Antik Yunan'dan Orta Dünya'ya tragedya okunmuş.
Sfenks’in Bilmecesi, Ejderhanın Yalanı: Antik Yunan’dan Orta Dünya’ya Bir Tragedya Okuması
tragedya metinleri, antik yunan'dan ilham alıp kendi dünyasını kurarken, j.r.r. tolkien'in orta dünya efsanesiyle paralellikler taşıyor. bu yazı, iki farklı evren arasındaki tragedya bağını inceliyor.
bir edebi form olarak tragedya metinleri homerik dünyadan miras aldığı karakterler, olaylar ve mekânlardan hareketle bir anlamda kendi dünyasını oluşturmuştur. sophokles, euripides ve aiskhilos gibi tragedya yazarları, homerik dünyadan ilham alarak kendi kurgularını oluşturmuş ve bu kurguları dönemin (m.ö. 5. yüzyıl) atina polisinde sahneye koymuşlardır. tragedya metinlerini kurmaca oluşları açısından j.r.r. tolkien’in efsanevi dünyasını (legendarium’u) […] bu yazı sfenks’in bilmecesi, ejderhanın yalanı: antik yunan’dan orta dünya’ya bir tragedya okuması ilk olarak şu sitede yayımlanmıştır: kayıp rıhtım . yazının kaynağı bu sitedir.
Bir edebi form olarak tragedya metinleri Homerik dünyadan miras aldığı karakterler, olaylar ve mekânlardan hareketle bir anlamda kendi dünyasını oluşturmuştur. Sophokles, Euripides ve Aiskhilos gibi tragedya yazarları, Homerik dünyadan ilham alarak kendi kurgularını oluşturmuş ve bu kurguları dönemin (M.Ö. 5. yüzyıl) Atina polisinde sahneye koymuşlardır. Tragedya metinlerini kurmaca oluşları açısından J.R.R. Tolkien’in efsanevi dünyasını (Legendarium’u) oluşturan metinler ile ele almak mümkündür.
Bununla beraber Tolkien’in metinlerinde tragedyalardan kaynaklanan trajik unsurlar yer almaktadır. Bir başka açıdan ise bahsi geçen metinlerin tümünde trajik hususların politik yansımaları bulunmaktadır.
Tragedya metinlerinin günümüzde bile çokça okunması ve Nietzsche, Freud, Hegel, Schlegel, Schiller gibi isimleri etkilemesi, bu eserlerin önemini kanıtlamaktadır. Tolkien’in metinleri, tragedya metinleri kadar etkili olmasalar da dünya çapında yüksek okuma sayılarına ulaşmaları; sinema filmleri aracılığıyla beyaz perdede, diziler aracılığıyla kişisel ekranlarda sahnelenmesi bakımından onların yolunda ilerlemektedir.
Tolkien’in metinleri de edebi boyutlarının dışında politik ve felsefi açıdan incelenebilir niteliktedir. Buradan hareketle, yüksek etkileyiciliğe sahip metinlerin sahnelendikçe etkileme gücünün arttığı sonucuna ulaşılabilmektedir. Bu nokta, metinlerin politik içeriklerine ilaveten insan kitleleri üzerinde de politik etkileri olabileceğini göstermektedir.
Tragedyaların Kökenine Dair: Tragedya Nasıl Doğdu?
Tragedya metinlerine Tolkien Legendariumu perspektifinden bakabilmek için öncelikle tragedya metinlerinin dönemin Yunan dünyasındaki konumunu ve özelliklerini incelemek sağlıklı bir analizi olanaklı kılacaktır. Nietzsche, Yunan tragedyasının köklerini bir labirent olarak tanımlamaktadır (Nietzsche, 2019: 44). Vernant ve Naquet’e (2012: 27) göre ise tragedya, toplumsal bir kurum olarak bir sanat formundan fazlasıdır. Çünkü tragedya yarışmalarının varlığı ve içeriğinde politik ve hukuki ögelerin yoğun olarak bulunması, bir açıdan tragedyaların adeta polisi sahnelediğini göstermektedir.
