Yeni Parti sahaya çıkmış.
Türkiye'nin tarihsel dönemeci
türkiye'nin uzun süredir devam eden sancılı karşı devrim sürecinin son hesaplaşma eşiğine geldiğini belirten yazar, ülkenin i̇slamcı-faşist rejim tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguluyor. yeni parti'nin kuruluşu bu kuşatmaya karşı bir başkaldırı olarak görülüyor.
70-75 yıldır devam eden uzun ve sancılı karşı devrim süreci son hesaplaşma eşiğine gelmiş görünüyor. türkiye yakın ve vahim bir tehlike altında. ülke i̇slamcı-faşist bir rejim tehlikesiyle karşı karşıya. yeni parti'nin ortaya çıkışı dâhil yükselen toplumsal muhalefet söz konusu karşı devrim sürecine ve gerici kuşatmaya karşı bir başkaldırıdır.
Türkiye, Cumhuriyet devrimine ihanet etmenin ağır ve trajik sonuçlarını yaşıyor. Ülke, akılcı ve laik kamu düzenin çöküşünün enkazı altında bir çıkış arıyor. Sadece eğitim sistemi değil, bütün bir devlet ve toplum düzeninin çağından kopuşunun yol açtığı derin bir acıyı yaşıyor.
Her şey vasatın egemenliğine giriyor. Daha doğrusu, "vasat" bile bir niteliğe ve ortalamaya işaret ettiği için onu korumak bile neredeyse başarı sayılıyor. İyi olan eleniyor, nitelikli olan imha ediliyor. Büyük bir ülke adeta "kasaba yobazlığının" deney sahası haline getirilmeye çalışılıyor. Cehalet, niteliksizlik, geri olan öne çıkıyor. Toplum büyük bir şaşkınlıkla, onun bir bölümü de suç ortaklığının utancıyla başına ne geldiğini anlamaya çalışıyor.
İslam dünyasının 12-13. yüzyılda yaşadığı insanlık tarihinin en büyük entelektüel intiharının yarattığı Doğu'nun Orta Çağ’ı sürüyor. İslamcılar onu bir medeniyet modeli sanıyor. Sadece toplum değil, korkak Türk burjuvazisi de kendi devrimine ve Cumhuriyetine ihanetinin trajik sonuçlarını yaşıyor. Türkiye, İslam dünyasının hala aşamadığı Orta Çağ’ın içine çekiliyor.
Neredeyse 70-75 yıldır devam eden uzun ve sancılı karşı devrim süreci -ki bunu pasif bir karşı devrim süreci olarak niteleyebiliriz- son hesaplaşma eşiğine gelmiş görünüyor. Türkiye yakın ve vahim bir tehlike altında. Ülke İslamcı-faşist bir rejim tehlikesiyle karşı karşıya.
Emperyalizm ve küresel gericiliğin desteğiyle sürdürülen bu karşı devrim artık açık bir saldırıya dönüşmüş durumda. Çünkü siyasal İslamcılık bütün çabalarına, dış desteğine, ülkede yaşanan aydın ihanetine karşın bir türlü dikiş tutturamıyor. Toplum direniyor. Emperyalizmin ve Türkiye gericiliğinin, bu ülkenin aydınlanma birikimini ve ilerici geleneğini hafife aldığı anlaşılıyor. Çok ciddi bir hesap hatası yaptılar. Soylu bir aydın direnişi gelişiyor.
YENİ PARTİ'Yİ YARATAN KOŞULLAR
İşte Yeni Parti'nin ortaya çıkışı dâhil yükselen toplumsal muhalefet söz konusu 70-75 yıllık karşı devrim sürecine ve gerici kuşatmaya karşı bir başkaldırıdır. Bu toplumsal itiraz ve direniş deyim uygunsa bir “isyan” diye okunmalıdır. Bu tablo genel geçer sosyolojik analizlerle açıklanamaz.
Derin ekonomik kriz, adalet düzeninin çöküşü ve yoksullaşmaya karşı da tarihsel oylumu olan bir direniş ile karşı karşıyayız. Yeni Parti’nin kuruluş sürecinde yaşananlar bile tek başına farklı bir toplumsal gelişmeyle yüz yüze olduğumuzu ortaya koyuyor.
