Siyasetin iplerini halka vermişler.
Siyasetin gerçek öznesi halk olmalı
birgün yazarı ve sendika başkanı, halkın siyasette özne olması ve aşağıdan yukarıya örgütlenme çağrısı yaptı.
“ortak mücadele hattı” olarak devam eden tartışma dizimizde bugün birgün yazarı forta, birleşik metal i̇ş genel başkanı atar ve şair şükrü erbaş var. bugünkü yazıların vurgusu halkın ortak mücadelenin öznesi olması, aşağıdan yukarıya doğru örgütlenme ağları kurulması.
Ülkenin ilerici, devrimci ve demokrat unsurlarının “birleşik bir muhalefet için yan yana geliyoruz” çağrısıyla birlikte gazetemizde başlattığımız tartışma dizisi devam ediyor.
Bugünkü sayfalarımızda BirGün Yazarı Bülent Forta, Birleşik Metal İş Genel Başkanı Özkan Atar, Şair Şükrü Erbaş ve okurlardan gelen katkılar yer alıyor.
Bugünkü değerlendirmelerde iktidarda kalmak için baskıdan başka çaresi olmayan mevcut rejime karşı, demokratik ve ilerici tüm unsurları aşağıdan yukarıya ilişkiler ağıyla bir araya getirecek şekilde örgütlü, birleşik ve sürekli bir mücadele tartışması yapılıyor.
Ayrıca kurumsal siyasetin çöktüğü hatırlatılarak halkın öznesi olabileceği bir siyaset tanımlanıyor.
YENİ BİR SİYASETE İHTİYAÇ VAR
“Toplumsal talepleri şiar edinen parçalı muhalefet alanlarını birleştiren siyaset alanında halkı bir özne olarak konumlandıran birleşik bir muhalefet hareketi başarının anahtarıdır”
Türkiye’nin kritik bir yol ayrımına doğru sürüklendiği herkes tarafından kabul ediliyor. Siyasal islamcı bir iktidar tarafından çeşitli etaplardan geçilerek inşa edilen mevcut rejim her anlamda “raf ömrünü” doldurmuş durumda.
Rejimin resterasyonunu artık yeni bir hikaye yazarak halk desteğini yeniden kazanarak sağlamak mümkün değil. Bunun için mevcut iktidarın önünde iki dayanak var.
Birincisi başta Trump ve ABD olmak kaydıyla “dış güçler”in desteğini almak ikincisi de baskıyı arttırarak muhalefeti bölüp etkisizleştirmek. Bu iki dayanak da sonuna kadar zorlanacak.
Temel soru şudur: Mevcut iktidarın bu politikaları toplumda mayalanan değişim talebini engellemeye yeter mi?
Bu sorunun yanıtı çok açıktır. Toplumsal talepleri şiar edinen parçalı muhalefet alanlarını birleştiren siyaset alanında halkı bir özne olarak konumlandıran birleşik bir muhalefet hareketi başarının anahtarıdır. Mevcut kurumsal siyaset çöküyor. Siyaset alanı partilerin ve TBMM’nin etkisini yitirdiği siyasal alanın dar bir elitin eline bırakıldığı yargı bürokrasisinin siyasal alanı doldurduğu bir durum, siyasetin ölümü demektir.
Bu tür köhnemiş bir siyasetin küllerinden, halkın siyasetin öznesi haline gelerek kaderini kendi ellerine alacağı yeni bir siyaset doğacaktır. Bu nedenle ülkenin kaderi, barışın, demokrasinin ve özgürlüklerin kaderi buna bağlıdır. Yoksulların, dışlananların, ezilenlerin kendi sesleri birleşerek bu değişimin taşıyıcısı olmak zorundadır.
AŞAĞIDAN YUKARIYA İLİŞKİLER AĞI
“Ortak mücadele farklı toplumsal kesimlerin, kendi kimliklerini ve özgün taleplerini koruyarak ortak bir demokrasi ve emek programı etrafında yan yana gelebilmesidir. Bunun yolu ise hakiki bir dayanışmadan ve güç birliğinden geçer”
Özkan Atar - Birleşik Metal İş Genel Başkanı:
Bugün Türkiye, yalnızca emekçiler açısından ağır bir ekonomik krizin değil, aynı zamanda açık bir siyasal rejim krizinin de içindedir. İktidar, toplumsal desteğini her geçen gün kaybederken, ülkeyi demokrasiden ve hukuk devletinden gittikçe daha fazla uzaklaştırıp çıplak baskıyla yönetmeye çalışmaktadır.
