Suç tanımı değişince sanığa haber verme kalkmış.
Suçun Hukuki Niteliğinin Değiştiği Durumlarda Değişikliğin Sanığa Bildirilmesine İlişkin Bazı Hususları Düzenleyen Kuralın İptal Talebine İlişkin Karar
anayasa mahkemesi, 7532 sayılı kanun'un 16. maddesiyle 5271 sayılı ceza muhakemesi kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasındaki sanığa bildirimle ilgili cümlenin anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verdi.
anayasa mahkemesi 26/3/2026 tarihinde e.2025/18 numaralı dosyada, 7532 sayılı noterlik kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun’un 16. maddesiyle 5271 sayılı ceza muhakemesi kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın resmî gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.
Dava konusu kuralda, suçun hukuki niteliğinin değiştiği durumlarda söz konusu değişikliğe ilişkin sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiine yapılan bildirimlerin yeterli kabul edilerek yargılamanın sona erdirilebileceği öngörülmektedir.
Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla mahkemenin, sanığın adresini araştırma yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığı, sanığa duruşmaya katılamama konusunda mazeret sunma imkânının tanınmadığı, yargılamanın hızlı şekilde tamamlanması amacıyla savunma hakkına getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkını zedelediği, ayrıca konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının gereğinin de yerine getirilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması, demokratik toplumun temel ilkelerindendir. Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma yapma imkânı tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılması ve maddi gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir. Hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilebilmesi için önemli bir kriter olan sanığın kendisini bizzat savunabilmesi, duruşmada hazır bulunma hakkının sağlanmasıyla mümkün olabilir. Ceza yargılamalarında sanığa yöneltilen suçlama ve bunun hukuki nitelendirmesiyle ilgili olarak tam ve detaylı bilgi verilmesi yargılamanın bir bütün olarak adil olması açısından önemli bir gerekliliktir.
Yargılama sürecinde bazı durumlarda sanığa yöneltilen isnadın niteliğinde değişiklik yapılması gündeme gelebilir. İsnadın niteliğinin değiştiği durumlarda, sanığın yeni vasıflandırmaya göre savunmasını düzenleyebilmesi ve bu savunmasını mahkemeye sunabilmesi için nitelik değişikliğinin isnadı öğrenme hakkının bir gereği olarak sanığa bildirilmesi gerekir. Bu durum, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun adil bir yargılamanın da gereğidir.
Bununla birlikte sanığa adil yargılanma hakkının asgari güvencelerinden yararlanma imkânı sağlanmak şartıyla sanığın yokluğunda yürütülen kovuşturma işlemleri, ilke olarak tek başına adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturmaz. Bu bağlamda anılan durumda bulunan sanık hakkında yargılama yapılarak sorgusu yapılmaksızın hüküm kurulması mümkündür. Buna karşılık yokluğunda hüküm verilen sanığın suç isnadına ilişkin olarak yeterince bilgilendirilmediği ve duruşmada hazır bulunmak suretiyle bizzat savunma hakkını kullanamadığı durumlarda, geçerli bir sebebi olmasına rağmen yokluğunda verilen hükme karşı ilk derece mahkemesi veya kanun yolunda yeni bir değerlendirme hakkını talep edememesi adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edecektir.
Dava konusu kuralla sanığa ek savunma hakkı ile ilgili bildirimin dosyada var olan son adresine yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiye yapılmasının yeterli görülmesi değişen isnada göre gıyapta yargılama yapma imkânı getirmekte, sanık hakkında mahkûmiyet de dâhil olmak üzere her türlü kararın verilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Yargılama sürecinde isnadı öğrenme, duruşmada hazır bulunma ve savunma haklarından feragat etmek mümkündür. Bununla birlikte feragatin açık bir şekilde anlaşılması, feragatin tam olarak anlaşılamadığı durumlarda ise geçerli mazereti olması koşuluyla yokluğunda yargılama yapılan sanığa daha sonra duruşmaya bizzat katılma ve bizzat savunma yapma hakkını sağlayacak bir usulün öngörülmesi gerekir.
