S-400'leri satacaklarmış.
S-400 satışı kayıp olmaz
haber7 yazarı bartu eken, s-400 savunma sistemlerinin olası satışı hakkında bir köşe yazısı kaleme aldı ve bu satışın türkiye için bir kayıp olmayacağını belirtti.
haber7 yazarı bartu eken köşe yazısında s-400 sistemlerinin satılacağı gündemini değerlendirdi.
S-400 sistemleri yeniden gündemde. Bu kez tartışma sistemin neden alındığı değil satılması üzerinden yürüyor. İlk tepki ise tahmin edilebilir:
"Madem satacaktık, neden milyarlarca dolar ödedik?"
Uluslararası ilişkiler günlük siyasi tartışmalar gibi işlemez. Devletler sabit fikirlerle değil, değişen şartlara göre hareket eder. Dün doğru olan bir karar, bugün değişen jeopolitik dengeler nedeniyle farklı bir sonuca dönüşebilir. Bu tutarsızlık değil, stratejidir. S-400 dosyasına da tam olarak böyle bakmak gerekiyor.
2019 yılının şartlarını bugünün gözlüğüyle değerlendirmek hata olur. Türkiye aynı anda hem DEAŞ hem de PKK/YPG tehdidiyle karşı karşıyaydı. Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeler doğrudan milli güvenliği ilgilendiriyordu. Buna rağmen Türkiye'nin yıllardır talep ettiği Patriot sistemi ya verilmedi ya da teknoloji transferi talepleri kabul edilmedi.
Ankara açısından mesele yalnızca hava savunması değildi. Asıl mesele, savunma konusunda tamamen dışa bağımlı kalıp kalmayacağıydı.
S-400 kararı bu nedenle askeri olduğu kadar siyasi bir karardı.
"Eğer güvenlik ihtiyaçlarımız karşılanmazsa başka seçenekler üretiriz."
Bu mesaj sadece Washington'a değil, bütün dünyaya verilmişti.
Aradan geçen yıllarda tablo tamamen değişti.
Türkiye artık hava savunmasını yalnızca dışarıdan satın alan bir ülke değil. HİSAR geliştirildi. SİPER envantere girmeye başladı. Çelik Kubbe projesi adım adım şekilleniyor.
Milli radar sistemleri, elektronik harp kabiliyetleri ve uzun menzilli füze projeleri önemli bir seviyeye ulaştı.
KAAN, KIZILELMA ve insansız savaş uçakları gibi projeler de savunma mimarisini tamamen değiştiriyor.
Yani 2019'da dışarıdan alınması zorunlu görülen birçok kabiliyet bugün yerli sistemlerle karşılanmaya başlıyor.
S-400 artık güvenlik açığını kapatan tek seçenek değil.
Bu da sistemi askeri bir zorunluluktan diplomatik bir pazarlık unsuruna dönüştürüyor.
RUSYA İLE İLİŞKİLER SADECE S-400'DEN İBARET DEĞİL
S-400'lerin üçüncü bir ülkeye devredilmesi ya da farklı bir formülle envanterden çıkarılması Rusya ile ilişkileri bozar mı?
Bu sorunun cevabı da bugünün jeopolitiğinde aranmalı.
Türkiye ile Rusya arasındaki ilişki tek bir savunma sistemi üzerine kurulu değil.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali iki ülkenin yürüttüğü en büyük enerji projelerinden biri.
TürkAkım, Rus doğal gazının Avrupa'ya ulaşmasında kritik rol oynuyor.
Karadeniz'de denge siyaseti, enerji ticareti, turizm, tarım ve bölgesel krizlerde yürütülen diplomasi iki ülkeyi birbirine bağlayan çok daha büyük başlıklar oluşturuyor.
Üstelik Moskova da Türkiye'nin artık kendi savunma sanayisini kuran bir ülke olduğunu görüyor.
Dolayısıyla mesele "S-400 satıldı, ilişkiler bitti" kadar basit değil.
Eğer süreç karşılıklı mutabakatla ve Rusya'nın da çıkarlarını gözeten bir formülle yürütülürse, Moskova'nın yüz milyarlarca dolarlık stratejik ilişkiyi tek bir sistem üzerinden riske atması rasyonel görünmüyor.
SATMAK GERİ ADIM DEĞİL, YENİ BİR HAMLE OLABİLİR
S-400'lerin satılması ya da başka bir modele dönüştürülmesi bazı çevreler tarafından geri adım olarak yorumlanabilir.
Türkiye bu sistemi aldığı gün kendi dış politika bağımsızlığını gösterdi.
Bugün aynı sistemi diplomatik bir koz olarak kullanabiliyorsa, bunun nedeni geçen yıllarda savunma sanayisinde kat ettiği mesafedir.
Üstelik bu hamlenin sağlayabileceği kazançlar da küçümsenmemeli.
F-35 programındaki hakların yeniden gündeme gelmesi,
KAAN başta olmak üzere milli projelerde Batı teknolojisine erişimin kolaylaşması,
Türkiye'nin elini yeni pazarlıklarda daha da rahatlatabilir.
Önemli olan silahın kendisi değil, o silahın ülkeye hangi dönemde ne kazandırdığıdır.
2019'da S-400 almak Türkiye'nin güvenlik ihtiyacına ve bağımsızlık arayışına cevaptı.
Uluslararası siyasette başarı, aynı yerde ısrar etmekle değil, değişen şartları doğru okuyup zamanı geldiğinde yeni hamleyi yapabilmekle ölçülür.