Homeros'ta zengin fakir farkı değişmemiş.
‘The Odyssey’, Troya ve ötekiler üzerine
türküde söylendiği gibi, “zenginimizi bedel verir, askerimiz fakirdendir” yapısını homeros’ta da görmek tarihin bu açıdan çok da değişmediğini gösterir.
türküde söylendiği gibi, “zenginimizi bedel verir, askerimiz fakirdendir” yapısını homeros’ta da görmek tarihin bu açıdan çok da değişmediğini gösterir.
Suat DÜLGER - Eski Erzurum CHP İl Başkanı - Silivri 1 No’lu Cezaevi
Troya üzerine farklı okumalar yapmış, araştırma içerisinde olmuş ve Mart 2026'da SAY Yayınlarından Troya adlı kitabı yayınlanmış biri olarak ünlü yönetmen Christopher Nolan'ın Odysseus üzerine film yapacağı aylardır gündemde olunca meraklı bir bekleyiş içerisindeydim. Filmi ülkemizde gösterime girer girmez izleyecektim. Ancak 23 Mayıs 2026'da CHP Butlan açıklaması sonrasında, siyasi partiler kanununa muhalefetten tutuklandım.
Film gösterime girdi. Tutuklu olduğum için izleyemiyor. Cezaevine gelen gazetelerdeki ilgili yazılardan takip ediyorum. Bugüne kadar yapılan Troya'ya yönelik filmlerin büyük bölümünü izlemiş biri olarak konuya egemenlerin, güçlülerin bakış açısı dışında, ötekilerin ve alt sınıfların açısından birkaç kelam etmenin faydalı olacağını düşündüm.
TAHTA AT HİLESİ
Büyük ozan Homeros İlyada ve Odysseia destanlarında dünyayı oldukça etkileyen öyküler anlatmıştı, bu anlatı aristokratik-ataerkil egemenlerin bakış açısını yansıtmaktaydı. Gerek Homeros ve gerekse diğer antik yazarların satır aralarını okuyarak konunun içindeki ötekilerden bahsetmek mümkündür. Genel kabule göre MÖ 1200'lerde Yunanistan'dan gelen yaklaşık 100 binin üzerinde bir savaşçı grubu Troya'da Anadolu'nun birleşik kuvvetleri ile tarihin en büyük savaşlarından birini yapmıştır. Egemen anlatıya göre Troya prensi Paris misafir gittiği Sparta sarayında kendinden otuz yaş büyük kraliçe Helene'yi baştan çıkararak Troya'ya kaçırmış, Yunanlılar birleşik ordu kurarak prensesi kurtarmak için bugün Çanakkale dediğimiz Troya'ya savaşa gelmişler. On yılsonunda Odysseus'un bulduğu "Tahta At" hilesi ile şehri düşürmüş, eli silah tutan erkekleri kılıçtan geçirmiş, kadın ve çocukları köleleştirerek şehri yağmalayarak yıkmış, ülkelerine dönmüşlerdir. Oysa Heredotos ünlü tarih kitabında, Paris'in Helene'yi kaçırarak Mısır'a götürdüğü, Mısırlıların durumu anlayınca Helene'yi onun elinden aldığı, Paris'in Troya'ya yalnız döndüğünü yazar. Bu bilgiyi Homeros'un bildiği ama eserlerinde kullanmadığını bildirir. Ayrıca Yunanlıların da bunu bildiği ancak yine de Troya'ya savaşa gittiğini iddia eder. Derinliğine incelediğimizde Troya savaşının asıl nedeni Akdeniz ve Ege'de güçlenmiş Yunan-Hellen uygarlığının koloni arayışı olduğunu görürüz. Verimli Troya ovasına, maden ve ağaç zengini Kaz Dağlarına ve Çanakkale Boğazına hükmetmek asıl amaçtır. Böylece Helene bahanesiyle Kuzey Ege bölgesi, Frigya koloni haline getirilecekti.
Nitekim çağımızda emperyalistler benzer oyunları Irak ve İran'da tekerrür etmiş, Irak'a kitle imha silahları bahanesiyle, İran'a bugün atom bombası gerekçesiyle saldırmaktadır. Oysa asıl amaç emperyalist sömürüdür. Aradan 3200 kadar yıl geçmiş, emperyal oyunlar değişmemiştir. Hiçbir film bu konuya değinmemiştir.