Suçun niteliğinin değiştiğine ilişkin sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâllerinde yargılamanın sona erdirilmesi sanığın isnadı öğrenme, bizzat savunma ve duruşmada hazır bulunma haklarından feragat ettiğinin kabul edilmesi açısından yeterli bir neden değildir. Dava konusu kuralda sanığın mazeretini belirtmesi ve anılan haklarından feragat etmediğini öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını talep edebilmesine ilişkin herhangi bir güvence de öngörülmemiştir. Dolayısıyla kural kapsamında sanığın değişen isnada göre savunma hakkından yoksun bırakılmasının, yargılamanın yersiz uzamasının önüne geçilmesi amacına ulaşılması bakımından gerekli ve orantılı olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 129 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
A. 1. maddesiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının;
1. Dördüncü cümlesinde yer alan “...aksatmayacak...” ibaresinin,
2. Beşinci cümlesinde yer alan “...aksama...” ibaresinin,
B. 3. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun başlığı ile birlikte değiştirilen 52. maddesinde yer alan “...yönetmelikte düzenlenir.” ibaresinin,
C. 7. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un 189. maddesine eklenen ikinci fıkranın dördüncü cümlesinde yer alan “Katılım payından muaf olan diğer kişi ve kurumlar...” ibaresinin,
Ç. 14. maddesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin;
1. Birinci fıkrasının ikinci cümlesine eklenen “..., Cumhuriyet başsavcıvekili...” ibaresinin,
2. Birinci fıkrasına eklenen üçüncü cümlenin,
D. 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un 44. maddesine eklenen “...ve Cumhuriyet başsavcıvekilleri...” ibaresinin,
E. 16. maddesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin,
F. 18. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un değiştirilen 76. maddesinin;
1. (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “...kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde...” bölümünün,
2. (5) numaralı fıkrasının “...öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması...’’ bölümünün,
Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 7., 9., 10., 13., 17., 36., 40., 42., 58., 90., 123., 124.,128., 138., 139., 140. ve 153. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;
1. 1. maddesiyle 1136 sayılı Kanun’un 16. maddesinin değiştirilen ikinci fıkrası şöyledir:
“(Ek fıkra:8/6/2022-7409/1 md.) (Değişik fıkra:14/11/2024-7532/1 md.) Avukatlık stajına fiilen engel olmamak şartıyla herhangi bir işte sigortalı olarak çalışılması avukatlık stajının yapılmasına engel değildir. Adli ve idari yargı hâkim ve savcı adayları veya yardımcıları ile hâkim ve savcılar hariç olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanlar da görev yeri saklı kalmak kaydıyla mahkemelerde yapılan staj sürecinde aylıksız veya ücretsiz izinli olarak avukatlık stajı yapabilir. Bu dönemde ilgilinin talebi üzerine yıllık izinler de kullandırılabilir. Avukat yanında yapılacak staj sürecinde ise kamu kurum ve kuruluşu tarafından ilgilinin ifa ettiği kamu görevini aksatmayacak şekilde çalışma saatleri ile izin dönemleri ve süreleri düzenlenebilir. Ancak ifa edilen kamu görevinin niteliğinden dolayı aynı anda staj yapma durumunda kamu görevinde aksama ortaya çıkacağı hallerde avukat yanında yapılan staj sürecinde de ilgiliye aylıksız veya ücretsiz izin verilebilir. Şu kadar ki, ilgili mevzuatında memur kadrolarına geçiş hakkı tanınan sözleşmeli personel ancak memur kadrolarına geçiş hakkını kazandıktan sonra bu fıkrada yer alan hükümlerden yararlanabilir. Bu fıkrada belirtilen aylıksız veya ücretsiz izinler diğer mevzuatta yer alan sınırlamalara tabi değildir. Kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanların staj sürecindeki izin dönemleri ve süreleri ile çalışma saatlerinin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.”
2. 3. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un değiştirilen 52. maddesi şöyledir:
“Noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışması:
MADDE 52- (Başlığı ile Birlikte Değişik:14/11/2024-7532/3 md.)
Noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına ilişkin usul ve esaslar, Türkiye Noterler Birliğinin mütalaası alınarak Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenlenir.”
3. 7. maddesiyle 1512 sayılı Kanun’un 189. maddesine eklenen ikinci fıkra şöyledir:
“(Ek fıkra:14/11/2024-7532/7 md.) Araç sicil ve tescil sistemi veri tabanında yer alan bilgilerin 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun ek 18 inci maddesi çerçevesinde kişi ve kurumlarla paylaşılması karşılığında sorgu veya dönen kayıt başına Türkiye Noterler Birliğince iki Türk lirası işlem katılım payı alınır. Bu miktar her yıl, bir önceki yıla ilişkin 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır. Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinden katılım payı alınmaz. Katılım payından muaf olan diğer kişi ve kurumlar ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin hususlar yönetmelikle belirlenir.”
4. 14. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un birinci fıkrasına ibare ve cümlenin eklendiği, ikinci fıkrası değiştirilen 30. maddesi şöyledir:
“Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı
Madde 30- Her bölge adliye mahkemesinde bir Cumhuriyet başsavcılığı bulunur. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet başsavcıvekili ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısından oluşur. (Ek cümle:14/11/2024- 7532/14 md.) İş durumunun gerekli kıldığı yerlere birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekili atanabilir.
