Rant ekonomisi sanayiyi bitirmiş.
Sanayisizleşmenin anatomisi: Rant ekonomisi sanayiyi geriletti
türkiye, sanayileşmesini tamamlayamadan üretim gücünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. i̇ktisatçılar, inşaat ve finansa dayalı rant odaklı birikim modelini erken sanayisizleşmenin nedeni olarak gösteriyor.
ülke ekonomisi sanayileşmesini tamamlayamadan üretim gücünü kaybediyor. i̇ktisatçılara göre bunun arkasında yıllardır izlenen inşaat ve finansa dayalı rant odaklı birikim modeli bulunuyor. erken sanayisizleşmenin bedelini ise en çok emekçiler ödüyor. prof. dr. ebru voyvoda türkiye’nin 2000’li yılların başından itibaren “erken sanayisizleşmiş” bir ülke olduğunu kaydederken prof. dr. özgür orhangazi ise “sanayi politikası aynı zamanda bir bölüşüm politikası olarak ele alınmalıdır” dedi.
Sanayinin ekonomi içindeki ağırlığını giderek kaybettiğine ilişkin uyarılar, Türkiye'de uzun süredir akademik araştırmaların ve ekonomi politikası tartışmalarının önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Son olarak İstanbul Sanayi Odası'nın Temmuz ayı olağan Meclis toplantısı, "Türkiye'yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme" gündemiyle gerçekleştirildi. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye'nin sanayileşme sürecini tamamlamadan sanayinin ekonomideki payını kaybetmeye başladığını belirterek, "erken sanayisizleşme" riskine karşı üretim odaklı ve bütüncül bir sanayi politikası çağrısında bulundu. Aynı şekilde Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği'nin yaptığı "Yeniden Sanayileşme Çağrısı" da benzer talepleri içeriyor.
Erken sanayisizleşme, ülke henüz yüksek gelir düzeyine ulaşmadan, üretim yapısını yüksek teknolojiye dönüştüremeden ve güçlü bir sanayi tabanı oluşturamadan imalat sanayinin milli gelir ve istihdam içindeki payı gerilemeye başlaması olarak ifade ediliyor. Türkiye sanayisi de uzun yıllardır bu gerilemeyi işaret ediyor.
GSYH istatistiklerine göre 2026'nın ilk çeyreğinde imalat sanayisinin GSYH içindeki payı yüzde 14,9'a gerileyerek 1995 yılından bu yana devam eden veri setinin en düşük ilk çeyrek seviyesi olarak kayıtlara geçti. Özellikle imalat sektöründe istihdam kaybı derinleşiyor. Yüksek maliyetlerin yanı sıra finansman sıkıntısı üretimde emek yoğun alanları vururken en sert işçi kaybı tekstil ve giyim imalatında kaydedildi. En büyük istihdam kaybı imalat sanayisinde gerçekleşti. İmalat sektöründe çalışan sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 159 bin 348 kişi azalarak 4 milyon 406 bin kişiye geriledi.
Sanayi sektöründe ücretli çalışan sayındaki azalma son bir yıldaki 156 bin 068 kişiyi buldu. Bu gerileme, üretim kapasitesi ve sanayi tabanında süregelen zayıflamayı gözler önüne serdi.
Öte yandan sanayinin yapısı orta-düşük teknolojiden kurtulamıyor. 2025 yılı Sanayi Ürün (PRODCOM) İstatistikleri de ekonomideki üretim dinamiklerine dair çarpıcı veriler sunuyor. 2025 yılında toplam sanayi üretiminin piyasa değeri 24,1 trilyon TL'ye yükseldi. Ancak imalat sanayisinde üretimden yapılan satış değerinin yalnızca yüzde 3,6'sını yüksek teknoloji ürünleri oluşturdu. Düşük ve orta-düşük teknoloji gruplarının toplamı yüzde 67,5 olurken orta-yüksek teknoloji grubunun payı yüzde 28,8 oldu.
ODTÜ'den Prof. Dr. Ebru Voyvoda Türkiye için erken sanayisizleşme riskini tartışmaktan öte halihazırda "erken sanayisizleşmiş bir ekonomi" olduğuna dikkat çekiyor. Bu durumun yeni olmadığını ifade eden Voyvoda, sanayisizleşmenin özellikle 2000'li yılların başından itibaren belirginleşen uzun dönemli bir eğilim olduğunu söyledi. Gelişmiş ekonomilerin de yeniden sanayileşmeyi tartıştığını hatırlatan Voyvoda:
"Çin'in ve onunla birlikte Asya ekonomilerinin yükselişiyle, uzun süre 'olağan bir gelişmişlik patikası' olarak düşünülen bu durumun bugün gelişmiş merkez ekonomiler için dahi olumsuz sonuçlarının tartışıldığını ve bu ekonomiler açısından da 'yeşil sanayileşme' ve 'yeniden sanayileşme' gibi başlıkların gündemde olduğunu hatırlamak gerekir."