Tragedyaları bir ara form veya bir geçiş noktası olarak görmek de mümkündür. Çünkü tragedyalar (metin ve sahnelenen oyun olarak) hem kronolojik olarak Homeros’un destanları ile Platon’un diyalogları arasında bulunmasıyla hem de Apolloncu ve Dionysosçu ögeleri bir arada barındırmasıyla ara form özellikleri göstermektedir. Kronolojik olarak Homeros’un destanlarından sonra ortaya çıkmaları nedeniyle tragedyanın doğuşu “mitosların rönesansı” olarak da adlandırılabilmektedir (Biber, 2006: 90).
Tragedyanın ortaya çıktığı tarih göz önünde bulundurulduğunda onun yeni bir buluş olduğunu savunan bir görüş de bulunmaktadır. Bu görüşe göre tragedyalar; sosyal kurumlara, edebi biçimlere ve insani deneyimlere yenilikler getirmiştir (Vernant ve Naquet, 2012: 254).
Bununla beraber, bir cennet inancına sahip olmadığı bilinen Antik Yunan toplumunun karamsarlığında kaynak bulduğu iddia edilen tragedya; olay akışı, temel prensipleri ve içerdiği kavramlarla bu karamsarlığı veyahut bir başka deyişle felsefe olarak pesimizmi sürdürmüştür (Dienstag, 2008: 133). Nietzsche de tragedyanın; sistematiği ve ölçülülüğü simgeleyen Apolloncu müzik ile esrikliği simgeleyen Dionysosçu şiirin birleşimi olarak “müziğin tininden doğuşunu” ifade etmektedir (Nietzsche, 2019: 102).
Tragedyalar politik olarak da bir ara dönemi yansıtmaktadır. Metinlerin, Homerik dönemin yönetim anlayışı ile demokratik polis arasındaki bir dönemin yansımalarını barındırdığından bahsetmek mümkündür. Bu geçiş döneminde, bahsi geçen iki dönemin yasalarının ve toplumsal değerlerinin farklılığından kaynaklanan gerilimler mevcuttur. Sophokles’in Kral Oidipus ve Antigone tragedyalarında polisin yasaları ile tanrıların yasalarının çelişmesinden kaynaklanan gerilimin “trajik” sonuçları olduğu mesajı açıkça verilmektedir.
Amfi tiyatrolarda oynanan tragedyaların Yunan toplumu için bir araya gelmeyi ifade ettiği çıkarımı hatalı olmayacaktır. Yurttaşların bu oyunları izlemeye değer bulması ve bu doğrultuda amfi tiyatroları doldurmasını Aristoteles’in ortaya koyduğu “katarsis” kavramıyla açıklamak mümkündür. Aristoteles’e göre tragedya, insanların korku ve acıma hislerini tetikleyerek onları kendi arzularından uzaklaştırmaktadır (Poetika, 1449b-25). Bununla beraber Aristoteles’e göre tragedya, soylu bir eylemin taklididir (Poetika, 1449b-25).
Klasik Tragedyalardan Legendarium’a: Sophokles’ten Tolkien’e Uzanan İzler
Birçok mitolojiye ve edebi forma hâkim olan J.R.R. Tolkien, Legendarium’unu oluştururken Antik Yunan tragedyalarından da etkilenmiştir. Bu etki ise onun eserlerinde trajik ögelerin bulunmasından anlaşılabilmektedir. Aristoteles, “Karaktere dayanmayan tragedya olabilir, ancak öyküsü olmayan tragedya olmaz” derken tragedyanın en önemli ögesinin “öykü” olduğuna dikkat çekmektedir (Poetika, 1450a-25).
Trajik özellikler barındıran öyküler ise umudun en temel evren yasalarından olduğu Tolkien Legendariumu’nda önemli yer tutmaktadır. Zira Tolkien Legendariumu’nda umut, trajik olaylar ve kötülüğün kudreti nedeniyle bitme noktasına geldiğinde tüm karamsarlığı dağıtma niteliğine sahiptir. Bunu Silmarillion’da Gazap Savaşı (Tolkien, 1999: 299-310) ve Yüzüklerin Efendisi’nde Morannon Savaşı örneklerinde görmek mümkündür (Tolkien, 2020: 850).
