Borçla ayakta kalmışız.
‘TOPLUM BORÇLA AYAKTA KALIYOR’
siyaset bilimi uzmanı abdullah yeniekinci, toplumun borçla ayakta kaldığını ve ekonominin kredi kartlarıyla döndüğünü belirtti.
toplumun borçla ayakta kaldığını ifade eden siyaset bilimi uzmanı abdullah yeniekinci, ekonominin ise kartla döndüğüne dikkat çekti.
Toplumun borçla ayakta kaldığını ifade eden Siyaset Bilimi Uzmanı Abdullah Yeniekinci, ekonominin ise kartla döndüğüne dikkat çekti.
Temel sorun paranın yokluğu değil, piyasalarda akışın bozulması
Türkiye ekonomisinde temel sorunun para yokluğu olmadığını piyasalarda akışının bozulması olduğunu kaydeden Yeniekinci, ‘’Piyasada alışveriş sürüyormuş gibi gözüküyor, ancak tüketim büyük ölçüde kredi kartı ve borç üzerinden ilerlediği gerçeğini unutmamak gerek. Maalesef vatandaşta nakit olmadığı, gelir gider dengesini sağlayamadığı için kart limitini kullanmak zorunda bırakılmıştır’’ değerlendirmesinde bulundu.
Yüksek faiz, yatırımın önündeki en büyük engel
Merkez Bankasının faiz politikasını sabit tuttuğunu hatırlatan Yeniekinci, ‘’TCMB politika faizini yüzde 37 seviyesinde tuttu. Bu oran kredi kartı, ihtiyaç kredisi ve ticari kredi maliyetlerini kaçınılmaz olarak yukarı taşıyor. Yüksek faiz, sanayicinin yatırım yapmasının önünde en büyük engel olmasının yanı sıra kaçınılmaz olarak gerek büyük, gerekse küçük ölçekli esnafın işletme sermayesinde daralmaya neden olmaktadır. Çiftçinin üretim finansmanını zorlaştırmaktadır. Çünkü üretici kredi maliyetini fiyata yansıttığında enflasyon baskısı da kendiliğinden kaçınılmaz olarak artmaktadır’’ şeklinde konuştu.
Esnafın siftahsız dükkan kapattığını hatta birçoğunun mesleği bıraktığını belirten Yeniekinci, ‘’Sanayicinin çiftçinin esnafın durumu maalesef ekonomide ki çıkmazın gözler önüne serildiğini göstermektedir. Türkiye’de kredi kartı sayısı 150 milyona yaklaşırken banka kartı sayısı 220 milyon sınırını aştığı bilinmektedir. Bu kart kullanımındaki artış bize yalnızca ödeme teknolojisinin yaygınlaşmasını anlatmıyor. Aynı zamanda market, akaryakıt, giyim, eğitim ve sağlık harcamalarının karta yüklenmesi, hane gelirindeki yetersizliği de ortaya koyuyor’’ ifadelerini kullandı.
Enflasyonun düşmesinin fiyatların düştüğü anlamı taşımayacağını sözlerine ekleyen Yeniekinci, ‘’Ne acıdır ki bu ekonomik yapının kaçınılmaz toplumsal sonucunun faturası topluma ağır şekilde ödetilmektedir. Kaçınılmaz sonuçlardan bazılarını hepimiz gündelik iş ve gündelik sosyal hayatımızda yaşıyoruz. Borçluluk artarken aile bütçesi bozulmaktadır. Bunun sonuçlarından birisi de icra dosyalarının her geçen gün çoğalmasıdır. Esnaf kepenk kapatır, üretici toprağından uzaklaşır, sanayici yatırımı sınırlar. Gençler gelecek umudunu kaybeder, nitelikli iş gücü yurt dışına yönelir, evlilik ve çocuk sahibi olma kararları ertelenir. Bunlar hep dengesiz ve kontrol edilemez bir kısır döngü ekonomi politikasının kaçınılmaz sonuçlarından bazılarıdır’’ dedi.
Yoksulluk arttıkça suç, kayıt dışı ve psikolojik sorunlar da büyür
Yeniekinci, ‘’Gelir dağılımındaki bozulma yalnızca ekonomik bir mesele olarak kalmadığını bilmemiz gerekiyor. Elbette faturası ağırdır. Toplumsal huzuru, aile ilişkilerini ve birlikte yaşama kültürünü doğrudan etkiler. Yoksulluk arttıkça suç, kayıt dışı çalışma, sosyal dışlanma, eğitimden kopuş ve psikolojik sorunlar da büyür. Orta sınıf zayıflar, toplum küçük bir varlıklı kesim ile geniş bir geçim sıkıntısı yaşayan kitle arasında sıkışır. Sürekli borç çevirmek zorunda kalan insan üretkenliğini, huzurunu ve geleceğe duyduğu güveni kaybeder’’ tespitini yaptı.
Ekonomik sorun zamanla toplumsal öfkeye dönüşür
‘Ekonomik sorun zamanla toplumsal öfkeye, kutuplaşmaya ve kurumlara güvensizliğe dönüşür’ diyen Siyaset Bilimi Uzmanı Abdullah Yeniekinci, konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘’Geçinemeyen insan yalnızca alışverişten vazgeçmez; hayallerinden, sosyal hayatından ve geleceğe ilişkin beklentilerinden de vazgeçer. Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla kredi kartı limiti değil; satın alma gücü yüksek ücret, düşük enflasyon, erişilebilir finansman ve üretime dayalı büyümedir. Ekonomi kartla, ticaret vadeyle, üretim pahalı krediyle döndüğü sürece rakamlardaki büyüme sokağa refah olarak yansımaz. Kısaca bir ekonomi, insanların ne kadar borçlanabildiğiyle değil, borçlanmadan ne kadar insanca yaşayabildiğiyle ölçülür.’’