ERKEK EGEMEN DÜZEN
Troya konusuna egemen bakışın bir diğer iddiası, kadını ikinci planda tutan, onu yok sayan anlayıştır. Bunu Homeros'ta da görürüz, şöyle ki egemen aristokratik bakışa göre kocası Odysseus'a sadık kalmış Penelope sadakatin ve iffetin simgesidir. Agamemnon'un karısı Klytaimnestra ise sadakatsizliğin ve ihanetin sembolüdür. Oysa her iki karakterin aristokratik egemen dünyaya bakış farklılığı bu yoruma neden olmuştur. Klytaimnestra başka kadınlarla aşk hayatı yaşayan kocasına karşı çıkmış, üzerine getirilen kuma ile birlikte müthiş bir tuzakla Troya fatihini öldürmüştür. Egemen bakış kocasına karşı sevgili edinen ve öldüren Klytaimnestra'yı kötü karakter olarak sunmuştur. Aristokratik egemen düzene karşı çıkmayan, iffetli görüntüsüne rağmen nerede ise tüm talipliler ile birlikte olan, kocasının evi yağmalanırken bir kurtuluş stratejisi geliştirmeyen Penelope ideal tipine dönüşmüştür. Bunun asıl nedeni erkek egemen düzeni kabul etmiş olması demektir. Bu iki kadına bakış farklılığının temel nedeni işte bu krallardır. Ayrıca Agamemnon ile Akhilleus'un kavga etmesine neden olan ve Homeros tarafından övülen Briseis de aynı şekilde düzene dâhil olduğu için olumlu özellikler yüklenilen karakterdir. Erkeklerle eşit olmayı düşünen kadınlar Homeros metinlerinde bile olumsuz gösterilir.
Odysseus'a gelince, zeki ve kurnazdır, Homeros'un ideal kralıdır. Evine dönmek için çaba harcayan baba, eş ve adil kral olarak gösterilir. Oysa gerek Troya ve diğer yerlerde ganimet arayan, ülkelere saldıran emperyal hedefleri olan askeri bir kahramandır. Yine yurdunu savunanlar Odysseus destanında Tepegöz, Büyücü, İnsanyiyen, Cani Ötücü Kuş ve benzeri yaratıklar olarak gösterilmiştir. Zamanımızın hiçbir filmi konuya buradan bakmıyor. Akdeniz'in Sicilya, Malta, Cerba vb. adalarındaki ve Trakya'daki Ismaros (Dedeağaç) halkları sırf yurtlarını savundukları için kötü gösterilirken, Odysseus'un evine gelerek dul kraliçeye talip olanlar kötü gösterilir. Oysa Yunan geleneğinde bekâr veya dul kadına taliplilerin olması töreye uygundur. Bu halde Odysseus'un yağmacılığına olumlu özellikler yüklenirken diğer halklara bunun tanınmaması egemenlerin bakış açısıdır.
SINIFSAL ÇELİŞKİ
Odysseus'un talipliler ile mücadelesine sınıfsal açıdan baktığımızda evindeki köle süt nine ve çobanları ona hep sadık kalmış, kendisi gibi aristokrat olan talipliler karısına ve mülküne göz koymuştur. Çalışanlarının sayesinde evini yağmadan kurtaran Odysseus, bu sınıfsal çelişkiye dair bir aydınlanma yaşamamıştır ancak herhangi bir filmde bunu göstermez. En trajik olan ise evine dönen Odysseus'u yaşlı köpeği Argos'tan başka kimsenin tanımamasıdır.
Yukarıda yazdıklarımız ötekiler açısından İlyada ve Odyssea destanlarına bakışımızdır. Bu yazdıklarımız Homeros'un bu iki şaheserinin değerini düşürmez. Homeros dünya edebiyatı için şiir ve destanda çağlar boyu aşılamaz dev eserler meydana getirdiği gibi savaşın acımasızlığı ve yıkıcılığını sonraki yazarlara miras bırakmıştır. Türküde söylendiği gibi, "Zenginimizi bedel verir, askerimiz fakirdendir." yapısını Homeros'ta da görmek tarihin bu açıdan çok da değişmediğini gösterir. Savaşın kucağında Palamedes ve Aias'ın tasfiye edilmesinde aynı tarafta olanların bile birbirine karşı acımasızlığını bize gösterir. Ayrıca ölümsüz bir hayatı reddederek ölümlü bir hayatta, ülkesinde mutluluğu arama arzusu Odysseus'un felsefedeki mutluluk nedir sorusunda bir ipucudur. Homeros'un bu iki eseri edebiyatla sınırlı kalmamış, Yunan dinini de kurmuştur. İlk filozoflar bu dinin eleştirisi sayesinde felsefeye ulaşmıştır. Böylece Homeros felsefenin ilham kaynağı olmuştur. Yunan tiyatrosu da Homeros'un hikâyelerinin sahnelenmesiyle başlar.
Homeros'un eserlerine ötekiler ve uygarlık etkisi bağlamında farklı bakışları, sınıfları ele alan ürünlerin çoğalması insanlık için yol gösterici olacaktır. Egemen bakışın dışında yukarıdaki açılardan da "The Odyssey" filmine bakmak mümkündür.