(Değişik ikinci fıkra:14/11/2024-7532/14 md.) Cumhuriyet başsavcıvekili 19 uncu maddede belirtilen görevleri yerine getirir.”
5. 15. maddesiyle 5235 sayılı Kanun’un başlığına ve birinci fıkrasına ibarelerin eklendiği 44. maddesi şöyledir:
“Cumhuriyet başsavcısı, başsavcıvekili ve savcılarının nitelikleri ve atanmaları
Madde 44- (Değişik: 18/6/2014–6545/51 md.)
Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet başsavcıvekilleri birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş; Cumhuriyet savcıları ise hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile bölge adliye mahkemesinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunan adli yargı hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır.”
6. 16. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“(4) (Değişik:14/11/2024-7532/16 md.) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir.”
7. 18. maddesiyle 5275 sayılı Kanun’un değiştirilen 76. maddesi şöyledir:
Madde 76- (Değişik:14/11/2024-7532/18 md.)
(1) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin tüm öğretim türlerinden; diğer ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ise kurum içinde verilebilen yaygın, dışarıdan ve açık öğretim programlarından yararlanmaları sağlanır.
(2) Kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, kurum içinde açılan örgün öğretim programlarına kurum disiplin, düzen ve güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde, kurumsal kapasite ve imkânların uygunluğu ölçüsünde devam edebilir. Yaş, eğitim düzeyi, engellilik durumu, sosyal ve ekonomik durum ile benzeri ölçütlere göre ihtiyacı olan hükümlülere öncelik verilir.
(3) Kayıtlı olduğu eğitim kurumlarının ilgili mevzuatına göre gerekli şartları taşıyan ve kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin sınavları, kişi ve kurum güvenliği ile kurum disiplin ve düzeninin bozulmasını önleyici tedbirler alınarak aşağıda belirtilen usule göre ceza infaz kurumu içinde yapılır:
a) Kayıtlı oldukları ortaöğretim, ön lisans, lisans ve benzeri öğretim programları kapsamındaki sınavlar ile mesleki yeterlilik gibi yazılı veya sözlü sınavlar, ilgili kurum ile koordinasyon sağlanarak öncelikle çevrim içi, bunun mümkün olmaması hâlinde ise ilgili eğitim kurumu görevlisinin gözetiminde yüz yüze yapılır.
b) Hükümlüler, merkezî sınavlar ile açık öğretim kurumları sınavlarına, sınav merkezi olarak belirlenen ceza infaz kurumlarında katılır.
(4) Kurum ve kuruluşlar ile üniversiteler, sınavlara ilişkin olarak üçüncü fıkrada belirtilen konularda gerekli düzenlemeleri yapmak ve tedbirleri almakla yükümlüdür.
(5) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlülerin öğretimden yararlanması veya sınavlara katılması, hükümlünün; başarısız olması, devamsızlık göstermesi, eğitim ve sınav alanlarında bu Kanunda yazılı disiplin cezasını gerektiren eylemlerden birini gerçekleştirmesi veya öğretim programının ceza infaz kurumunun işleyişine yer ve zaman itibarıyla uygun olmaması hâlleri dışında engellenemez.
(6) Bu maddenin uygulanmasına ve sınavlara ilişkin usul ve esaslar Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.”
%2. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
%2. 14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 189. maddesine eklenen ikinci fıkranın dördüncü cümlesinde yer alan “Katılım payından muaf olan diğer kişi ve kurumlar…” ibaresinin iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin davanın E.2025/18 sayılı davadan ayrılmasına, yeni bir esasa kaydedilmesine ve esas incelemenin bu yeni esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
%2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 1. Maddesiyle 1136 Sayılı Kanun’un 16. Maddesinin Değiştirilen İkinci Fıkrasının Dördüncü Cümlesinde Yer Alan “...aksatmayacak...” İbaresinin ve Beşinci Cümlesinde Yer Alan “...aksama...” İbaresinin İncelenmesi
%2. 1136 sayılı Kanun’un 3. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, Türk hukuk fakültelerinden birinden mezun olmak veya yabancı ülke hukuk fakültesinden mezun olup da Türkiye hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden başarılı sınav vermiş bulunmak, avukatlık stajını tamamlayarak staj bitim belgesi almış olmak, levhasına yazılmak istenen baro bölgesinde ikametgâhı bulunmak ve anılan Kanun’a göre avukatlığa engel bir hâli olmamak avukatlık mesleğine kabul edilmenin şartları arasında sayılmıştır.
