Sizim düşünceyi uyutmuş.
Siyasetin kuşkucu öznesi Sinizm
sinizm, insanın düşünsel tembelliğini kışkırtır ve yenilikler karşısında edilgen bir tutum takınır, tıpkı sıcak köşesinde uyuklayan oblomov gibi.
sinizmin en önemli özelliklerinden birisi de insanın düşünsel tembelliğini kışkırtmasıdır. konformizm olarak adlandırdığımız durum, yeni fikirler karşısında edilgen bir tutum takınır. yenilikleri kabul etmek bir yana tartışmayı bile gereksiz bulan sinizist, bilinç altında sürekli “sana mı kaldı, sen mi değiştireceksin” diye homurdanan, sıcak köşesinde uyuklayan oblomov’a benzer.
İyimser ya da karamsar olabilmenin öncelikli koşulu, bilgiyi, çelişkileri paradoksları, tarihsel arka planı, nesnel, yani duygularımızı analizlerimize fazlaca karıştırmadan ergileyebilmektir. Zor iş. Bu zor işi başarabilmenin de bir ön koşulu var; sinizmin tuzağına düşmemek. Ama bu tuzaktan söz etmeden önce siyasal durumu nasıl gördüğümüzü “nesnellikten bir milim uzaklaşmam” ben böbürlenmesine kapılmadan anlatmayı deneyelim.
Türkiye’de siyasal alan epeyce daraltılmış durumdadır. Siyasal öznelerin hareket kabiliyetleri sınırlandırılmıştır. Kişisel özgürlükler, var olabilme hakkı, ekonomik sıkıntılardan söz edebilme, siyasal alandaki sınırlılığa uymak koşuluyla, ki bu sınır genellikle kolluk gücü ve adliye, adalet mekanizması aracılığıyla hatırlatılmaktadır, geniş kitlelere bahşedilmiştir.
Diğer yandan siyaset alanı ne kadar sınırlandırılmış olursa olsun, alanı çerçeveleyen duvarlar çok da sağlam değildir, duvarda siyasetin doğası gereği gedikler açılabilmekte ve çok yakın bir zamanda siyasetin herhangi bir sınırlamaya takılmaksızın daha işlevli olabileceği görülmektedir. Kuşkusuz bu genişleme kolay olmayacak, güç sahibi olmadığı halde gücü “de facto” elinde tutan iktidar kanadı, var olan yasallığının siyaset tarafından törpülenmesine izin vermemek için elinden geleni yapacak, hukukun artırılmış olanaklarını tavizsiz uygulama konusunda direnecektir. Bu çatışmanın olağanüstü koşullarda gerçekleşeceğini ünlü Alman hukukçu ve siyasetçi Carl Schmitt’in etkisi o yıllardan daha fazla olan teorisine sık sık başvurulacak, özellikle olağanüstü halin meşruiyeti tezi daha sık tartışılır hale gelecektir.
Siyasetin daraltılmış alanı zorlayacağından söz ediyorsak bu iddiayı gerekçelendirmeye çalışmak gerekir. Yükselen aktivitesi ve seçmende karşılığı hızla yükselen ana muhalefet partisi güçle ilişkisi açık olan hukuk yoluyla, kotarılmış bir darbeyle karşılaşmış, sonu henüz tahmin edilemeyen sıkıntılı bir sürecin içine girmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, darbe biraz erkene alınmış, bunun iktidar için pek iyi sonuçlar doğurmayabileceği, muhalefeti güçlendirebileceği şimdilerde daha fazla anlaşılır olmuştur. Ana muhalefet partisinin ikiye bölünme tablosu gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Çünkü hukuk kullanılarak partinin kimi organları Parti Başkanlığı, MYK, Disiplin Kurulu, iktidara daha yakın olduğu artık gizlenemeyecek kanatta kalmıştır. Seçilmiş vekillerin, Parlamento Grubu ve parti tabanının kendini Türkiye siyasal tarihinde hiç görülmemiş 200’e yakın mitinglerle kendini gösteren inkar edilemez çoğunluğu ve tüm bu verilerle gücü kanıtlanan kanat, -kanat tanımı ne kadar gerçeği yansıtmasa da, çünkü kanat değil ana gövde olduğu anlaşılmaktadır- ana muhalefet olma özelliğini korumaktadır.