Tekstil sektörünün uzun yıllar cari dengeye net pozitif katkı sağlayan tek sektör olduğunu ifade eden Voyvoda, sağlıklı bir dönüşüm sürecinde ekonominin emek yoğun üretimden daha yüksek katma değerli ve ileri teknolojili alanlara yönelmesi gerektiğini ancak Türkiye'de yaşanan sürecin bunun tersine işaret ettiği ifade etti. Voyvoda, imalat sanayinin yurtiçi gelir içindeki payının 1980'lerin sonundaki yaklaşık yüzde 30 düzeyinden 2022'de yüzde 22,4'e gerilediği ve 2000'lerin ortalarından itibaren sanayinin istihdam payının da düştüğünü kaydetti.
İNŞAAT EKSENLİ BÜYÜMENİN FATURASI
Sanayinin teknolojik ilerleme ve verimlilik artışının temel itici gücü olduğunu ifade eden Voyvoda, "Bu motor devreden çıktığında ekonomi hem orta-uzun vadeli büyüme dinamiğini, hem de en dinamik ihracatçı sektörünü kaybeder" diyerek imalat sanayinin toplam ihracatın yüzde 94'ünü oluşturduğuna vurgu yaptı. Sanayideki gerilemenin kronikleşen cari açığın da temel nedenlerinden biri olduğunu belirten Voyvoda, "Emek-yoğun sektörlerdeki gerileme, inşaat-finans eksenli büyüme tercihinin faturasının artık net biçimde ödenmeye başlandığının göstergesi" dedi.
Sanayinin ekonomik kalkınmadaki rolüne dikkat çeken Voyvoda, "Sanayi istihdamı görece nitelikli ve yüksek üretkenlik düzeyli bir istihdam olması nedeniyle geniş emekçi kesimler üzerinde olumlu etkiler yaratır. Sanayi üretiminin diğer sektörlerle görece yüksek ara bağlantıları da yüksek bir çarpan etkisi doğurur. Dolayısıyla 'erken sanayisizleşme', tüm bu etkilerden mahrum kalmak ve orta/uzun vadede büyüme dinamiğini yitirmek anlamına gelir. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'de örneğin inşaata dayalı büyüme tercihi, bu olgunun sonuçlarını artık net biçimde yaşamaya başladığımızı gösteriyor" dedi.
Savunma sanayindeki yükselişi de değerlendiren Voyvoda, yüksek teknolojili bazı sektörlerin varlığının tek başına kalkınma için yeterli olmayacağını söyledi:
"Niş nitelikte, yüksek üretkenlik/yüksek nitelikli emek istihdam eden ama geniş emekçi kesimlere istihdam yaratmayan dinamikler, tek başlarına erken sanayisizleşmenin sonuçlarını bertaraf etmeye yetmez."
Hindistan'ın yazılım sektörünü örnek gösteren Voyvoda, bunun ekonominin bütününü dönüştürmeye yetmediğini belirterek "Küresel ölçekte rekabetçi, yüksek katma değerli bir 'vitrin' olmasına rağmen, ekonominin bütününü dönüştüren ve kitlesel nitelikli istihdam üreten bir lokomotife dönüşememiş olabilir" diye ekledi.
"Savunma sanayindeki yükselişin bir bölümü, içinde bulunduğumuz jeopolitik konjonktürün bir ürünü" olduğunu belirten Voyvoda, Türkiye'nin sanayi politikasını yeniden düşünmesi gerektiğini belirterek, bunun yalnızca teknoloji ve Ar-Ge desteklerinden ibaret görülemeyeceğini söyledi:
"Sanayi politikası tek bir küçük, yüksek teknolojili sektör üzerinden tasarlanamaz. Birkaç ileri sektör büyümeye devam ederken ekonominin bütünü sanayisizleşiyor ve istihdam inşaat-finans eksenine kayıyorsa, erken sanayisizleşmenin sonuçları giderilmiş olmuyor."
Sanayi politikasının daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini vurgulayan Voyvoda, "Sanayi politikasını bölüşüm/gelir, kitlesel ve nitelikli istihdam, iklim/yeşil dönüşüm ve beceri-teknoloji politikalarıyla bir bütün olarak düşünmek gerekiyor" dedi.
REKABET UCUZ EMEĞE DAYANIYOR
Kadir Has Üniversitesi'nden Prof. Dr. Özgür Orhangazi'ye göre de erken sanayisizleşme konusunu yalnızca sanayinin milli gelir veya istihdam içindeki payının azalması üzerinden ele almamak gerekiyor. Nasıl bir sanayi yapısının gerilediğine vurgu yapan Orhangazi, "Türkiye imalat sanayisi ağırlıklı olarak düşük ve orta teknolojili sektörlere dayanırken üretimde kullanılan enerji, ara malı, makine ve teknolojinin önemli bir bölümü ithal ediliyor. Dolayısıyla sanayi üretimi ve ihracat arttığında ithalat ve döviz ihtiyacı da yükseliyor" diyor.