%2. Kanun’un 4. maddesinde ise hâkimlik ve savcılıklarda, Anayasa Mahkemesi raportörlüklerinde, Danıştay üyeliklerinde, üniversiteye bağlı fakültelerin hukuk bilimi dersleri dalında profesörlük, doçentlik, yardımcı doçentlik görevlerinde dört yıl, kamu kurum ve kuruluşlarının hukuk müşavirliği görevinde on yıl süre ile hizmet etmiş olanlar ile Türk vatandaşları ve Türk uyruğuna kabul olunanlardan yabancı hukuk fakültelerinden mezun olup da geldikleri yerde dört yıl süreyle mahkemelerin her derecesinde hâkimlik, savcılık veya avukatlık yapmış ve avukatlığı meslek edinmiş bulunanlar için -3. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yazılı olduğu biçimde Türk hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden usulüne uygun olarak yapılan sınavlarda başarı göstermiş ve ayrıca Türkçeyi iyi bilir oldukları da bir sınavla anlaşılmış olmak kaydıyla- staj yapma şartının aranmayacağı hüküm altına alınmıştır.
%2. 5. maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde avukatlık mesleğiyle birleşemeyen bir işle uğraşanların avukatlık mesleğine kabul talebinin reddedileceği düzenlenmiştir.
%2. Avukatlık mesleğiyle birleşemeyen işler 11. maddede sayılmıştır. Buna göre aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya mesleğin onuru ile bağdaşması mümkün olmayan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.
%2. 12. maddede ise milletvekilliği, il genel meclisi ve belediye meclis üyeliği, hukuk alanında profesör ve doçentlik, özel hukuk tüzel kişilerinin hukuk müşavirliği ve sürekli avukatlığı ile bir avukat yazıhanesinde ücret karşılığında avukatlık, hakemlik, arabuluculuk, tasfiye memurluğu, yargı mercilerinin veya adli bir dairenin verdiği herhangi bir görev veya hizmet, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de (KHK) başka iş veya hizmetle uğraşmaları yasaklanmamış bulunmak şartıyla bu KHK’nın kapsamına giren iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları ve bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ve iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşları dışında kalıp sermayesi devlete ve diğer kamu tüzel kişilerine ait bulunan kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği, denetçiliği, anonim, limitet, kooperatif şirketlerin ortaklığı, yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliği ve komandit şirketlerde komanditer ortaklık, hayri, ilmî ve siyasi kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliği, gazete ve dergi sahipliği veya bunların yayım müdürlüğü avukatlıkla birleşebilen işler arasında sayılmıştır.
%2. 15. maddede avukatlık stajının bir yıl olduğu, stajın ilk altı ayının mahkemelerde ve kalan altı ayının da en az beş yıl kıdemi olan ve staj yaptığı baroya kayıtlı bir avukatın yanında yapılacağı, stajın hangi mahkemede ve adalet dairelerinde ne surette yapılacağının yönetmelikte gösterileceği belirtilmiştir.
%2. 16. maddenin birinci fıkrasında avukatlık stajı yapmak isteyenlerde aranacak şartlar düzenlenmiştir. Buna göre 3. maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (f) bentlerinde yazılı şartları taşıyan ve hukuk mesleklerine giriş sınavında başarılı olanlardan stajyer olarak sürekli staj yapmalarına engel işleri ve 5. maddede yazılı engelleri bulunmayanlar, staj yapacakları baroya bir dilekçeyle başvurabilecektir.
%2. Anılan maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde avukatlık stajına fiilen engel olmamak şartıyla herhangi bir işte sigortalı olarak çalışmanın avukatlık stajının yapılmasına engel olmadığı hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkranın ikinci ve üçüncü cümlelerinde ise adli ve idari yargı hâkim ve savcı adayları ile hâkim ve savcılar hariç olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanların da görev yeri saklı kalmak kaydıyla mahkemelerde yapılan staj sürecinde aylıksız veya ücretsiz izinli olarak avukatlık stajı yapabilecekleri ve bu dönemde ilgilinin talebi üzerine yıllık izinlerinin de kullandırılabileceği düzenlenmiştir.
%2. Fıkranın dördüncü cümlesinde avukat yanında yapılacak staj sürecinde kamu kurum ve kuruluşu tarafından ilgilinin ifa ettiği kamu görevini aksatmayacak şekilde çalışma saatleri ile izin dönemleri ve sürelerinin düzenlenebileceği belirtilmiştir. Anılan cümlede yer alan “…aksatmayacak…” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. Beşinci cümlede ise ifa edilen kamu görevinin niteliğinden dolayı aynı anda staj yapma durumunda kamu görevinde aksama ortaya çıkacağı hâllerde avukat yanında yapılan staj sürecinde de ilgiliye aylıksız veya ücretsiz izin verilebileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu cümlede yer alan “…aksama…” ibaresi dava konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.