Tragedyayı oluşturan en önemli yapı taşının öykü oluşundan yukarıda bahsedilmişti. Tragedyaların edebiyat bağlamındaki teknik özelliklerine odaklanmak yerine tragedya metinlerine karakter kazandıran “peripeteia” (baht dönüşü), “hamartia” (trajik hata), “tanınma”, “ruhsal arınma” (katarsis) ve “kehanet” gibi kavramlar aracılığıyla Sophokles’in tragedyalarını Tolkien Legendariumu üzerinden okumak, daha sağlıklı bir analizi mümkün kılmaktadır.
Tragedya metinlerindeki öykülerin trajik olabilmeleri için mutlu mesut yaşayan erdemli karakterlerin hayatının mahvolması gerekmektedir (Poetika, 1452b-35). Elbette bu durumun gerçekleşmesini mümkün kılan bir süreç yaşanmalıdır. Kibir (hybris) ile başlayıp nemesis ile biten bu süreçte karakter, en güçlü evren yasası olan ölçülülüğü (sophrosyne) ihlal etmektedir. Tam bu noktada karakterin baht dönüşü (peripeteia) gerçekleşip hayatı altüst olmaya başlamaktadır. Tanınma ise baht dönüşünün bir nevi sonucu olarak görülebilmektedir. Bu noktada karakterin ya gerçek kimliği ya da gerçek yüzü ortaya çıkmaktadır.
Tüm bu süreçlerde kehanetlerin önemli bir yerinin olduğu aşikârdır. Dönemin Yunan toplumunda ve dolayısıyla tragedyalarda kehanet unsuru, bağlayıcılığı ile içtimai hayatın her noktasında canlılığını korumaktadır. Bu bağlayıcılığı Sokrates’in Savunması’nda bile görmek mümkündür (Platon, 2019: 35). Bu durumdan hareketle, kâhinlerin de dönemin Yunan toplumu için güçlü bir otorite olduğu sonucuna ulaşılabilmektedir.
Bu otoritelere saygısızlık etmenin acı karşılığının yansımalarını Kral Oidipus ve Antigone tragedyalarında görmek mümkündür (Kral Oidipus, 2018: 12-13; Antigone, 2014: 41). Her iki tragedyada da “hybris” içerisindeki kralın kâhine saygısızlık ettiği görülmektedir. Dönemin Yunan toplumunda hakikatin üç efendisinden biri olan kâhin ise hem krala hakikati söyleme cesaretini (parrhesia) gösterir hem de ona saygısızlık eden kralı bir açıdan hakikat ile cezalandırmaktadır. Tüm bunlara tanık olan okur veya seyircide “katarsis” meydana gelmesiyle tragedyalar amacına ulaşmış olmaktadır.
J.R.R. Tolkien İmzalı Húrin’in Çocukları Neden Bir Tragedya?
Tolkien’in Legendarium’unu oluşturan öykülerde, tragedya metinlerinde bulunan bu hususlara rastlamak mümkündür. Ancak ilk olarak Silmarillion’da bahsi geçen ve ilerleyen yıllarda Húrin’in Çocukları başlıklı esere dönüşen Turambar Túrin’e Dair hikâyesi, Tolkien Legendariumu içerisindeki başlı başına trajik bir eser olmasıyla okuyucu karşısına çıkmaktadır. Húrin’in Çocukları eserinde tragedyalardan pek çok esinlenme olduğu görülmektedir. Bu anlatı ile Sophokles’in Kral Oidipus tragedyası arasında pek çok benzerlik bulunmaktadır.
Turambar Túrin’in başkarakter olduğu Húrin’in Çocukları eserinde kehanet kavramı hikâyenin başından sonuna dek her an varlığını canlı tutmaktadır. Çünkü Túrin’in, kötü tanrısal varlık olan Morgoth’a esir düşen büyük savaşçı babası Húrin, Morgoth tarafından lanetlenmiştir. Üstelik bu lanet Húrin’in eşi Morwen’i ve ikisinin alt soyunu kapsamaktadır (Tolkien, 2017: 69-70). Buna benzer bir durum Sophokles’in Antigone tragedyasında da bulunmaktadır. Antigone’nin babası Oidipus’un eylemleri sonrasında kendisi ve soyu lanetlenmiştir. Lanetin veya musibetin soya intikal etmesi ise meseleyi politikleştirmektedir. Bu politikleşmenin bir boyutunu da hem Oidipus’un hem de Húrin’in lanete uğramış siyasi otoriteler oluşu oluşturmaktadır.
