Kadın bedeni menopozla bambaşka bir evreye girmiş.
Selçuk Somer ile Perimenopozdan Postmenopoza Kadın Bedenini Yeniden Anlamak
kadınların çoğu menopozu hala regl kanamasının bitmesi, ateş basması ya da gece terlemesiyle tanıyor. oysa perimenopozdan postmenopoza uzanan süreç; uyku, zihinsel netlik, ruh hali, cilt, eklemler, kas-iskelet sistemi, kemik sağlığı, kalp-damar sağlığı ve kadının beden algısı üzerinde çok daha geniş bir etki yaratabiliyor.
kadınların çoğu menopozu hala regl kanamasının bitmesi, ateş basması ya da gece terlemesiyle tanıyor. oysa perimenopozdan postmenopoza uzanan süreç; uyku, zihinsel netlik, ruh hali, cilt, eklemler, kas-iskelet sistemi, kemik sağlığı, kalp-damar sağlığı ve kadının beden algısı üzerinde çok daha geniş bir etki yaratabiliyor. benim için bu konuşma yalnızca bir sağlık röportajı değil; yıllardır kadın bedeni, […] the post selçuk somer ile perimenopozdan postmenopoza kadın bedenini yeniden anlamak appeared first on live to bloom .
Kadınların çoğu menopozu hala regl kanamasının bitmesi, ateş basması ya da gece terlemesiyle tanıyor. Oysa perimenopozdan postmenopoza uzanan süreç; uyku, zihinsel netlik, ruh hali, cilt, eklemler, kas-iskelet sistemi, kemik sağlığı, kalp-damar sağlığı ve kadının beden algısı üzerinde çok daha geniş bir etki yaratabiliyor. Benim için bu konuşma yalnızca bir sağlık röportajı değil; yıllardır kadın bedeni, hormon ritmi, yoga, Çin tıbbı, sinir sistemi ve wellbeing üzerine çalışan biri olarak, kendi bedenimde hızlı açılan bir geçişi anlamaya çalıştığım bir dönemin içinden geliyor.
45 yaş civarında başlayan regl düzensizliği, ateş basmaları, gece uyanmaları, beyin sisi, duygu durum değişimleri, kas kaybı ve beden kompozisyonundaki farklılaşma; annemin kalp krizi, kanser ve kayıp süreciyle iç içe geçen yasla birleşince menopoz benim için yalnızca hormonal değil, bedensel ve duygusal olarak da çok katmanlı bir deneyime dönüştü. Bu röportajda Jinekolog Op. Dr. Selçuk Somer ile Nerden Çıktı Bu Menopoz? kitabı üzerinden menopozu bir son ya da katlanılması gereken bir dönem olarak değil; doğru bilgi, doğru takip ve bütüncül sağlık yaklaşımıyla kadın bedeninin ikinci yarısını daha bilinçli yaşama daveti olarak konuşuyoruz.
Kitabınızın adı çok güçlü: Nerden Çıktı Bu Menopoz? Kadınlar gerçekten menopozla bir anda mı karşılaşıyor, yoksa yıllardır gelen sinyalleri mi fark etmiyoruz?
Menopoz herkeste farklı seyrediyor ama genel bir çerçeve çizersek şunu söyleyebiliriz: Menopoz hiçbir zaman tek başına ve bir anda başlamıyor. Öncesinde mutlaka bazı belirtiler ortaya çıkıyor. Fakat kişi bu belirtileri ya fark etmek istemiyor ya da gerçekten fark etmeden günlük hayatın içinde geçiştiriyor. Ateş basması, gece terlemesi ve uyku bozuklukları daha belirgin hale gelince kadınlar “Nerden çıktı bu menopoz?” demeye başlıyor. Oysa bu, daha önce başlamış bir sürecin artık görünür hale gelmesi.
Premenopoz, perimenopoz ve menopoz dönemlerini nasıl ayırıyorsunuz?