%2. Altıncı cümlede ilgili mevzuatında memur kadrolarına geçiş hakkı tanınan sözleşmeli personelin ancak memur kadrolarına geçiş hakkını kazandıktan sonra bu fıkrada yer alan hükümlerden yararlanabileceği, yedinci cümlede, fıkrada belirtilen aylıksız veya ücretsiz izinlerin diğer mevzuatta yer alan sınırlamalara tabi olmadığı düzenlenmiştir. Sekizinci cümlede ise kamu kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında görev yapanların staj sürecindeki izin dönemleri ve süreleri ile çalışma saatlerinin düzenlenmesine ilişkin usul ve esasların Cumhurbaşkanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.
%2. 21. maddede avukatlık stajının, ilgilinin başvurusu üzerine 20. madde gereğince ilgili baro yönetim kurulunca alınan karara istinaden avukat adayının stajyer listesine yazılmasıyla birlikte başlayacağı belirtilmiştir.
%2. 23. maddenin birinci fıkrasında stajın kesintisiz olarak yapılacağı, stajyerin haklı nedenlere dayanarak devam etmediği günlerin engelin kalkmasından sonraki bir ay içinde başvurduğu takdirde mahkeme stajı sırasında Adalet Komisyonu, avukat yanındaki staj sırasında ise baro yönetim kurulu kararıyla tamamlattırılacağı, stajın yapıldığı yere göre adalet komisyonu başkanı ve baro başkanının haklı bir engelin bulunması hâlinde yanında staj yaptığı avukatın da görüşünü alarak stajyere otuz günü aşmamak üzere izin verebileceği belirtilmiştir.
%2. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise stajyerin avukatla birlikte duruşmalara girmek, avukatın mahkemeler ve idari makamlardaki işlerini yapmak, dava dosyaları ve yazışmaları düzenlemek, baroca düzenlenen eğitim çalışmalarına katılmak, baro yönetim kurulunca verilen ve yönetmelikte gösterilecek diğer ödevleri yerine getirmekle yükümlü olduğu; stajyerlerin meslek kurallarına ve yönetmeliklerde belirlenen esaslara uymak zorunda oldukları düzenlenmiştir.
%2. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarda belirtilen kamu görevinde aksamanın ne şekilde tespit edileceğinin belirsiz olduğu, söz konusu ibarenin nesnel ölçütlerle belirlenmediği, bu nedenle idare tarafından her türlü davranışın görevi aksatma olarak nitelendirilebileceği, avukat yanında yapılacak staj sürecine ilişkin usul ve esasların genel çerçevesinin keyfîliğe izin vermeyecek şekilde kanunla çizilmesi gerektiği hâlde kurallarda bu ilkeye uyulmadığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 7. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
%2. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
%2. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır (AYM, E.2017/179, K.2018/106, 8/11/2018, § 10; E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 247).
%2. Dava konusu kuralların fiil olarak kökenini oluşturan aksamak kelimesi Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre bir işin gereği gibi yürümemesi, geri kalması anlamına gelmektedir. Söz konusu kavramın kapsam ve sınırları durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek niteliktedir. Dolayısıyla kurallarda avukat yanında staj yapan kamu personelinin ifa ettiği görevin aksayabileceği hâllerin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak belirlenebileceği gözetildiğinde kuralların hukuki belirlilik ilkesine aykırı bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
%2. Öte yandan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya aykırı olmaması için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. Kanunun kamu yararı dışında bir amaçla yalnız özel çıkarlar için veya yalnızca belirli kişilerin yararına olarak çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, E.2021/14, K.2023/173, 11/10/2023, § 9). Açıklanan hâl dışında bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 102).
%2. Bu itibarla Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belirli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir. Başka bir ifadeyle bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, E.2022/50, K.2022/107, 28/9/2022, § 28).
%2. Kurallarda kamu kurum ve kuruluşunda görev yapanların avukat yanında yaptıkları staj sürecinde ilgilinin ifa ettiği kamu görevini aksatmayacak şekilde kamu kurum ve kuruluşları tarafından çalışma saatleri ile izin dönemlerinin ve sürelerinin düzenlenmesi, kamu görevinin niteliği gereği aynı anda staj yapma nedeniyle aksamanın ortaya çıkacağı hâllerde ise kişiye aylıksız veya ücretsiz izin verilmesine imkân tanınmak suretiyle kamu görevlilerinin kamusal hizmetin sürekliliği bozulmadan avukatlık stajını yapmalarının sağlanması amaçlanmıştır. Dolayısıyla kuralların kamu yararı dışında bir amaca yönelik olarak ihdas edildiği söylenemez.