Túrin’in yaşam öyküsünden yola çıkarak, onun baht dönüşünün tragedya metinlerindeki baht dönüşü ile tamamen aynı olmadığından söz etmek mümkündür. Túrin’in bahtı, Morgoth’un laneti yüzünden henüz çocukken dönmüştür. Túrin hayatında bazı başarılar elde etse de lanet nedeniyle işlerinin bir türlü rast gitmemesi üzerine kendine “Kaderin Efendisi” anlamındaki “Turambar” adını takmıştır (Tolkien, 2017: 224).
Túrin’in bahtının bu durumu, trajik hatalara (hamartia) sürüklenmesine engel değildir. Bu hamartia hallerine birkaç örnek vermek mümkündür. İlk olarak bir Elf dostu olarak kabul edildiği Nargothrond şehrindeki ilk anlarında Valar’a karşı ileri geri sözler etmesi bir hybris örneğidir (Tolkien, 2017: 184). Burada politik mahiyette bir ölçülülük problemi de bulunmaktadır. Çünkü Túrin, bir insan olarak Arda’nın efendilerine saygısızlık ederek haddi aşmıştır. Bu haddi aşmada bir hiyerarşi sorunu da vardır. Çünkü Tolkien Legendariumu hiyerarşisinde insanlar; Valar, Maiar ve Eldar’dan (Elflerden) sonra gelmektedir. Túrin’in hybrisi bu bağlamda haddini “bir insan olarak” aşmasıdır.
Bu olayın devamında Túrin Nargothrond’da siyasi nüfuz elde etmiş, bu durum onu sert ve gururlu biri hâline getirmiştir (Tolkien, 2017: 196). Túrin’in bu hâli ise Antigone’deki Kreon’a benzemektedir. Kreon da sonradan kral olup hybris ile dolmuştur. Siyasi nüfuz sahibi Túrin’in giderek artan kibri nedeniyle, Nargothrond’a Vala Ulmo’nun Bilge Círdan aracılığıyla gönderdiği tehlike uyarısı ve şehrin girişine kendisinin yaptırdığı köprünün yıkılması tavsiyesi geri çevrilmiştir (Tolkien, 2017: 197-198).
Bu noktada hamartia ortaya çıkmıştır. Çünkü tanrısal bir otorite olan Ulmo’nun sözlerine değer verilmemiş, Bilge Círdan’a gerekli güven gösterilmemiştir. Bu noktada yine politik mahiyette bir otorite sorunu vardır. Nitekim Nargothrond’un sonu, yıkılması istenen o köprü üzerinden şehre giren düşman ordusu ile gelmiştir. Bu ise nemesis durumudur.
Túrin’in üzerindeki lanetin en trajik ve korkulu etkisi ise “bilmeden” öz kız kardeşi ile evlenmesidir.
Nargothrond’un yıkılışından sağ kurtulan Túrin, Brethil ormanlarında bir kız görmüş ve ikili birbirlerine âşık olmuştur. Níniel adını alan bu kızla evlenen Túrin’in yeni memleketi, Morgoth’un solucanı, ejderha Glaurung’un saldırısına uğramıştır. Bu saldırı Túrin’in ejderhayı öldürmesi ile sonlanmıştır.
Çarpışmadan sonra, Níniel’in ejderhanın yanında baygınca yatmakta olan aşkını bulduğu sırada canlanan Glaurung, son nefesinde Níniel’e onların kardeş olduğu gerçeğini söyleyip ölmüştür (Tolkien, 2017: 280). Bunun üzerine dehşete kapılan Níniel intihar etmiştir. İntihar etmeden evvel söylediği “Elveda, ey iki kez sevdiğim” sözleri ise Antigone’yi hatırlatmaktadır (Tolkien, 2017: 281).
Túrin de uyanıp gerçeği öğrendikten sonra intihar etmiştir. Túrin’in intihar şekli ise Antigone’deki Kreon’un oğlu Haimon’un intiharına benzemektedir (Antigone, 2014: 48). Çünkü ikisi de kendi kılıçlarının karınlarına saplanması suretiyle ölümü tatmışlardır (Tolkien, 2017: 295-296).