Kabaca 45 yaşları perimenopozun başlangıcı olarak kabul edilebilir. Bu dönemde vücuttaki temel hormonlardan progesteronun azalmaya başladığını görürüz. Yumurtlama azalmaya ya da düzensizleşmeye başlar. Progesteronun eksikliğine bağlı olarak adet düzensizlikleri ortaya çıkabilir. Kadın daha erken ya da daha geç regl olabilir. Bazen bir süre düzenli regl olur, sonra tekrar düzensizlik başlayabilir. Biz bu dönemleri kabaca şöyle adlandırıyoruz: 35-45 yaş arası premenopoz, 45-50 yaş arası perimenopoz, 50-52 yaş civarı menopoz, 60 yaş sonrası ise yeni bir dönem. Perimenopoz döneminde kadın hala regl olabilir. Yani regl oluyor olmak, hormonal değişimin başlamadığı anlamına gelmez.
Kadınlar hangi belirtileri fark ettiğinde jinekoloğa gitmeli?
45 yaş civarında regl düzensizlikleri başlayabilir. Ama regl düzeni değişmeden de bazı şikayetler ortaya çıkabilir. Bu durumda alarmda olmak ve bir kadın doğum uzmanıyla görüşmek faydalı olabilir. Zihinsel fonksiyonlarda değişim, hafif unutkanlık, uykusuzluk, gece uyanıp tekrar uyuyamama, endişede artış, sinirlilik, duygusallık, trafikte ya da günlük hayatta daha kolay öfkelenme bu dönemde görülebilir. Bunun dışında göz kuruluğu, görme değişiklikleri, kulak çınlaması, ağız kuruluğu, çarpıntı, cilt kuruluğu, sık idrara çıkma, bazen idrar kaçırma, depresif ruh hali, eklem rahatsızlıkları ve kolay yorulma da ortaya çıkabilir. Elbette bu belirtilerin arkasında başka nedenler de olabilir. Ama bu dönem, hormonal geçiş açısından değerlendirilmesi gereken bir dönemdir.
Ben kendi sürecimde boğaz kuruluğu, unutkanlık ve depresif ruh hali yaşadım. Ama bunu kadın doğumla ilişkilendirmedim. Terapiye gittim, farklı doktorlara başvurdum. Kadın doğum uzmanına gitmeyi uzun süre düşünmedim. Bu sık yaşanan bir durum mu?
Evet, çok sık yaşanıyor. Yurt dışında bununla ilgili istatistikler var. Bu dönemde birçok kadın gerçekten kadın doğum uzmanına gitmiyor; aile hekimine ya da farklı branşlara başvuruyor. Depresif ruh hali bu dönemde çok sık görüldüğü için de çoğu zaman antidepresanlar başlanıyor. Dünyada bu dönemde antidepresan ya da benzeri ilaçların başlanma oranı oldukça yüksek. Neredeyse başvuran her beş kadının üçüne, bazen dördüne antidepresan veya benzeri ilaçlar yazılabiliyor. Ama bu dönemde ortaya çıkan depresyon her zaman bilinen depresyon gibi değerlendirilmemeli. Çünkü hormonal düzensizlikten kaynaklanan bir tablo olabilir. Tabii ki bu dönemde gerçek klinik depresyon da olabilir; bu başka bir değerlendirme gerektirir. Bu yüzden hormonal geçişe bağlı ruh hali değişimleriyle klasik depresyonu birbirinden ayırmak önemlidir.
Hormon tedavisini neden bu kadar önemli görüyorsunuz? Uyku ilaçları ya da antidepresanlar yerine hormonları düşünmek neden gerekli olabilir?
Çünkü bu işin kaynağı hormonal düzensizlik olabilir. Hormonların dalgalanması, yani bir artıp bir azalması, vücutta birçok şikayete sebep olabilir. Endişe artışı, uykusuzluk, depresif ruh hali, çarpıntılar, cilt kurulukları bunlardan bazılarıdır. Eğer sorun hormonal düzensizlikten kaynaklanıyorsa, bunun kök çözümü hormonları değerlendirmektir. Antidepresan kullandığınız zaman bazen sadece bir şeyin üzerini örtmüş olursunuz. Antidepresanların da bazı yan etkileri olabilir. Libido kaybı, duyguların küntleşmesi, mide problemleri gibi etkiler görülebilir. Dolayısıyla eğer altta hormonal bir neden varsa, onu görmeden sadece semptom üzerinden ilerlemek eksik kalabilir. Hormonları yerine koyduğunuzda ve buna yoga, meditasyon, derin gevşeme, egzersiz ve doğru beslenme gibi destekleri eklediğinizde, birçok kadın için tablo çok daha iyi yönetilebilir hale gelir.