Belediyelere ve muhalif odaklara yönelik yargı eliyle yürüyen operasyonları takiben, seçme ve seçilme hakkını hedef alan mutlak butlan ve benzeri müdahaleler, siyasal ve toplumsal muhalefeti sindirmeyi amaçlayan uygulamalar artık istisna olmaktan çıkmış, rejimin yönetme biçimi haline gelmiştir.
Her şeyden önce şunu kabul etmek durumundayız; kurtuluşumuz demokratik düzeni yeniden ihya edecek bir siyasal partinin veya parti ittifakının eliyle olmayacaktır. Karşımızda devletin bütün olanaklarını kullanan, devlet bürokrasisini yandaş kadrolarla doldurmuş, yerli ve yabancı sermaye sınıfının tüm kesimlerinin desteğini arkasına alan örgütlü bir güç vardır. Bu olguya karşı verilecek mücadelenin de toplumsal ve siyasal muhalefetin demokratik ve ilerici tüm unsurlarını bir araya getirecek şekilde örgütlü, birleşik ve sürekli olması gerekmektedir.
Ortak mücadele, herkesin aynı düşünmesini ya da aynı siyasal-toplumsal örgüt çatısı altında buluşmasını gerektirmez. Ortak mücadele; farklı toplumsal kesimlerin, kendi kimliklerini ve özgün taleplerini koruyarak ortak bir demokrasi ve emek programı etrafında yan yana gelebilmesidir. Bunun yolu ise tepeden kurulacak ittifaklardan önce, aşağıdan yukarıya örülecek ilişki ağlarından ve hakiki bir dayanışmadan ve güç birliğinden geçer.
Fabrikalarda grevde olan işçiler yalnız bırakılmamalıdır. Bir işyerindeki direniş, bütün sendikaların ortak meselesi haline gelmelidir. Belediye işçisi metal işçisinin mücadelesine, metal işçisi sağlık emekçisinin mücadelesine, sağlık emekçisi öğretmenin mücadelesine sahip çıkmalıdır.
Seçme ve seçilme hakkının elden gitmesini protesto eden bir öğrencinin hakları gasp edildiğinde işçi sınıfı sessiz kalmamalı; bir sendikacı gözaltına alındığında, grevler yasaklandığında demokratik kitle örgütleri bunu yalnızca sendikal bir mesele olarak görmemelidir. Çünkü karşımızdaki düzen ve yandaşları, neredeyse sadece adı kalmış olan anayasal hukuk ve hak rejimini tümden ilga etme peşindedir, yerine ise bir siyasal yönetme biçimi olarak belirsizlik rejimini koymaktadırlar. Dolayısıyla hak gaspları parçalıdır ancak saldırının hedefi ortaktır.
Tarihimizden bir hatırlatma yapmakta fayda var. Sendikamızın onursal başkanı Kemal Türkler önderliğinde DİSK, sendikal hakları hedef alan yasa tasarısına karşı 15-16 Haziran 1970 direnişini örgütleyen anayasal direniş komitelerini kurmuş, komiteler aracılığıyla mücadele tabana yayılmış, şanlı 15-16 Haziran direnişi işçilerin bu komitelerde aldığı kararlarla ve sınıfın üretimden gelen gücünü kararlıca uygulamasıyla gerçekleştirilmiştir.
Türkiye’de işçi sınıfı uzunca bir süredir sendikal ve siyasal anlamda yeterince örgütlü değildir. Var olan sendikal örgütler ağırlıklı olarak sermayenin ve sermaye iktidarının etkisi altında ya da güdümündedir. Bazı sendikal yapılarda mücadeleye daha yatkın yönetimler değişmiş, mevzii kayıpları yaşanmıştır.
Fakat tüm bunların yanında sınıf içinde umut verici gelişmeler ve mücadeleler de görülmektedir. Öncelikle var olan sendikal yapılar içinde tabanda emek ve demokrasi komiteleri oluşturulmaya çalışılmalı, sınıfın günübirlik veya dönemsel talepler etrafında hareketlenen kesimlerinde kalıcı sendikal örgütlenmeye ağırlık verilmeli, sendikalar, meslek odaları, emekli örgütleri, kadın örgütleri, gençlik hareketleri ve demokratik kitle örgütlerinin periyodik olarak bir araya gelmesi, ortak talepler ve hedefler etrafında ortak eylem takvimleri oluşturulması için çaba harcanmalıdır.