Siyasal alanda iki özne daha politikayı etkileme, alanı genişletme konusunda önde yer alıyor. İyi Parti ve Kürt siyasal hareketini temsil eden DEM. İyi Parti, milliyetçi eğilimde bir parti olmakla birlikte siyasetinin ağırlık merkezini iktidara muhalefet etmek oluşturuyor ve bu konuda ana muhalefetle birlikte davranmayı tercih etmektedir. İktidarın etkisi fazlaca büyütlen küçük ortağından ayrılanların kurduğu ve önceki dönemin talihsiz 6’lı Masa macerasından sonra siyasetini merkeze yöneltmiş olan Parti, öte yandan geniş kitleleri etkileyen DEM ve Öcalan karşıtlığını da hem kendi tabanını konsolide edebilmek için canlı tutmakta, hem de hareket alanını genişletebileceğini düşünmektedir… Bu politikanın, önümüzdeki aylarda gündeme gelecek ve siyaseti belirleyecek, tüm taraflar açısından kaçınılmaz gündem oluşturacak Anayasa tartışmalarının İyi Parti açısından da verimli bir hareket alanı yaratacağı söylenebilir,
DEM açısından da riskli ama verimli bir politik alan beklentisi gerçekçidir. Sürdürülmekte olan “çözüm süreci” ile siyasette etkisi gücünün ötesinde artan “politika belirleyici” görüntüsü veren Parti, İktidar partisini zorladığını düşünmekte, bu durum, Partiyi Anayasa tartışmaları ile birlikte etkin ana muhalefet ve kurucu özne olma politikasını canlandırma yolunda cesaretlendirmektedir. Öte yandan DEM Anayasa tartışmaları ile birlikte iktidarla iş birliği “zorunluluğu” ile “demokrasiyi savunma” çizgisinin yarattığı çelişkinin ağırlığı altında kalma riskiyle karşı karşıyadır.
Bu analiz denemesine, soldaki ve politik alanda etkin ve önemli varlıklarına değinemediğim, parti ve hareketleri bir başka yazıda ele almak niyetiyle, devam ediyorum.
Tablo bana kısaca böyle görünüyor. Siyasetteki bu canlılık seçimlere kadar daha da artarken, bu süreçte siyaset sahnesini doğal kapışma dışında etkileyen tehlikeli ve etkili bir özneden daha söz etmeliyim. Bu özne, farklı çehrelerle kendini göstermekle birlikte, insanlığın kültürel birikiminin de bir parçasıdır. En üst başlıkta gölgesini keserek, "söyle benden ne istersin” diyen egemene “gölge etme yeter” diyen Diyojen’i ilk sinizist filozof olarak sayıyorsak, aynı zamanda doğanın gerçek dostları olarak da saymak zorundayız. Daha sonra bu doğa tutkunu filozofların yerini “bu dünyada hiçbir zaman ve hiç iyi bir şey olamaz” diyenler aldı. Gördüğü her şeyi amansızca yargılayan ve güç karşıtı olmayı ilke edindiği için görüşleri sürekli değişse de kendi yargılarına tutkuyla bağlı olan sinizistlerdi bunlar. Eleştiriyor, etrafta hiç iyi bir şey göremiyorlardı. Bu yazıda sözü edilecek sinizm ise daha çok sosyolojik bir kavram olarak ilgi alanımızdadır. Eski Bakanımıza taş atma sayılmasın, bu kavram epistemolojik yönüyle ağır basar. Kahramanımız nesnel bilgiyi kategorik olarak reddeder. Bilginin doğru olabileceğini kabul etmez. Bu sinizmin bir ucu bilgiyi ve bilimi “yanlışlanabilir olmak” başlığı altında güvensizliğe ve pratikteki önemini inkara yönelir. Karl Popper bu bağlamda tutarlı bir sinizist sayılabilir.