Hormon deyince birçok kadının aklına hala “Kanser yapar mı?” korkusu geliyor. Bu korku nereden kaynaklanıyor?
Dünyada son 20 yıl içinde hormon tedavisine yönelik ciddi bir endişe oluştu. Bunun en önemli nedenlerinden biri “Hormonlar kanser yapar.” algısıydı. Bu algının temelinde ise 20 küsur yıl önce yapılan ve daha sonra tasarımı tartışılan bir çalışma vardı. O dönemde hormon kullanmanın faydalı olduğu düşünülüyordu. Genç kalmak, hastalanmamak, kemikleri korumak için hormonlar veriliyordu. Ancak bu çalışmanın sonuçlarına göre hormon kullanan kişilerde meme kanseri riskinin arttığı, ayrıca kanda pıhtılaşma artışı nedeniyle felç, inme ya da kalp krizi riskinin yükselebileceği bilgisi ortaya çıktı. Bu bilgi çok büyük bir korku yarattı. Kadınlar hormon kullanmak istemedi, hekimler de vermek istemedi. Sonuçta uzun yıllar boyunca birçok kadın hormon tedavisinden uzak kaldı. Daha sonra bu çalışmanın tasarımı, kullanılan hormon tipleri ve sonuçların yorumlanma biçimi tartışılmaya başlandı.
Sentetik hormonlarla biyoeşdeğer hormonlar arasındaki farkı nasıl anlatırsınız?
Kullanılan hormonların önemli bir kısmı sentetikti. Yani vücuttaki doğal hormonlarla birebir aynı yapıda değildi. Bunu anlatmak için kilit ve anahtar benzetmesini kullanabiliriz. Bir anahtar düşünün. Kilidi açıyor ama tırtıklarından biri olması gerekenden farklıysa, kilidi açarken ona zarar verebilir. Sentetik hormonlarda da benzer bir durum olabilir. Yapı olarak vücuttaki hormona benzerler ama birebir aynı olmayabilirler.
Son yıllarda biyoeşdeğer hormonlar daha fazla kullanılmaya başlandı. Bunlar, vücuttaki hormonların kimyasal yapısıyla aynı olacak şekilde üretilen hormonlardır. Bu yaklaşım, hormon tedavisine bakışı değiştirdi. Biyoeşdeğer hormonlarla amaç, vücudun kendi hormonlarına en yakın yapıyla destek vermektir. Bu sayede kadınların yaşam kalitesini artırmak, kemiklerini, kalp-damar sağlığını ve genel iyilik halini desteklemek mümkün olabilir.
Menopoz ve uzun vadeli sağlık dediğimizde neden kalp-damar sağlığı ve kemik sağlığı bu kadar öne çıkıyor?
Dünyadaki ölüm sebeplerine baktığımız zaman kalp-damar hastalıkları çok büyük bir yer tutuyor. Bunun yanında kemik kırıkları ve bu kırıklara bağlı ameliyat komplikasyonları da ileri yaşlarda ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Osteoporoz, yani kemik erimesi, sadece kemik yoğunluğunun azalması değil; kırık riski, hareket kabiliyeti, yaşam kalitesi ve uzun vadeli sağlık açısından da çok önemli. Doğru tedavilerle osteoporoz önlenebilir ya da etkileri azaltılabilir. Hormon tedavisinin de burada önemli bir payı olabilir. Özellikle doğru zamanda ve doğru kişide kullanıldığında, kemik kırıklarını azaltmak ve kalp-damar sağlığını desteklemek açısından değerli bir araç olabilir. Bu yüzden menopozu sadece sıcak basması ya da regl döngüsünün bitmesi olarak düşünmemek gerekir. Bu dönem, kadın sağlığının ikinci yarısı için çok önemli bir geçiştir.
The post Selçuk Somer ile Perimenopozdan Postmenopoza Kadın Bedenini Yeniden Anlamak appeared first on Live to Bloom.