Aynı günlerde, aynı taleplerle, aynı kararlılıkla hareket eden milyonlar, ayrıksı seslerden çok daha büyük bir toplumsal güç yaratacaktır. Aşağıdan gelen bu örgütlü gücün siyasal alana yansıması ve kendi örgütlenmesini inşa etmesi de kaçınılmazdır.
Bizler şimdiye kadar birçok mücadeleyi yalnızca savunma refleksiyle yürüttük. Tekel Direnişi’nden Gezi Süreci’ne sürekli hak kayıplarına karşı tepki verdik. Oysa ülkenin geleceğine dair ortak bir umut ve ortak bir program ortaya koyan bir mücadele hattı inşası yaşamsaldır.
Çünkü sınıf mücadelesi de onun siyaseti de umutla yapılır; halkımız yalnızca neye karşı çıktığımızı değil, nasıl bir Türkiye kurmak istediğimizi de bilmek istemektedir.
Emekçiler açısından en yakıcı başlıca önceliklerimiz, emek sömürüsünün kısa erimde en aza indirildiği, sendikal hakların güvence altına alındığı, grev yasaklarının sona erdiği, yargının bağımsız olduğu, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alındığı, vergide adaletin sağlandığı, herkesin insanca yaşayabileceği, ücret gelir ve sosyal haklara sahip olduğu eşit-özgür-demokratik bir Türkiye.
İşçi sınıfı tarih boyunca en büyük kazanımlarını yalnızca kendi gücüyle değil, toplumun diğer ezilen ve emekten yana kesimleriyle kurduğu tarihsel ittifaklar sayesinde elde etmiştir. Kavel’de, 15-16 Haziran’da öyle kazandık. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey budur. Rekabet eden değil birbirini büyüten bir mücadele anlayışına, ayrışan değil birleşen direnişlere, omuz omuza yürüyen bir toplumsal muhalefete ihtiyacımız var. Örgütlü halkı hiçbir güç yenemez ve ortak mücadele, yalnızca bugünün baskı rejimine karşı çıkmanın değil, yarının eşit, özgür ve demokratik Türkiye’sini kurmanın da tek gerçek yoludur.
“HİÇBİRİMİZİN ÖNÜNDE UZUN ZAMAN YOK”
“Mevcut iktidarın içinde-çeperinde yer alanların dışında, olabildiği kadar çeşitli düşüncede yapıların, abartılı bir indirgemeyle ekmeği ve özgürlüğü savunan herkesin katıldığı çok geniş bir toplumsal muhalefet örgütlenmelidir.”
Önce, herkesin her ağzını açtığında bir çırpıda sayabileceği, ekonomi çöktü, adalet iflas etti, eğitim gericileşti, sağlık öldürüyor, demokrasi kocaman bir aldatmaca, sosyal hayat açlık, korku ve şiddetin darağacına çekildi… Gibi genel doğruları bir de ben tekrarlamayacağım. Bu, mevcut siyasi kadronun 25 yıl boyunca özenle hazırladığı bir sonuçtur ve temel amacı toplumun ilerici-demokrat-emekçi-devrimci bütün güçlerini bir umutsuzluk, bir karabasan, bir çaresizlik içine çekerek hareket yeteneklerini yok etmektir.
Ne yazık ki topluca bir karşı çıkış olmazsa, bunda da başarıya ulaşacak noktaya gelmişlerdir. Bizim tutunacağımız şudur ki bu nokta tam da bu gücün, devletin-kamunun bütün kurumlarından tepetaklak gideceği noktadır aynı zamanda. Bu kurumlarda bir iyileştirme yapabilmek için, ister istemez mevcut yasal-toplumsal yapı içinde, mevcut kurallar ve kurumlarla, bu yapıları yönetecek bir siyasi güç ve kazanım elde etmek gerekmektedir. Eğer bir büyük devrim yapmıyorsanız, ne yazık ki böyle olmak zorunda.
Sözü uzatmadan… Mevcut iktidarın içinde-çeperinde yer alanların dışında, olabildiği kadar çeşitli düşüncede yapıların, abartılı bir indirgemeyle ekmeği ve özgürlüğü savunan herkesin katıldığı çok geniş bir toplumsal muhalefet örgütlenmelidir.