Türkiye tarihsel bir hesaplaşma eşiğine, yönünün yeniden tayin edileceği bir kavşağa gelmiş durumda. Geçen yüzyılda yarım kalmış bir hesaplaşmadır bu. Gericilikle, feodal ideoloji ve kurumlarla hesaplaşmasını ve eleştirisini tamamlayamayan toplumlar, aydınlanma ve modernleşme atılımlarını sürdüremezler. Batı'da bu eleştiri ve hesaplaşma tamamlanmıştır. Cumhuriyet devriminin en büyük sorunu budur.
Dolayısıyla, çok yönlü ve çok katlı bir karşı devrim saldırısıyla karşı karşıya olan Türkiye'de bu ablukaya karşı güçlü bir karşı koyuşun, deyim uygunsa bir "nefsi müdafaanın” gelişmesi de son derece doğaldır. Tarihsel akışın ve diyalektiğin gereğidir. Yeni Parti'nin kuruluşu ve yükselen toplumsal muhalefet böyle okunmalıdır.
TARİHSEL HESAPLAŞMA KAVŞAĞI
Ülke kritik bir düzlüğe, kaderini yeniden belirleneceği bir dönemece giriyor. Türkiye ya dinci-faşist bir dikta rejimine sürüklenecek ya da demokratik ve aydınlanmacı bir Cumhuriyet yoluna girecek. Bir uzlaşma sağlamak, ortalama almak zor göründüğü gibi, böyle bir hibrit rejim, neredeyse ilk seçenek kadar kötü olacağı için doğru da değildir. Söz konusu hesaplaşma da tartışma da bitirilmelidir. Türkiye bu yükle 21. yüzyılda yoluna devam edemez. İyi olanın elendiği, kötü ve niteliksiz olanın yükseldiği dahası inanç merkezli bir bilgi anlayışının egemen olduğu bir ülke en fazla kıytırık bir Orta Doğu hurma cumhuriyeti olur.
Türkiye’nin tarihsel birikimi, kültürel dokusu sahip olduğu aydınlanmacı ve ilerici gelenek bu modele sığmaz. Gerilimin temeli bu olgudur.
HESAPLAŞMA ŞART!
Karşı devrim sürecinin, gerici saldırının ülkeye ve topluma maliyeti ağır oldu. Bu nedenle toparlanması, ayağa kalkışı ve yeniden bir atılımı başlatması kolay olmayacaktır. Bu ancak açık ve kesin bir hesaplaşmanın üzerinden yükselebilir. Geçmişin suçları ülkeye ve topluma yapılan kötülükten, aydın kıyımını örtbas ederek Türkiye yeni ve aydınlık bir gelecek kuramaz. Deyim uygunsa “yapılanın yapanın yanına kar kaldığı” bir düzen zaten ayakta da kalamaz.
Niteliksizleşme öyle boyutlara ulaştı ki, bilimi savunmak bile neredeyse suç haline geldi. Yeni Parti böyle bir tarihsel ve toplumsal ortama doğduğunu bilince çıkarmalıdır. Daha da önemlisi tarihsel görevinin farkında olmalıdır. Bu farkındalığa sahip olunduğunu düşünüyorum.
Değilse, tarihin çağrısına doğru yanıt veremeyenler, onun biçtiği cezaya razı olurlar. Dünya tarihi böyle örneklerle doludur.
FİLOZOF KERTENKELELER!
Yozlaşma, niteliksizleşme, vasatın egemenliği dönemin karakteristiği haline gelince, bundan ilk etkilenen alanlardan biri de medya oldu. Ancak medyanın/basının bu süreçte ikili bir işlevi var; bir yandan kendisi sığlaşır, niteliksizleşir, bilim ve edebiyattan koparken, diğer yandan da bu niteliksizleşmeyi ve cehaleti topluma yayıyor. Toplumun bilinç tutulması ve aklının kuşatılmasının en etkin aracı haline geliyor. Bu nedenle İslamcı iktidar önce medyayı ele geçirmeyi hedefledi. Süreç hala devam ediyor.
