Trump'ın el verdiği isim gündemdeymiş.
Trump kime el verdi, Erdoğan mı Fidan mı?
i̇ktidar bloku saray ve güvenlik bürokrasisi olarak ikiye ayrılıyor, bu durum nato zirvesi gibi önemli konularda belirginleşiyor.
i̇ktidar bloku esas olarak saray ve güvenlik bürokrasisi olarak ikiye ayrılıyor. cumhurbaşkanı erdoğan’ın varlığı ittifakı bugün için bir arada tutsa da nato zirvesi dahil her önemli konuda bu ikilik uç veriyor.
Ankara’da iki gün süren NATO toplantısı bitti. Siyasal İslamcıların ağzı kulaklarında. Müthiş bir iş başarmış gibi tam sayfa manşetler atıldı. Gerçi Trump’ın uçağı daha havalanmadan İran savaşının yeniden başlaması, S-400 ve F-35 meselesinin havada kalması havalarını biraz söndürdü ama enseyi karartmadılar. Bir haftadır Türkiye ve Erdoğan’ın iki gün süren toplantının yıldızı olduğu anlatılıyor.
Çok açık ki zirvenin tek bir yıldızı vardı, o da ABD Başkanı Trump’tan başkası değildi. Her toplantıda söylediği sözler tartışıldı, gündem belirledi. Sevdiklerini, sevmediklerini, düşman bellediklerini tasnif etti. NATO’nun buna göre hizalanması gerektiğini ifade etti. AB ülkeleri buna çok ikna değil. Hâlâ ayak diredikleri başlıklar var. Ama Türkiye’den tam destek aldı.
Nasıl almasın? AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ne kadar sevdiğini, ne kadar güzel bir ilişkileri olduğunu anlatıp duran Trump’ın destek almama imkânı yoktu.
ERDOĞAN ZİRVEDEN İSTEDİĞİNİ ALDI MI?
İki gün boyunca Erdoğan-Trump arasında devam eden kompliman yarışı iktidarın istediği desteği aldığını gösteriyor. Bununla birlikte bu desteğin ülke içinde kimin işine yarayacağı, iktidar-muhalefet arasındaki mücadelede nasıl bir işlev gördüğünü hemen ertesinde gerçekleşen Çankaya Belediyesine yapılan operasyonda görmek mümkün. Ama esas merak edilen, Trump’ın AKP içinde süren mücadeleye dair bir renk verip vermeyeceği.
Güvenlik bürokrasisi ve Saray etrafı üzerinden devam eden, bugün için adı konulmamış bir mücadelenin varlığı artık herkes tarafından kabul ediliyor. Hatta bu tartışma "Türkiye, Azerbaycan mı Rusya mı olacak?" şeklinde sürüyor. Şimdilik medya etrafında dönen mücadele, çok yakında diğer alanlara da sirayet edecek boyuta geldi.
Erdoğan bugün için iki tarafın da kabul ettiği ve ihtiyaç duyduğu bir figür. O yüzden kimse Erdoğan’la mücadeleye girmez/giremez. Bununla birlikte iktidar içi mücadelede Erdoğan’ın tarafının belli olması meseleyi karmaşıklaştırıyor. Ülkeyi kendi ailesinden ya da ona yakın bir ismin yönetmesini istemesi, taşları buna göre döşüyor olması gerilimi bugüne taşıyor. Erdoğan’ın artık Trump’la, Batı'yla kurduğu ilişkide, parti ve devlet mekanizmasını organize etme sürecinde bu durumu gözetmesi gerekiyor. Beş yıl önce Erdoğan’ın böyle bir sorunu yoktu. Ama bugün var. Kendisinden sonrasını bugünden düşünmek durumunda kaldı.
HAKAN FİDAN YENİDEN SAHNEDE
Yukarıdaki değerlendirmeyi üç başlıkta özetleyelim:
• İktidar içinde Saray ve güvenlik bürokrasisi arasında Erdoğan sonrasına dair bir mücadele var.
• Erdoğan bu mücadele içerisinde açık bir taraf.
Şimdi bu değerlendirmeler ışığında NATO zirvesine tekrar bakalım. Erdoğan ana aktör, buna kimsenin itirazı olmaz. İkinci ismin Hakan Fidan olduğu gerçeği de tartışma götürmez. Zirve öncesi ABD’li mevkidaşıyla yaptığı ikili görüşmeler, Putin’le gerçekleştirdiği kritik toplantı, Körfez ülkeleriyle kurduğu temas bir süredir gölgeye çekilen Fidan’ı yeniden siyaset sahnesine itti. Zirve sonrasında yaptığı değerlendirmelerin uluslararası medyada yer bulma şekli de ülke içindeki spotların Fidan’a dönmesine neden oldu.
YOL ÇOK YERDE ÇATALLAŞIYOR
Hakan Fidan isminin bugünlerde çok fazla konuşulması tesadüf değil. Tıpkı Bilal Erdoğan, Akın Gürlek, Berat Albayrak gibi isimlerin konuşulmasının tesadüf olmadığı gibi. Türkiye tarihsel bir kavşakta. Ülke, rejimin kendini tahkim edeceği ya da ondan kurtulacağı bir süreç içerisinde. Rejimden yana olan iktidar bloku ve bunun karşısında duran en geniş muhalefet bu yol ayrımının tarafları. Ama tek kavşak burası değil. Rejim kendini tahkim etme şansı yakaladığı anda da ikinci bir yol ayrımıyla karşı karşıya kalacak. Bu yol ayrımı sürecinin aktüel aktörleri de yukarıda saydığımız isimler olacak. Bu isimlerin atacağı her adım gelecekteki rejimin yönelimi ve başkanı hakkında bize ipuçları verecek.
O yüzden yargı bürokrasisinin medya operasyonları kadar Hakan Fidan’ın Putin’le yapacağı her direkt temas ya da ABD Dışişleri Bakanı Rubio ile olan samimiyeti ülke gündemini meşgul edecek.
AKP ve Erdoğan’ın yolu yine bir kavşağa çıktı. Tıpkı cemaat sürecinde olduğu gibi buradan kaçma ya da geriye dönme şansı yok. Yola devam etmek için Trump da yeterli olmayacak. Önümüzdeki yıllarda belki de dünya Trump’tan çok Rubio’yu konuşacak. O yüzden şimdi adım atmalı. Sorun şu ki 25 yıllık sürecin en zayıf anında böyle bir adım atmak büyük risk taşıyor.
Herkes CHP içinde odaklanmışken gerçek felç durumu iktidar blokunda yaşanabilir. NATO,-ABD, Çözüm Süreci, muhalefete dair yaklaşım, din-siyaset ilişkisi gibi başlıklar iktidar blokunun ayağına dolanma ihtimali çok yüksek.
NATO zirvesinin fotoğrafı başka videosu başka bir yere işaret ediyor. Erdoğan’ın sahneden inme vakti yaklaştıkça kulis hareketleniyor. Erdoğan’dan kısa süre içerisinde zayıflama ihtimaline rağmen tüm bunları kökünden çözecek zorunlu bir hamle gelebilir.