%2. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7. ve 123. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
B. Kanun’un 3. Maddesiyle 1512 Sayılı Kanun’un Başlığı ile Birlikte Değiştirilen 52. Maddesinde Yer Alan “...yönetmelikte düzenlenir.” İbaresinin İncelenmesi
%2. 1512 sayılı Kanun’un 1. maddesinde noterliğin bir kamu hizmeti olduğu, noterlerin hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendireceği ve kanunlarla verilen başka görevleri yapacağı hüküm altına alınmıştır.
%2. Söz konusu Kanun’un 163. maddesinin birinci fıkrasında noterlik mesleğinin amaçlarına uygun bir şekilde görülmesini, mesleğin gelişmesini ve meslektaşlar arasında birlik ve yardımlaşmayı sağlamak üzere kamu kurumu niteliğinde ve tüzel kişiliğe sahip Türkiye Noterler Birliğinin (Birlik) kurulacağı düzenlenmiştir.
%2. Kanun’un noterlerin çalışma saatlerinin düzenlendiği 51. maddesinde noterlik dairesinde günlük çalışmanın o yerdeki diğer resmî dairelerle birlikte başlayacağı, noter odalarının odada üye bulunan noterliklerin günlük çalışma ve tatil saatini odanın her yılki olağan genel kurul toplantısında bir yıl süreyle uygulanmak üzere tespit ederek Birlik ile Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildireceği belirtilmiştir. Anılan maddede ayrıca 52. madde hükümleri saklı olmak kaydıyla noterlik dairesindeki iş kabulü süresinin o yerdeki diğer resmî dairelerden en çok bir saat daha fazla olabileceği, noterin günlük çalışma süreleri dışında iş kabul edemeyeceği hükme bağlanmıştır.
%2. 52. maddede ise noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına ilişkin usul ve esasların Birliğin mütalaası alınarak Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenleneceği öngörülmüştür. Anılan maddede yer alan “…yönetmelikte düzenlenir.” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
%2. Maddenin 7532 sayılı Kanun’la değişiklik yapılmadan önceki hâlinde tatil günlerinde ve iş günlerinin tatil saatlerinde noterlerin ancak vasiyetname tanzim ve tasdiki veya gecikmesinde zarar umulan noterlik işlemlerini yapabilecekleri düzenlenmiştir. Söz konusu değişiklikle birlikte tatil gün ve saatlerinde noterlerde yapılabilecek iş ve işlemler bakımından bir sınırlama öngörülmeksizin bu hususta düzenleme yapma yetkisi Bakanlığa bırakılmıştır. Bu itibarla noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışma şekli, sırası ve bu dönemde yapılabilecek işlerin kapsamı gibi hususlarda Bakanlığa doğrudan yetki tanınmıştır.
%2. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda hangi iş ve işlemlerin tatil günlerinde görülebileceğine dair kanunda temel ilke ve esaslar belirlenmeksizin Bakanlığa yönetmelik çıkarma yetkisi tanınmasının yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesiyle bağdaşmadığı, kamu görevlilerinin nitelikleri ve atanmalarına ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi gerektiği, benzer konuda Anayasa Mahkemesi kararı bulunmasına rağmen bu kararın gereğinin yerine getirilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 123., 124., 128. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
%2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 50. maddeleri yönünden incelenmiştir.
%2. Anayasa'nın “Çalışma şartları ve dinlenme hakkı” başlıklı 50. maddesinin üçüncü fıkrasında “Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.”; dördüncü fıkrasında da “Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.” hükümlerine yer verilmek suretiyle hafta tatili ve izin hakkının ve şartlarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.
%2. Dinlenme hakkı özü itibarıyla bireyin, beden ve ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesinin sağlanması amacına yönelik olarak düzenli geliriyle ilgili herhangi bir kaygı duymaksızın çalışma hayatından belirli bir süre uzaklaşabilmesini ifade etmektedir. Dolayısıyla söz konusu hakkın kullanılmasında temel ölçüt bireyin belirli bir çalışma döneminde makul kabul edilebilecek bir süre için -ücretini de almaya devam etmek kaydıyla-çalışma ortamından uzaklaşmasına imkân sağlanması, başka bir deyişle çalışmak zorunda bırakılmamasıdır (AYM, E.2019/95, K.2019/89, 14/11/2019, § 12).
