Genç aşık yine sapıtmış.
Saplantı: Sözün büyüsü üzerine bir anlatı
bear, iş arkadaşı nikki'ye duyduğu ilgiyle dilediği dileğin ardından kendini beklenmedik ve tuhaf durumların içinde bulduğu bir hikayeyi konu alıyor.
aşk gibi hayatımızın en temel duygularından biri olan gerçeklik hakkında bu sıralar vizyonda bir yapım var: saplantı. i̇smini konu alan gerçeklik, belki de hayatın içinde çokça karşımıza çıkan durumların bir ileri aşama yorumu. genç bear, aynı iş yerinde çalıştığı arkadaşı nikki’ye ilgi duyuyor ve bir gün nikki’nin ömrünün sonuna kadar onunla olması için dilekte bulunuyor. her şey bu dileğin ardından hızlıca gelişiyor. bear ve nikki aynı evde yaşamaya başlıyorlar ve nikki’nin tuhaf davranışları baş.
Aşk gibi hayatımızın en temel duygularından biri olan gerçeklik hakkında bu sıralar vizyonda bir yapım var: Saplantı. İsmini konu alan gerçeklik, belki de hayatın içinde çokça karşımıza çıkan durumların bir ileri aşama yorumu.
Genç Bear, aynı iş yerinde çalıştığı arkadaşı Nikki’ye ilgi duyuyor ve bir gün Nikki’nin ömrünün sonuna kadar onunla olması için dilekte bulunuyor. Her şey bu dileğin ardından hızlıca gelişiyor. Bear ve Nikki aynı evde yaşamaya başlıyorlar ve Nikki’nin tuhaf davranışları baş gösteriyor. Bu davranışlar o kadar ileri aşamaya geliyor ki; kimi zaman ölmüş kediyi sandviç yapması, kimi zaman da kıskançlık krizinden arkadaş ortamını sabote etmeye kadar uzanıyor.
Nikki’nin olağanüstü garip davranışları ve Bear’ın yaşadığı çaresizlik temel anlatı. Ama tüm bunların ötesinde birbirlerine karşı yoğun tutkuları var. Bu hikâye üzerine düşünürken belki de ağzımızdan çıkan şeylerin bir gün gerçek olması hâlinde bunu kaldırabilecek miyiz diye sorgulamanın yolunu açması açısından son derece anlamlı. Eğer sözlerin sihir gücü varsa, bunun sorumluluğunu bir ömür taşıyabilir miyiz? Bear, çaresiz kaldığı noktalarda dilek hakkını geri almak istiyor ama imkânsız.
Aslında kader ve söz arasındaki gerçeklikten de bakılabilecek bu olayın başka boyutlarına da bakmak mümkün. Aşk gerçekten saplantı olduğunda bizi mutlu eden bir gerçeklik midir, yoksa aşkın doğal akışı saplantı mıdır? Eğer bizi duygularımız yönetiyorsa aşk gerçekliği karşısında, bir kişiye sonuna kadar bağlı kalabilir miyiz? Burada tabii ki temel yargı, kaderimizi seçerken üzerinden kalkamayacağımız bir gerçekliği de mi seçeriz sorgusu da var.
Sahi, birine karşı duyduğumuz duygular eğer saplantıya dönüştüyse bizi nasıl bir hayat bekler? Bütün bunlar etrafında düşünürken filmin akış itibarıyla saçma bulduğumuz doğasına da denk geliyoruz. Ama kimse böyle bir gerçekliğin uzağında yaşam sürdüğünü iddia edemez sanırım. Ağzımızdan çıkan sözler, kaderimiz ve başımıza gelenler etrafında hayatın şekil aldığı temel gerçeğini varsayarsak, film bizi çok insani bir noktadan yakalıyor.
Korku filmi temasıyla sunulması da bu durumun belki olağan dışı doğası üzerine bir içerik. Bear sonunda kurtuluşu intihar etmekte buluyor. Çünkü dileğinden ancak ölünce kurtulabilecek. Bu da aslında yaşamın olağan akışına çok uygun bir gerçeklik barındırıyor.
Filmin diğer kodları arasında aşkın kıskançlıkla örtüşen doğası, insanı olağanın dışına çıkarma gerçeği ve aşk uğruna dediğimiz şeyin zorlayıcı doğasına dair de göndergeler görmek mümkün. Belki son derece kendimize uzak ve abartılı bir gerçeklik gibi izlesek de, zaman zaman temas ettiğimiz duygu noktası açısından tanıdık tınılar bulmak mümkün: aşkın karmaşık ve zorlayıcı doğası üzerine.
Yönetmeni henüz 26 yaşında ve daha önce bir YouTuber. Bu işiyle dünya çapında bir üne kavuştu. Aşk, söz, kader ve gerçekliğimiz üzerine biraz kafa yormaya ihtiyaç duyuyorsanız izleyebilirsiniz.