Nesnel gerçeği ve gerçekliği (hakikati) savunanlar bu türden teoriler karşısında kimi zaman savunmasız kalırlar. Çünkü “bu iş olmaz” diyenler pratikte doğrulandığında büyük bir zafer kazanmış gibi “biz dememiş miydik” diye böbürlenirler. Sinizmin en önemli özelliklerinden birisi de insanın düşünsel tembelliğini kışkırtmasıdır. Konformizm olarak adlandırdığımız durum, yeni fikirler karşısında edilgen bir tutum takınır. Yenilikleri kabul etmek bir yana tartışmayı bile gereksiz bulan sinizist, bilinç altında sürekli “sana mı kaldı, sen mi değiştireceksin” diye homurdanan, sıcak köşesinde uyuklayan Oblomov’a benzer.
Sinizmin dayandığı temelin giderek güç kazandığına inanıyor, insan üzerinde oldukça etkili tehlikeyle savaşmak istiyorsak, dikkatimizi bilim ve felsefe alanına çevirmekte yarar var. Bu alandaki yoğun çaba hiç pes etmez. Bilimsel yenilikler buluşlar sinizmin dayandığı felsefi temelin her fırsatta kendini yenileyerek ortaya çıktığı alanlar olmuştur. Gerçeklik üzerine bilim dünyasındaki tartışmalarda, “belirsizlik” ilkesini derinleştirenlerin sinizme büyük ve bir temel katkı sunduğu uzun uzun tartışılmış Einstein “siz ne derseniz deyiniz, siz olsanız da olmasanız da sizin varlığınıza aldırmayacak ay hep orada duracaktır” diye karşı çıkmıştı. Ama konu orada kapanmadı. Belirsizliğin ateşli savunucuları, kuantum fiziğindeki yeni buluş ve gelişmeleri bu doğrultuda yorumlamak için büyük çaba harcıyor, gerçeğin ve gerçekliğin göreliliğini metafiziğin zaferi olarak yorumlamakta birbirleriyle yarışıyorlar.
Uzaklara gittik dönelim ve ülkemize, ülkemizdeki politik durum ile sinizmin ilişkisine bakalım. Çok uzak olmayan bir erimde seçimler gündeme gelecek. Sinizmin başlangıç tezi, “bakalım seçimler olacak mı, iktidar seçimleri yaptıracak mı?” kuşkusuyla harekete geçiyor. İkinci adım bunu izliyor; “boşuna neden uğraşalım ki, bu sistem, bu rejim güçlüdür, yaptırmaz..” Üçüncü adım, “siyasal partiler arasında ne fark var ki.” ya da “siyasal İslam yerleşti gitmez”, soldan da küçük bir katkı; “hepsi birbirinin aynı sistem partileri bunlar, seçime özel bir anlam yüklemenin ne anlamı var?” Daha da uzatabilir, örnekleyebiliriz. Ama siyaseti devre dışı bırakmayı amaçlayan bir söylemi var sinizmin.
Sinizmin genel geçer görüşleri böyledir. Etkisini, doğrudan bağlantılı olsun olmasın, kamuoyu yoklamalarında “kararsızlar, görüş belirtmeyenler, ” olarak gösteriyor. Ama sinizmin asıl faaliyet alanı aydınlardır. Aydınların etkin “çarpanlar” olarak eylemleri, kuşkuları, küskünlükleri ve zihinsel konformizme olan düşkünlükleri sinizmi güçlendiriyor.
Çare, uzun bir zaman birbirlerini dinledikleri mekanlara kapatılmış aydınları sokağa ve sokakta sınanan politikaya, görüşlerini orada anlatmaya ve orada anlamaya çağırmaktır.