Katılanlara şu bir biçimde anlatılmalıdır ki bu buluşma kimsenin bir başkasına “yedeklendiği” bir buluşma olmayacaktır. Hemen önümüzdeki kötülüğü kaldırmak için bizim bütün hayatımızı birbirimize eşitlememiz gerekmiyor. Siyaseten birbirimizin boğazını sıkmak için bile birlikte var olacağımız bir toplumsal-siyasal zemin gerekiyor hepimize!
Bu çok önemli buluşmada, iki vadeli ve çok hızlı bir çalışma yürütülmelidir. Yakın vadede neler yapılması gerektiği; bunun nasıl örgütleneceği ve en hızlı şekilde nelerin yapılabileceği; (yerel yönetim seçimlerinde İstanbul’da başarıyla uygulanan “kent uzlaşısı” neden bir “ülke uzlaşısı” modeli olmasın?)
Orta vadede nasıl bir yol izleneceği; daha kalıcı politikalar üretileceği ve yine ortak davranabilmenin yapısal biçimleri-olanakları konuşulmalıdır.
Sol-sosyalist-devrimci-demokrat bir gelenekten gelen herkes yüz yıllık bir tartışma kültüründen geliyor demektir! Ancak hiçbirimizin önünde uzun zaman yok! Abartılı bulunmazsa ülke padişahlığa doğru gidiyor! Ya da tam anlamıyla Ortadoğu’da bir gerici ülke olacak!
Diyarbakır’dan Niğde’ye, yaşlı kadınlardan gencecik çocuklara, dindar insanlardan devrimci gençlere, emeklilerden öğrencilere… şu son günlerde Özgür Özel’in ardında ülkenin bütün sokaklarını dolduran, sözcüğün gerçek anlamıyla “halk” yapılacak olanı ve bunu gerçekleştirecek potansiyelin toplumda olduğunu bütün siyasi-ideolojik söylemlerin ötesinde çırılçıplak göstermektedir.
SİZDEN GELENLER
BAŞKA TÜRLÜSÜ İMKÂNSIZ
“Bugün sorunun özü çok da doğru biçimde ortaya konulduğu üzere parçalı muhalefeti ortak hat ve ortak mücadele zemininde yan yana getirmek.
Bu da tepeden-dışarıdan bir ittifakı değil farklı muhalefetler arasındaki bağların nasıl kurulacağı sorusunu öne alıyor.
Bu soru aynı zamanda farklı eğilimlerdeki muhalif insanlar arasındaki bir mahallede, bir kampüste bir fabrikada yeni bağlar kurmanın nasıl mümkün olabileceği üzerine de düşünmeye sevk ediyor.
Asıl mesele tam da iktidarın muhalefetler arasındaki bağları koparmaya çalıştığı bir ortamda bunu özerlikler içindeki birlik olarak kurgulayabilmek.
Bu aynı zamanda neoliberal zamanların yarattığı bireycilikle kopartılan toplumsal bağları yeniden kuracak yeni bir toplumsallık örgütlemek.
Bu bakımdan bir sokakta birlikte yürüyen, bir meydana birlikte çıkan insanların anlık birliğini, bir hayat bağı olarak sürekli kılabilmek.
Elbette alışageldik siyaset içinden düşünürsek, şimdi zamanı mı ya da mümkün mü diyen de olabilir! Aslında asıl anlamamız gereken artık başka türlüsünün mümkün olmadığıdır.”
SÜREKLİLİĞİ YARATMAK
“Ortak hat, mevcut örgütlerin yukarıdan kuracağı bir üst birlikten ziyade, ortak ihtiyaçlar ve mücadeleler içinde adım adım inşa edilecek bir toplumsal kapasite olarak anlaşılmalıdır.
Bu nedenle bugünün acil sorusu, hattın nihai biçimini belirlemekten ziyade onu taşıyacak ilişkileri, özneleri ve sürekliliği yaratmaktır.
Forum, kooperatif, sendika, parti, meclis ya da seçim kampanyası gibi hiçbir form kendi başına çözüm olmadığı gibi, toplumsal zeminin ve ortak hareket kapasitesinin yerini de alamaz.
Mücadeleleri birbirine bağlayacak zemin öncelikle gıda, barınma, eğitim, sağlık, güvenli çalışma, adalet ve insanca yaşam gibi gündelik maddi ihtiyaçların kamusal haklar olarak örgütlenmesinde aranmalıdır.
Farklı alanlarda yükselen protestoların gündelik hayatla, gündelik ihtiyaçların da siyasal bir programla buluşturulması gerekir.”