbette Erden Kıral’ı izleyiciyle buluşturacak.
Erden Kıral’ın vefatının dördüncü yılında onunla birlikte beklemeye devam edeceğiz; elbette Gece ile Gündüz Arasında Erden Kıral Türkiye’de seyirciyle buluşacak.
Fakat temel sorun bu değil sadece; varoluş sebebine ihanet eden festivallerle biz daha nereye kadar tökezleyeceğiz!
RIZA KIRAÇ YAZDI: GECE İLE GÜNDÜZ ARASINDA ERDEN KIRAL BELGESELİNİ YAPMAK YA DA SONSUZA KADAR BEKLEMEK yazısı ilk önce Marjinal Sinema Kültür üzerinde ortaya çıktı.