Hikâyenin ensest boyutu açıkça Kral Oidipus tragedyasından esinlenmiştir. Turambar Túrin’in öyküsünde de ensest evrensel bir yasaktır. Bu ensest yasağı, toplumu oluşturan asli unsurdur. Bu mahiyette bir evrensel yasağı ihlal ettiğini öğrenen kahramanlar, Oidipus’un aksine intiharı seçmişlerdir.
İntihar ve dolayısıyla ölüm, trajik kahraman için “layığını bulmak” olarak okunabilmektedir (Eksen, 2008: 145). Çünkü artık mevcut yapının (polis ve Orta Dünya) dini, sosyolojik ve politik atmosferinde o karaktere yer yoktur. Yani kahramanın varlığı mevcut düzen içerisinde imkânsız hâle gelmiştir.
Karakterin ölümü tam bu noktada gerçekleşmektedir. Hamartia ve karakterin sonu, kahramanı olduğu gibi seyirciyi/okuru da arada bırakmaktadır. Zira karakter hem hak ettiği hem de hak etmediği bir düşüş yaşamaktadır (Eksen, 2008: 148). Tam bu noktada katarsis (ruhsal arınma) ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda Húrin’in Çocukları eseri güçlü bir katartik etkiye sahiptir.
Tam bu noktada tragedyaların en önemli yapıtaşlarından “tanınma” ortaya çıkmaktadır. Karakterler, bildikleri ve aslında oldukları kimlikleri arasında kalıp akıllarını kaçırmaktadır. Bu tür bir kimlik sorunu Oidipus’ta da bulunmaktadır. Mevzubahis kimlik sorunu, her iki metin için güçlü bir katartik etkiye sahiptir.
Húrin’in Çocukları eserindeki ejderha Glaurung’un, Kral Oidipus tragedyasındaki Sfenks ile gösterdiği benzerlik ve kardeşlerin küçük yaşta ayrılmasından kaynaklanan bilinçdışı ensestin, Oidipus’un da bebekken Thebai’den ayrılmasından kaynaklanan durumla benzerlik göstermesi dikkat çekicidir. Oidipus’un Sfenks’i bilmeceler ile alt edip Thebai’nin kaderine etki etmesi ile Hobbit eserindeki Bilbo ve Gollum’un bilmece yarışması ve Tek Yüzük’ün Bilbo’ya geçerek Orta Dünya’nın kaderine etki etmesi de -politikliği tartışılabilir olsa da- benzer noktalar olarak görülmektedir.
Sonuç Yerine: Tolkien’in Trajik Mirası
Görüldüğü üzere Tolkien Legendariumu’nun en acı parçası olan Húrin’in Çocukları, pek çok noktada Sophokles’in tragedyaları ile benzerlik göstermektedir. Bu benzerlik hem trajik hem politik özellikler barındırmaktadır.
Ancak tragedya metinlerinin politik özellikleri dönemin Yunan dünyasının bir yansıması iken, Húrin’in Çocukları eserindeki politik özellikler, en nihayetinde bir kurmaca olan Tolkien Legendariumu’nun kendi iç dinamiklerini yansıtmaktadır.
Antik Yunan tragedyalarıyla Húrin’in Çocukları anlatısı arasındaki bağları siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda veya Kayıp Rıhtım Forum’da paylaşabilir, edebiyat dünyasından yeni içerikler için bizleri Google News ve WhatsApp üzerinden takip edebilirsiniz.
İlginizi Çekebilir: Orta Dünya’daki En Güçlü 8 Kılıç
Bu çalışma ilk olarak Fantas(an)tik’in 2021 tarihli 7. sayısında “Orta Dünya’da Kahramanın Trajedisi: Húrin’in Çocukları ile Antigone ve Kral Oidipus Tragedyalarını Çapraz Okuma Denemesi” başlığıyla yayınlanmış olup sonradan yazarı tarafından yeniden gözden geçirilmiş ve yazarın izniyle Kayıp Rıhtım’da yayınlanmıştır.
Bu yazı Sfenks’in Bilmecesi, Ejderhanın Yalanı: Antik Yunan’dan Orta Dünya’ya Bir Tragedya Okuması ilk olarak şu sitede yayımlanmıştır: Kayıp Rıhtım. Yazının kaynağı bu sitedir.