%2. Noterlik 1512 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca bir kamu hizmeti olup noterler hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirir ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapar (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 19). Dava konusu kuralla kamu hizmeti yürüten ancak serbest meslek olarak icra edilen noterlerin tatil gün ve saatlerinde hangi iş ve işlemleri yapabilecekleri konusunda herhangi bir sınırlama getirilmeksizin bu konunun Birliğin mütalaası alınarak Bakanlık tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikte düzenleneceğinin öngörülmesi noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmalarını mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla kural noterlerin dinlenme hakkına sınırlama getirmektedir.
%2. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
%2. Anayasa’nın anılan hükmü uyarınca dinlenme hakkına yönelik sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekir.
%2. Temel hakları sınırlayan bir kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 7. maddesiyle güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin de bir gereğidir. Nitekim türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması Anayasa’nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57; E.2022/81, K.2023/153, 13/9/2023, § 76). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 7. maddesinde güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
%2. Kuralda ya da herhangi bir yasal düzenlemede noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasına yönelik temel ilke ve esaslar ile genel çerçevenin belirlenmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural kapsamında yönetmelikle düzenleme yapılmasına imkân tanınan konularda temel ilke ve esaslar kanunda düzenlenmeksizin bu konudaki yetkinin doğrudan Bakanlığa tanınması dinlenme hakkına getirilen sınırlamayı kanunilik unsurundan yoksun kılmaktadır. Bu itibarla dinlenme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
%2. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 50. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 50. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kural, Anayasa’nın 13. ve 50. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 123., 124. ve 128. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 153. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
C. Kanun’un 14. Maddesiyle 5235 Sayılı Kanun’un 30. Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesine Eklenen “..., Cumhuriyet başsavcıvekili...” İbaresinin, Birinci Fıkrasına Eklenen Üçüncü Cümlenin ve 15. Maddesiyle Anılan Kanun’un 44. Maddesine Eklenen “...ve Cumhuriyet başsavcıvekilleri...” İbaresinin İncelenmesi
%2. Adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 2. maddesine göre adli yargı ilk derece mahkemeleri, hukuk ve ceza mahkemeleridir. Kanun’un 3. maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin ikinci derece adli yargı mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. 26. maddeye göre de bölge adliye mahkemeleri; başkanlık, ceza daireleri başkanlar kurulu, hukuk daireleri başkanlar kurulu, daireler, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, bölge adliye mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşmaktadır.
%2. 30. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde her bölge adliye mahkemesinde bir Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu hükme bağlanmıştır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde de bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet başsavcıvekili ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısından oluştuğu belirtilmiştir. Söz konusu cümlede yer alan “..., Cumhuriyet başsavcıvekili...” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini oluşturmaktadır. Fıkranın dava konusu üçüncü cümlesinde ise iş durumunun gerekli kıldığı yerlere birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekilinin atanabileceği hüküm altına alınmıştır.
%2. Anılan maddenin ikinci fıkrasında Cumhuriyet başsavcıvekilinin 19. maddede belirtilen görevleri yerine getireceği belirtilmiştir. 19. maddede Cumhuriyet başsavcısının verdiği görevleri yerine getirmek, Cumhuriyet savcılarının adli ve idari görevlerine ilişkin işlemlerini inceleyip Cumhuriyet başsavcısına bilgi vermek, gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, Cumhuriyet başsavcısının yokluğunda ona vekâlet etmek Cumhuriyet başsavcıvekilinin görevleri arasında sayılmıştır.
%2. 44. maddede de bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet başsavcıvekillerinin birinci sınıf olup birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş, Cumhuriyet savcılarının ise hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile bölge adliye mahkemesinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunan adli yargı hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Kurulunca (HSK) atanacağı belirtilmiştir. Söz konusu maddede yer alan “...ve Cumhuriyet başsavcıvekilleri...” ibaresi dava konusu bir diğer kuralı oluşturmaktadır.