Sanayi içindeki parçalı yapıya dikkat çeken Orhangazi, bir yanda uluslararası üretim ağlarına eklemlenmiş, finansmana ve teknolojiye daha kolay ulaşabilen büyük şirketlerin olduğunu diğer yanda ise düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, kayıt dışılık ve ucuz kredi üzerinden ayakta kalmaya çalışan geniş bir küçük ve orta ölçekli işletmeler kesimi bulunduğunu kaydetti. Uzun vadeli ve belirsiz sanayi yatırımlarının yerine finans, gayrimenkul, inşaat ve rant alanlarının daha cazip hale geldiğini kaydeden Orhangazi, "Sanayide rekabet gücü giderek emeğin ucuzlatılmasına dayanıyor. Dolayısıyla erken sanayisizleşme, kendiliğinden gelişen teknolojik bir dönüşümden çok Türkiye'nin son yıllardaki birikim modelinin sonucu olarak karşımıza çıkıyor" diyor.
Sanayideki her istihdam kaybının aynı anlama gelmediğini kaydeden Orhangazi, şöyle özetledi: "İleri sanayileşmiş ekonomilerde imalat istihdamının gerilemesi, yüksek verimlilik artışlarının ve üretimin daha az emekle gerçekleştirilebilmesinin sonucu olabilir. Açığa çıkan emek yüksek verimlilikli ve iyi ücretli hizmet sektörlerinde istihdam ediliyorsa bu, ekonomik gelişmenin belirli bir aşaması olarak değerlendirilebilir. Türkiye'de ise sanayinin istihdam yaratma kapasitesi daha düşük bir gelir ve verimlilik düzeyinde zayıflıyor ve işini kaybedenlerin aynı veya daha iyi koşullarda başka sektörlere geçebildiğini söylemek mümkün değil. Tekstil, hazır giyim ve deri gibi emek yoğun sektörler düşük ücretleri ve kötü çalışma koşulları nedeniyle idealize edilmemeli. Ancak bu sektörler düşük eğitimli işgücü, kadınlar, gençler ve göçmenler açısından önemli istihdam alanları yaratıyor ve bazı bölgelerin ekonomik yapısını belirliyor. Ani ve kontrolsüz bir daralma yalnızca mevcut işlerin değil, yan sanayi bağlantılarının, tedarikçi ağlarının, üretim bilgisinin ve yıllar içinde oluşmuş bölgesel kümelerin de kaybedilmesi anlamına geliyor."
İSTİHDAM GÜVENCESİZ SEKTÖRLERE KAYAR
Orhangazi, işini kaybedenlerin düşük verimlilikli hizmetlere, güvencesiz platform işlerine, geçici inşaat işlerine veya kayıt dışı istihdama yönelmesi gerçek anlamda bir yapısal ilerleme olmadığına vurgu yapıyor. "İstihdam İstatistiklerinde insanlar başka sektörlere geçmiş görünse bile gerçekte eksik istihdam, düşük ücret ve güvencesizlik yaygınlaşır" diyen Orhangazi: "Yapılması gereken, üretim ve istihdam kaybını kontrol altına alırken bu sektörleri yerli girdi, enerji verimliliği, tasarım, markalaşma ve teknolojik yenilenme üzerinden dönüştürmektir. Bu dönüşümün maliyeti çalışanlara yüklenmemeli, verimlilik artışları daha yüksek ücretler, daha kısa çalışma süreleri ve daha güvenceli istihdam biçiminde paylaşılmalıdır."
Sanayisizleşmenin en önemli sonuçlarından birinin emeğin pazarlık gücünü zayıflatması olduğunu belirten Orhangazi: "İmalat sanayisi tarihsel olarak daha düzenli, kayıtlı ve örgütlenmeye elverişli istihdam yaratmış, sanayi işçilerinin ücretleri ekonominin geri kalanında da belirli bir ücret çıpası oluşturmuştur. Bu işlerin ortadan kalkması ve işçilerin parçalı, kayıt dışı ve düşük verimlilikli hizmet sektörlerine dağılması sendikalaşmayı zorlaştırır, toplu pazarlık gücünü azaltır ve işsizler ile eksik istihdam edilenlerden oluşan yedek işgücü ordusunu genişletir. İşsizlik tehdidi de çalışmaya devam edenlerin ücret taleplerini baskılamanın bir aracına dönüşür. Böylece milli gelir içinde ücretlerin payı gerilerken kâr, faiz ve rant gelirlerinin payı artar. Sanayinin yerini düşük ücretli hizmetlerle finans, gayrimenkul ve rant faaliyetlerinin alması, bir yandan geniş kesimleri düşük ve düzensiz ücretlere mahkûm ederken diğer yandan finansal varlıkları ve gayrimenkulleri elinde bulunduran kesimlerin servetini büyütür. Mesele yalnızca sektörler arasında bir yer değiştirme değil, emek gelirlerinden sermaye ve mülk gelirlerine doğru bir bölüşüm değişikliğidir. Sanayi politikası aynı zamanda bir bölüşüm politikası olarak ele alınmalıdır."