Ortalık, Heinrich Heine'nin "bilge kertenkelelerinden" geçilmiyor. Kafalarıyla değil de kuyruklarıyla felsefe yapan bu “Lucca Şehri” kertenkeleleri medyadan, edebiyata, akademiden kahveye hayatın her alanında. Beyinleri küçük, kuyrukları büyük bu sürüngenler her konuda felsefe yapıyor, ideoloji üretiyor, kanaat ve değer yargısı oluşturuyor.
Heine'nin bu “filozof” sürüngenlerinin yarattığı okuryazarlar biteviye cehalet üretiyor. Kendinden menkul tezler ortaya atıyor, hiç kaygı duymuyor, temel kavramları bile düzgün ifade edemiyorlar. Ancak, topluma ve ülke hayatına yön verecek her konuda konuşuyorlar. Daha önemlisi eğitime ve devlete de egemen oluyorlar.
Hal böyle olunca toplum “ortak iyi”yi yitiriyor. İnsanlar bir toplum ve ulus olma özelliğini yitirmeye başlıyor. Saldırgan, ilkel, kıyıcı, cahil ve yağmacı yeni bir “sosyete” oluşuyor. İnsan düşürülüyor, toplum dibe çekiliyor.
Heine "Lucca Şehri" adlı kitabını hayali bir seyahat günlüğü formatında 1820'de yazar. Şeytan bakışlı, beyinleri yerine kuyruklarıyla düşünen kertenkelelerin yaşadığı Apennine adlı bir koloniye doğru yola çıkar. Bu adada, Lucca adlı kentte yaşayan “bilge kuyruklu” kaya sürüngenlerini keşfeder. Bu kertenkele Heine'nin gezginine (anlatıcıya) doğanın ve evrenin bilgisini ve sırlarını anlatırlar. Ciddi kitaptır. Öyle ki Heine, Lucca kenti sakini yaşlı bir kertenkelenin dönemin Alman felsefecilerinden daha çok şey bildiğini söyler. Bu inatçı örtük bir eleştiridir.
Heine bu metaforu sonraki kitaplarında sürdürmez, büyük eseri "Almanya'da Din ve Felsefenin Tarihi Üzerine" kitabını (1833) yazar. Spinoza ve Hegel arasında bir bağ kurmaya çalışır. Almanya’da hakkında soruşturma açılınca Paris'e gider, burada Marx ile arkadaşlık yapar. Engels onun "Din ve Felsefe Tarihi Üzerine" adlı eseri hakkında "Alman felsefesi ve eleştirisinin barındırdığı devrimci potansiyeli tümüyle kavramayı başarmış olan ilk eser" diye över.
Heine Marksist değildir, örgütlü mücadele içinde yer almaz ama Alman sosyalistleri onu kendi felsefi, edebi ve entelektüel tarihlerinin bir parçası olarak kabul eder. Kendine özgü bir filozoftur. Onun "Lucca Şehri" kitabı, “Seyahat Tabloları” alt başlığıyla da üç cilt halinde Pertev Naili Boratav tarafından Türkçe'ye çevrilerek 1945'te Milli Eğitim Bakanlığı yayınlarından çıkar. Yabancımız değildir.
YENİ SİYASET TARZI
Yeni Parti'nin kuruluşuyla beraber bir "yeni nesil siyaset" kavramı da dolaşıma sokuldu. Önemlidir. Yeni bir siyaset tarzını da yaşama geçirmek eskiden kopuş için şarttır. Türkiye'nin ilerici entelektüel birikimini içerecek ve harekete geçirecek; toplumun katılımını sağlayacak “ideolojik” ön yargılardan arınmış ve nihayet “tutucu” değil, devrimci ve dinamik bir siyaset tarzı geliştirilmelidir. Emek ve meslek örgütleriyle yürüyen, gençliği harekete geçiren bir siyaset tarzı. CHP’yi aşacak bir parti!
Bunun için öncelikle Heine'nin Lucca kentindeki kuyruklarıyla felsefe yapan "bilge" kertenkeleler ve akrabalarından uzak durmak gerekiyor. İşe, “sosyoloji” yerine "toplumsal yapı" vb. diyerek başlayabiliriz. Sosyoloji “toplum bilim” demektir, yerinde kullanılırsa iyi bir kavramdır.