%2. Bu itibarla dava konusu kurallarla Cumhuriyet başsavcıvekilinin de bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı kadrosuna eklendiği ve atamasının HSK tarafından yapılmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
%2. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların yürürlüğe girmesinden önce bölge adliye mahkemelerinde Cumhuriyet başsavcılıklarında en kıdemli Cumhuriyet savcısının Cumhuriyet başsavcıvekilliği görevini yerine getirdiği, kurallarla bir veya birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekilinin HSK tarafından atanacağının öngörülmesinde herhangi bir kamu yararının bulunmadığı, kuralların yürütme erkinin veya üçüncü kişilerin başsavcılık dosyalarına nüfuz etmesine neden olduğu, bu durumun yargı bağımsızlığını zedelediği belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 9., 10., 13., 36., 40., 128., 138., 139. ve 140. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
%2. Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” başlıklı 140. maddesinin ikinci fıkrasında hâkimlerin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa edecekleri belirtilmiş; üçüncü fıkrasında ise hâkim ve Cumhuriyet savcılarının nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik hâlleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
%2. Anayasa’nın 159. maddesinin sekizinci fıkrasında hâkim ve savcıların atanma ve yer değiştirmesinde yetkili mercinin HSK olduğu belirtilerek bu konuda HSK’ya anayasal bir yetki tanınmıştır. Böylece derece mahkemeleri ile yüksek mahkemelerde görev yapan hâkim ve savcılar arasında bir ayrım gözetilmeksizin tüm hâkim ve savcıların atanması ve yer değiştirmesinde münhasıran HSK yetkili kılınmıştır. Gereken şartlara sahip olan hâkim ve savcıların bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilliğine atama yetkisi HSK’ya ait olduğu gibi bu görevden başka bir göreve atama yetkisi de yine HSK’ya aittir.
%2. 5235 sayılı Kanun’un dava konusu kuralların da yer aldığı 30. ve 44. maddelerinde bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilinin kanunda öngörülen nesnel şartları sağlayan hâkim ve savcılar arasından HSK tarafından atanacağı öngörülmüş olup atama usulünün diğer hâkim ve savcılar ile bölge adliye mahkemesi başkan, Cumhuriyet başsavcısı, üyeleri ve savcılarının atanması usulünden farklılaşan bir yönünün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
%2. Hâkim ve savcıların atanma ve yer değiştirmesinde yetkili merciin HSK olduğunu düzenleyen Anayasa’nın 159. maddesi gereğince bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilinin HSK tarafından atanacağını öngören kuralların Anayasa’nın 140. maddesiyle bağdaşmayan bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
%2. Ayrıca kuralların gerekçesinde bölge adliye mahkemelerinde Cumhuriyet savcılarından en kıdemlisinin başsavcıvekilliği görevini yerine getirmesi nedeniyle emeklilik ve atamalardan dolayı başsavcıvekillerinin sürekli değiştiği, bu durumun önlenmesi amacıyla bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıvekilinin HSK tarafından atanması yönünde değişiklik yapıldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kurallarla bölge adliye mahkemeleri kadrosunda bir veya iş durumunun gerekli kıldığı hâllerde birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekiline yer verilmesinin söz konusu ünvan altında yerine getirilecek görevde sürekliliğin sağlanmasına katkı sunacağı açıktır. Bu itibarla kuralların kamu yararı dışında bir amaca yönelik olarak ihdas edildiği söylenemez.
%2. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. ve 140. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa’nın 128. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. ve 140. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 128. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 9., 10., 13., 36., 40., 138. ve 139. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Ç. Kanun’un 16. Maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 226. Maddesinin Değiştirilen (4) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi
%2. 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinde yargılama sürecinde suçun niteliğinde değişiklik olması durumunda yapılması gereken işlemler düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında sanığın suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkrayla sanığa suçun hukuki niteliğinin değiştiğinin önceden haber verilmesi ve bu çerçevede sanığın savunmasının alınması bir zorunluluk olarak öngörülmüştür.
%2. Maddenin (2) numaralı fıkrasında cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâllerin ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığı durumlarda (1) numaralı fıkranın uygulanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla bu hâllerde de sanığa önceden haber verilerek savunmasının alınması bir zorunluluk olarak düzenlenmiştir.
%2. (3) numaralı fıkraya göre ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde, başka bir ifadeyle (1) ve (2) numaralı fıkralarda sayılan durumların gerçekleşmesi hâlinde talebinin bulunması üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
%2. (4) numaralı fıkranın birinci cümlesinde (1) ila (3) numaralı fıkralar çerçevesinde yapılacak yazılı bildirimlerin, sanığa ve varsa müdafiye yapılacağı, ikinci cümlesinde müdafinin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanacağı belirtilmiştir. Fıkranın dava konusu üçüncü cümlesinde ise sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi hâlinde müdafiye yapılan bildirimlerin yeterli kabul edileceği öngörülmüştür.
%2. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla mahkemenin, sanığın adresini araştırma yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığı, sanığa duruşmaya katılamama konusunda mazeret sunma imkânının tanınmadığı, yargılamanın hızlı şekilde tamamlanması amacıyla savunma hakkına getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkını zedelediği, ayrıca konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının gereğinin de yerine getirilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 36., 90. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
%2. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.